Üzerinde bulunduğumuz coğrafyada yaşananlar, üzerinden geçen uzun yıllara karşın geçmişi anımsatıyor. Türkiye’de son günlerdeki siyasal gelişmeler, İbn-i Haldun’un “Mukaddime” de altını çizdiği, “coğrafya kaderdir “hükmünü doğruluyor.
İktidarın var gücüyle CHP’ye yüklendiği bu süreçte yapılanların, ülkenin içinde bulunduğu dar boğazdan çıkışına katkı bir yana; ekonomiyi bunalıma sokacağı ortada. Son kamuoyu araştırmaları, sokağa yansıyan geçim sıkıntısı kaynaklı yakınmaların, adil bir seçim ortamında; AKP-MHP İttifakının sandıktan zaferle çıkma olasılığının zayıflattığını gösteriyor.
ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırmalarıyla başlayan, bu süreci salt enerji kaynaklarını ele geçirme amaçlı değerlendirmek, inanç temelli dinler arası çatışma olarak nitelemek, son derece yanıltıcı olur.
Eski çağda dünya ekonomisine yöne veren, barut, kağıt ve pusula gibi yenilikçi buluşlarıyla çekim merkezi olan Çin’in bu kez teknoloji üretimiyle sahne ye çıkışı, Türkiye’de siyasete yön verenler, gerçekçi bir yaklaşımla değerlendirmek zorundalar.
ABD Başkanı'nın egemen devletlere karşı diplomaside başvurduğu, askeri güce dayalı baskıları, Venezuela’ da işbirlikçilerin yardımıyla başarılı oldu. Ancak ABD’nin, İran’daki askeri başarısızlığı, tarihsel gelişim içinde dünyada yeni bir düzenin kurulabileceğini gösteriyor.
ABD Başkanı'nın Varoufakis’in deyimiyle, “Tekno Feodaller ”den kurulu işadamlarıyla , Çin’e yaptığı ziyaret ile Nixon’ un 1972 yılında gerçekleştirdiği arasında dağlar kadar fark var. Nixon’un Çin yönetimini destekleyerek, Sovyetlere karşı yaptığı bu hamlenin, o dönemde ABD’nin elini güçlendirdiğine kuşku yok. Aradan geçen 50 yılda Çin’in üretim yeteneklerinin artışı, özellikle sayısal teknolojiyi geliştirmekteki başarıları, Trump’ı bu ülkeye karşı farklı bir diplomasi izlemek zorunda bıraktı.
Baş döndürücü hızla gelişen, iletişim teknolojisinin etkisiyle bu ziyaretin Dünya Siyasetini de etkileyeceği anlaşılıyor.
Biraz gerilere gidelim.
Osmanlı Devleti'nin 16.yy ortalarına kadar Çin ve Hindistan’daki üretim ile Batı arasındaki ticaret yollarını denetleyerek, büyümesini ancak Amerika Kıtasının keşfiyle bu üstünlüğünü yitirdiğini görmezden gelemeyiz.
Aynı dönemde Akdeniz’deki ticarete hakim olan Venedik ve diğer Adriyatik ülkelerinin oyundan çıkışlarına benzeyen gelişmeler, 21. yy. ölçeğinde yaşanıyor.
İspanyol ve Portekizlilerin Güney Amerika’da yağmaladıkları, altın ve gümüşlerle Eski Dünya’da kurulu dengeleri değiştirdikleri ve elde ettikleri parasal gücün, Osmanlı ekonomisini darmadağın ettiğini, unutmamalıyız.
Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar süren, kaynakları ve ticaret yollarını ele geçirme mücadelesinin, günümüzde farklı bir boyut kazandığı, gözlerden kaçırılmamalı.
Osmanlı Devleti, Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Rus Çarlığı gibi geniş egemenlik alanlarına sahip olan yapılar, 1.Dünya Savaşı bitiminde ulus devletler lehine tasfiye edildiler.
Henüz aradan 20 yıl geçmeden, 2. Dünya Savaşı sonuçlarının İngiltere’nin yerini ABD’ye bırakması, Sovyetler'in savaştan galip çıkmalarıyla kurulan iki kutuplu dünya düzenin, 1990 yılında çözülmesi, o dönemde Türkiye’yi yönetenlerce yeterince değerlendirilemedi.
Geçmişe oranla hızla gelişen teknolojiye dayanan, yeni çıkar ve siyasal egemenlik alanlarının ortaya çıkışı şaşırtıcı olmayacaktır.
Türkiye’de iktidar ve muhalefet uluslararası alandaki gelişmeleri dikkatle izlemek ve siyasal konumlarını buna göre belirlemek zorunda.
Odak Noktası 6 yazı ABD-Çin Zirvesi ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Cinping, 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Pekin'de çok kritik bir zirvede bir araya geldi. Bu görüşme, 2017'den bu yana bir ABD başkanının Çin topraklarına gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret olması açısından büyük önem taşıyor. Yazarlarımız bu buluşmanın yankıları sizin için analiz etti. Tüm Yazılar

