Bazı acılar vardır; insan onların neden geldiğini anlayamaz. Ne bir kayıp yaşanmıştır ne de ortada görünür bir felaket vardır. Yine de insanın içinde bir şey kırılır, eski hayatına sığamaz olur. Psikolojide buna bazen “doğum sancısı” denir. Çünkü ruh da tıpkı beden gibi doğarken acı çeker.

Çoğumuz acının bir şeylerin bittiği yerde başladığını sanırız. Oysa bazı acılar, bir şeylerin başladığının habercisidir. Eski benliğin duvarları çatlamaya başladığında, insan kendini anlamsızlık, yalnızlık ve boşluk duygularının içinde bulabilir. Sanki hayatın anlamı kaybolmuş gibidir. Halbuki kaybolan anlam değil, artık işe yaramayan eski kimliktir.

Carl Jung’un şu sözü bunu çok güzel anlatır:

“Ağaç göğe yükselmek istiyorsa, kökleri cehenneme kadar uzanmalıdır.”

Büyümek, sanıldığı kadar romantik bir süreç değildir. Bir yanımız yeniye doğru ilerlemek isterken diğer yanımız tanıdık olanı bırakmamak için direnir. İşte doğum sancısı bu iki kuvvetin arasında sıkışmış ruhun sesidir.

Metafizik geleneklerde de benzer bir anlayış vardır. Tasavvufta buna “ölmeden önce ölmek” denir. Eski benliğin, eski arzuların, eski hikâyelerin yavaş yavaş çözülmesi… Çünkü insan bazen yeni bir hayata ancak eski kendisini gömdüğünde ulaşabilir. Kelebeğin doğabilmesi için kozanın parçalanması gerektiği gibi.

Bu yüzden hayatın bazı dönemlerinde her şeyin dağıldığını hissederiz. Dostluklar değişir, ilişkiler anlamını yitirir, yıllarca peşinden koştuğumuz hedefler bile içimizi doldurmaz olur. Ruh, eski evini terk etmektedir. Fakat henüz yenisine de ulaşamamıştır. En zor eşik budur.

Doğum sancısının en büyük yanılgısı, onun bir hastalık olduğunu düşünmektir. Oysa çoğu zaman bu sancı, ruhun daha geniş bir bilince doğru hareket ettiğinin işaretidir. İnsan kendisini kaybettiğini sanırken aslında ilk kez kendisine yaklaşmaktadır.

Belki de bu yüzden hayatın en karanlık dönemleri, geriye dönüp bakıldığında en kutsal dönemler olarak görünür. Çünkü insan o günlerde yıkıldığını sanırken, görünmeyen bir yerde yeniden kuruluyordur.

Ve belki de ruhun en büyük sırrı şudur: Her doğum biraz ölüm, her ölüm biraz doğum taşır. Acı, kapının kendisi değildir; yalnızca açıldığını haber veren sestir.