Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün çıktı ve ana muhalefet partisine aynen şu sözlerle yüklendi: "Dış politikada ders vermek sizin boynunuzu aşar. Gidin kalibrenize uygun işler kovalayın. Mesela koltuk kapmaca, salon kapmaca oynayın. Becerebiliyorsanız şaibesiz bir kurultay yapmayı öğrenin. Daha kavgasız, gürültüsüz tek bir gününüz yok."

Bu muazzam özgüvenli cümleleri duyduğum an, zihnimde ister istemez Türk siyasetinin o bitmek bilmeyen ironi defteri açıldı.

Hafızamı zorluyorum; AKP en son ne zaman çok adaylı, yarışmalı, heyecanlı ve sonucu önceden kestirilemeyen bir kurultay yaptı?

Cevap net: Hatırlamıyorum. Muhtemelen kendileri de hatırlamıyor. Çünkü rekabetin olmadığı yerde şaibe de olmaz; yarışacak ikinci bir iradeye alan açılmamıştır ki hile karışsın!

Ama şunu da unutmamak lazım başka bir aday olmamasına rağmen hediye dağıtılan saatler vardı. Sebebini anlamak zor. Malumun ilanı için hediye neden ki?

Meseleyi daha açık ve lezzetli konuşalım: AKP ve Cumhur İttifakı'nın diğer ortakları MHP, BBP... Hatta iktidarın "tek adamlaşmasına" isyan ederek yola çıkan, güya yeni nesil DEVA ve Gelecek Partisi... İş kurultay sandığına geldiğinde, bizim sağ siyasetimizin mutfağı ne yazık ki o geleneksel "katering/tabildot sistemi"nden öteye geçemiyor.

Hani o büyük şirketlerde öğle vakti yemekhaneye gidersiniz, duvara bir menü asılmıştır; bugün şansınıza bezelye ve bulgur pilavı vardır. Aşçıbaşı tabağı önünüze koyar, siz de "el mahkum" kaşıklarsınız. "Ben bugün az pişmiş antrikot ve yanında kuşkonmaz istiyorum" deme lüksünüz yoktur. Menüde ne varsa ona razı kalırsınız. İşte bizim sağ cenahta kurultay tam olarak budur.

Açın bakın son dönemdeki kurultay bilançolarına; tam bir "sağlık bakanlığı onaylı" steril mutfak! AKP kongresinde delegeler sandığa gidiyor, tek bir fire bile vermeden, " aynı isime oy veriyor.

MHP kongresine bakıyorsunuz, sistem daha da milimetrik bir diyet programı gibi; eksiksiz şekilde tüm delegeler Devlet Bahçeli’yi onaylıyor, bizzat liderin cebinden çıkan MYK listesinden tek bir isim bile çizilmiyor. Büyük iddialarla kurulan DEVA ve Gelecek Partisi'nde de senaryo milim şaşmıyor; Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu kendi salonlarında karşılarına tek bir rakip dahi çıkarttırmadan, tabakları tek başlarına silip süpürüyorlar.

Alternatifi olmayan, tek bir elden çıkan ve herkesin zorunlu olarak kaşıkladığı tabildot menüsünde elbette siparişler karışmaz, garsonlar hata yapmaz; ama dostlar, oradan bir gurme restoranı veya özgür bir tercih de çıkmaz!

İşin en acı ama bir o kadar da güldüren tarafı nedir bilir misiniz? Bu kurultaylardaki tabildot tiyatrosunun gerçek bir "seçim" olmadığını içerideki her bir delege, her bir yönetici aslında çok iyi biliyor. Kürsüye tek bir adam çıkıyor, sandığa tek bir liste atılıyor. Kongre öncesi dağıtılan o lüks saatler, o pahalı hediyeler ise önlerine konan bu zoraki menüye itiraz etmeden boyun eğen, o yemeğe razı kalan delegelere sunulan birer "müessese ikramı"ndan, bir nevi "yemeğin üstüne bir yorgunluk kahvesi için" kabulden başka bir şey değildir.

Ağustos 2001 tarihli, o meşhur kuruluş metnini hatırlayalım. O gün Ankara Bilkent Otel’de;

"Bugün Türk Siyaset Tarihi'ne lider oligarşisinin çöktüğü gün olarak, tekelci bir anlayış yerine kolektif aklın temsilcisi olan bir liderlik anlayışının yerleştiği gün olarak geçecek" diyordu. Parti içi demokrasiyi zorlayıcı tüzük kurallarıyla getireceklerini iddia ediyor, "Ben partimin benimle var olmasından yana değilim" diye söz veriyordu.

Bugün o salonda oturan gurmeler, o kurucu ilkelerin nasıl unufak edildiğini, lider oligarşisini yıkacağız diye çıkılan yolun sonunda nasıl mutlak bir "tek adam" sistemine ve tabildot düzenine biat ettiklerini bal gibi görüyorlar. Ama hiçbiri “Hergün makarna yemekten sıkıldık” demiyor. Çünkü o katering menüsünü reddetmek, masadan aç kalkmayı, o unvanları ve konforlu alanları kaybetmeyi göze almaktır. El mahkum, önündeki tabağı temizleyeceksin!

Muhalefetin kurultaylarında sandalyeler uçuşabilir, mutfakta aşçılar birbirine girebilir,; çünkü orada kusurlu da olsa yaşayan, yarışan, liderini sandıkla değiştirebilen, menüyü delegeye seçtiren nefes alan bir organizma vardır.

Kendi evinde tek bir aykırı sese tahammülü olmayan, delegeye tek seçenekli tabildot yemeği dayatan ve sandıktan "yüzde yüz" mutlak itaat çıkaran bir anlayışın, muhalefete dönüp "kalibre" ölçmeye kalkması ve "kurultay dersi" vermesi trajik bir ironidir.

Herkes gerçeği biliyor, herkes susuyor ve önlerine konan o tek tabağı muazzam bir 'şaibesizlik' illüzyonu içinde, "Bugün de doyduk çok şükür" diyerek alkışlamaya devam ediyor.

Herkese afiyet olsun.