Hep söylediğim bir şey var: Ölçmeyi değiştirmeden sistemi değiştiremezsiniz.

Eğitim programlarını yenileyebilir, ders çizelgelerine yeni başlıklar ekleyebilir, okulları teknolojiyle donatabilir ve öğrencilere çağın becerilerini kazandırmaktan söz edebilirsiniz. Ancak öğrencilerin geleceğini belirleyen sınavlar aynı bilgi alanlarını ve aynı başarı anlayışını ölçmeye devam ediyorsa sistemin yönü de değişmez.

Çünkü sınav yalnızca öğrencinin ne bildiğini belirlemez. Öğretmenin sınıfta neye zaman ayıracağını, okulun hangi derslere yatırım yapacağını, velinin hangi eğitimi önemli göreceğini ve öğrencinin emeğini hangi alana yönelteceğini de belirler.

Sınavların öğretim programı üzerindeki etkisini inceleyen araştırmalar bu ilişkinin oldukça güçlü olduğunu gösteriyor. Au’nun (2007), 49 nitel araştırmayı bir araya getirdiği araştırmasında, sınav baskısının öğretim içeriğini ölçülen alanlara doğru daraltabildiği, bilgiyi testlerde sorulabilecek küçük parçalara bölebildiği ve öğretmen merkezli öğretimi güçlendirebildiği görülmüştür. OECD’nin Türkiye değerlendirmesinde de merkezî sınavların öğrencileri ve öğretmenleri sınırlı sayıdaki öğrenme görevlerine yönelttiği; portfolyo, araştırma, yazılı anlatım ve performans değerlendirmesi gibi yöntemlerin yeterince kullanılmadığı belirtilmektedir (OECD, 2019).

Bu nedenle eğitim sisteminde neye değer verdiğimizi anlamak için yalnızca öğretim programlarına değil, sınavlarda neyi ölçtüğümüze de bakmamız gerekir.

Sistemde hiç farklılaşma yok mu?

Türkiye’de yükseköğretime geçiş sisteminin bütün öğrencileri tamamen aynı derslerden ve aynı ağırlıklarla değerlendirdiğini söylemek doğru değildir.

2026 YKS üç oturumdan oluşmaktadır. Bütün adayların girmek zorunda olduğu Temel Yeterlilik Testi’nde Türkçe, sosyal bilimler, temel matematik ve fen bilimleri testleri bulunmaktadır. Alan Yeterlilik Testleri’nde ise öğrencilerin cevaplamaları gereken testler ve puan hesaplamaları sayısal, eşit ağırlık ve sözel puan türlerine göre farklılaşmaktadır. Dil puanıyla öğrenci alan programlar için ayrıca Yabancı Dil Testi uygulanmaktadır (ÖSYM, 2026).

Dolayısıyla AYT aşamasında bir alan farklılaşması vardır. Tartışılması gereken konu, bu farklılaşmanın amaca uygun olup olmadığıdır.

Farklı bilgi ve beceriler gerektiren üniversite programları dört temel puan türü altında toplanmaktadır. Aynı puan türüyle öğrenci alan programların beklentileri ise her zaman aynı değildir. Bir program için ileri düzey matematik belirleyiciyken başka bir program için biyoloji, metin çözümleme, iletişim, yaratıcılık, yabancı dil veya proje geliştirme becerisi daha önemli olabilir.

Mevcut sistem öğrencileri belirli ölçüde alanlara ayırmakta, ancak üniversite programlarının kendine özgü ihtiyaçlarını sınırlı sayıdaki test kombinasyonuyla değerlendirmektedir.

Ortak temel ile yerleştirme ölçütü aynı şey değildir

Her öğrencinin ana dilini doğru kullanması, temel matematik bilgisine sahip olması, bilimsel düşünceyi kavraması, tarih ve toplum hakkında genel bir anlayış geliştirmesi önemlidir. Ortaöğretim yalnızca mesleğe hazırlık süreci değildir; aynı zamanda ortak kültür ve vatandaşlık eğitimi sunar.

Ancak bir bilginin bütün öğrenciler tarafından öğrenilmesi gerekli olabilirken, aynı bilginin her üniversite programına yerleştirmede aynı ölçüde belirleyici olması gerekmeyebilir.

Başka bir ifadeyle, bir dersin genel eğitim açısından önemli olması, bütün meslek alanlarına girişte aynı ağırlıkla kullanılması gerektiği anlamına gelmez.

İşletme veya girişimcilik alanına yönelen bir öğrencinin matematik bilgisinin yanında ekonomi, yabancı dil, iletişim ve proje geliştirme becerileri de önemlidir. Hukuk eğitimi için metin çözümleme, muhakeme ve ifade becerilerinin; tıp eğitimi için ise biyoloji ve kimya yeterliliğinin daha belirleyici olması doğaldır.

Bu nedenle ortak eğitimi korurken yükseköğretime yerleştirme ölçütlerini programların özelliklerine göre farklılaştırmak mümkündür.

Öğrenci hedeflediği programa göre sınava girebilse ne olur?

Daha esnek bir modelde bütün öğrenciler ortak bir temel yeterlilik sınavına girebilir. Türkçe okuryazarlığı, temel matematik, bilimsel düşünme, dijital okuryazarlık, vatandaşlık bilgisi ve işlevsel yabancı dil bu ortak bölümde değerlendirilebilir.

Bunun ardından öğrenciler, hedefledikleri yükseköğretim programlarının istediği alan sınavlarını seçebilir. Üniversiteler veya merkezi bir kurul, her program için gerekli dersleri ve bunların puan ağırlıklarını önceden ilan edebilir.

Mühendislik programları ileri matematik ve fiziğe, tıp programları biyoloji ve kimyaya, hukuk programları Türkçe, tarih, felsefe ve muhakeme becerilerine daha fazla ağırlık verebilir.

Bu yaklaşım sıra dışı değildir. Birleşik Krallık’ta yükseköğretim kurumlarının kabul koşulları programa göre değişebilmekte; belirli dersler ve sınav notlarının yanı sıra kabul sınavı, mülakat, deneyim veya portfolyo istenebilmektedir (UCAS, n.d.).

Program bazlı kabul ölçütleri, öğrencilerin lise yıllarında daha bilinçli seçimler yapmasını da sağlayabilir. Öğrenci yalnızca “Bu konudan sınavda kaç soru çıkacak?” diye değil, “Bu ders beni hedeflediğim alana nasıl hazırlayacak?” diye düşünmeye başlar.

Kâğıt üzerinde var, okulda yok

Ortaöğretim ders çizelgelerine baktığımızda aslında oldukça zengin bir seçmeli ders yapısıyla karşılaşıyoruz.

Anadolu ve fen liselerinin güncel çizelgelerinde Girişimcilik, Temel Hukuk Bilgisi, Demokrasi ve İnsan Hakları, İklim, Çevre ve Yenilikçi Çözümler, Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Güvenliği, Proje Tasarımı ve Uygulamaları, Astronomi ve Uzay Bilimleri gibi son derece değerli dersler bulunuyor (MEB TTKB, 2025).

Dahası, Anadolu liselerinde seçilebilecek seçmeli ders saati sayısı 11. sınıfta 20, 12. sınıfta 24 saattir. Fen liselerinde ise öğrencilerin 11. sınıfta 4, 12. sınıfta 8 saatlik seçmeli ders alanı bulunmaktadır. Resmî açıklamada seçmeli derslerin öğrencinin ilgi ve istekleri ile hedeflediği yükseköğretim programı doğrultusunda öğrenci, veli ve okul tarafından ortaklaşa belirlenmesi gerektiği ifade edilmektedir (MEB TTKB, 2025).

Kâğıt üzerinde son derece esnek bir sistem var. Fakat burada çok basit bir soru sormamız gerekiyor:

Siz hiç üniversite sınavına hazırlanan bir 11 veya 12. sınıf öğrencisinin Girişimcilik ya da Temel Hukuk Bilgisi dersini isteyerek seçtiğini gördünüz mü?

Elbette bu dersleri alan öğrenciler ve açan okullar olabilir. Ancak genel eğilimin bu yönde olmadığı açıktır. Çünkü öğrenci aynı saat içinde üniversite sınavında doğrudan karşısına çıkacak matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih veya edebiyat derslerinden birini alabilecekken sınavda karşılığı bulunmayan bir dersi seçmek istemeyebilir.

Bu, öğrencinin ilgisizliğinden çok sistemin oluşturduğu rasyonel bir tercihtir. Öğrenci, veli ve okul kendileri açısından yüksek sonuç doğuran alana yönelmektedir.

Öyleyse şu soruyu da sormalıyız: Kimsenin seçmediği veya çok az öğrencinin seçtiği dersler programda neden bulunuyor? Eğitim sistemi bu dersleri gerçekten önemli görüyorsa neden öğrencilerin geleceğini belirleyen değerlendirmelerde bu alanlarda kazandıkları yeterliliklere hiçbir karşılık vermiyor?

Bu dersleri kim öğretecek?

Seçmeli derslerle ilgili sorun yalnızca sınav baskısı değildir. Uygulama kapasitesi de en az ders çizelgesi kadar önemlidir.

Temel Hukuk Bilgisi, Girişimcilik, Proje Tasarımı ve Uygulamaları veya Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Güvenliği gibi dersler yalnızca programda bir başlık açılarak nitelikli biçimde öğretilemez.

Bu dersleri hangi branş öğretmeni verecektir? Öğretmen bu alanda lisans eğitimi almış mıdır? Gerekli hizmet içi eğitimler hazırlanmış mıdır? Öğretmenin üniversiteler, meslek kuruluşları ve alan uzmanlarıyla iş birliği yapabileceği bir yapı kurulmuş mudur?

Bir öğretmenin görevlendirilebiliyor olması, o öğretmenin ilgili alanın öğretiminde yeterli olduğu anlamına gelmez. Özellikle uygulama, proje ve gerçek yaşam deneyimi gerektiren derslerde alan bilgisi ile pedagojik yeterliliğin birlikte bulunması gerekir.

Ders çizelgesini genişletirken öğretmen yetiştirme ve hizmet içi eğitim sistemini aynı hızda geliştirmezsek yeni dersler okulun dönüşüm aracı olmaktan çıkar ve yalnızca programda görünen başlıklara dönüşür.

Bir dersin eğitim sisteminde gerçekten var olabilmesi için öğrencinin onu seçebilmesi, okulun açabilmesi, öğretmenin nitelikli biçimde yürütebilmesi ve ölçme sisteminin bu derste edinilen kazanımları önemli kabul etmesi gerekir.

İngilizce ortak değerlendirmeye girerse ne değişir?

İngilizce bugün Yabancı Dil Testi kapsamında, ağırlıklı olarak dil puanıyla öğrenci alan programlara yönelen adaylar için ölçülmektedir. Oysa İngilizce yalnızca yabancı dil bölümlerinin ihtiyacı değildir.

Mühendislikten tıbba, bilişimden işletmeye kadar birçok alanda güncel bilgiye ulaşmak, uluslararası kaynakları izlemek ve mesleki iletişim kurmak için yabancı dil gereklidir. İngilizcenin ortak yeterlilikler arasında yer alması, okulların bu derse ayırdığı zamanı, öğretmen niteliğine verdiği önemi ve öğrencilerin yabancı dile yaklaşımını değiştirebilir.

Ancak İngilizceyi sisteme eklemek, TYT’ye birkaç dil bilgisi sorusu koymak anlamına gelmemelidir. Böyle bir yaklaşım, mevcut test çözme kültürünü yabancı dil dersine taşımaktan başka sonuç üretmez.

Okuma ve dinleme becerileri merkezî olarak; yazma ve ilerleyen aşamalarda konuşma becerileri ise dijital uygulamalarla değerlendirilebilir. İngilizcenin bütün programlar için aynı sıralama ağırlığına sahip olması da gerekmez. Ortak bir asgari yeterlilik belirlenebilir veya programlar yabancı dile farklı ağırlıklar verebilir.

Bununla birlikte yabancı dil öğretimindeki bölgesel ve sosyoekonomik eşitsizlikler giderilmeden yapılacak yüksek riskli bir sınav yeni adaletsizlikler oluşturabilir. Bu nedenle değişiklik; öğretmen eğitimi, ücretsiz dijital kaynaklar, okul altyapısı ve kademeli geçiş planıyla birlikte yürütülmelidir.

Nasıl bir ölçme sistemi kurulabilir?

Merkezî sınavların tamamen kaldırılması Türkiye’nin öğrenci sayısı ve yükseköğretime olan talep dikkate alındığında gerçekçi görünmemektedir. Standartlaşma, şeffaflık ve karşılaştırılabilirlik önemlidir. Ancak merkezî sınavın bulunması, öğrencilerin yalnızca çoktan seçmeli sorularla ve birkaç genel puan türü üzerinden değerlendirilmesini zorunlu kılmaz.

Yeni sistem ortak yeterlilik, program bazlı alan değerlendirmesi ve performans kanıtlarını birlikte kullanabilir.

Ortak yeterlilik bölümünde Türkçe, temel matematik, bilimsel ve dijital okuryazarlık, vatandaşlık bilgisi ve işlevsel yabancı dil değerlendirilebilir. İkinci aşamada öğrenciler hedefledikleri programın gerektirdiği derslerden sınava girebilir. Üçüncü aşamada ise yalnızca uygun programlar için portfolyo, proje, uygulama, mülakat veya vaka analizi kullanılabilir.

Performans değerlendirmelerinin öznel olabileceği yönündeki itiraz haklıdır. Bu nedenle ortak rubrikler, anonim ve çift değerlendirici kullanımı, dış moderasyon, dijital kayıt, örneklem denetimi ve itiraz mekanizmaları geliştirilmelidir. Her bölüme aynı yöntemi uygulamak yerine, performans değerlendirmesi gerçekten gerekli olan programlarda kullanılmalıdır.

Değişim de bir anda bütün sisteme yayılmamalıdır. Öncelikle uygulamalı alanlarda pilot çalışmalar yapılabilir. Sonuçlar güvenilirlik, fırsat eşitliği ve yordama gücü açısından incelendikten sonra model kademeli olarak genişletilebilir.

Eğitim sisteminin gerçek programı sınavdır

Eğitim sisteminde yeni dersler açmak, öğretim programlarını beceri temelli hâle getirmek ve öğrenci merkezli eğitimden söz etmek değerlidir. Fakat sınav sistemi aynı kaldığında okulun günlük işleyişi de büyük ölçüde aynı kalır.

Öğrenciye girişimci olmasını söyleyip yalnızca doğru seçeneği işaretleme becerisini ölçemeyiz. Liderlik göstermesini isteyip ekip yönetme ve sorumluluk alma deneyimini yok sayamayız. İngilizce öğrenmesini bekleyip bu yeterliliği öğrencilerin büyük bölümü için görünmez bırakamayız. İlgi ve yeteneklerine göre ders seçmelerini isteyip sınavda yalnızca birkaç geleneksel ders alanına değer veremeyiz.

Ders çizelgesine yeni bir ders eklemek kolaydır. O dersi eğitim sisteminin gerçek bir parçası hâline getirmek ise öğretmen, içerik, uygulama ve değerlendirme boyutlarının birlikte tasarlanmasını gerektirir.

Bu nedenle aynı cümleyi tekrar etmek gerekiyor: Ölçmeyi değiştirmeden sistemi değiştiremezsiniz.

Sınav neyi ölçerse okul onu öğretir. Okul neyi öğretirse toplum da zamanla ona dönüşür.