Rusya-Ukrayna Savaşı Avrupa’ya bir şeyi çok sert biçimde hatırlattı. Savaş, tarih kitaplarında kalan bir ihtimalden ziyade sınırların hemen ötesinde, stokları tüketen, üretimi zorlayan, siyaseti sertleştiren bir gerçek. Bu yüzden bugün Avrupa başkentlerinde savunma bütçesi konuşuluyor ama asıl tartışma bütçeden çok daha derin. Konu, orduların cepheye ne kadar hızlı uyum sağlayabildiği ve kıtanın yeniden savaş üretecek bir kapasite kurup kuramayacağı.

Avrupa uzun süre pahalı platformlara yaslandı. Uçaklar, tanklar, gelişmiş sensörler, büyük komuta ağları. Fakat savaşın Ukrayna cephesinde aldığı biçim, bu modelin tek başına yeterli olmadığını gösterdi. Mühimmat hızla tükeniyor. Hava savunması bir anda en kritik ihtiyaç haline geliyor. Dronlar cephede düşük maliyetle yüksek etki yaratıyor. Avrupa ise bir yandan daha fazla para ayırırken öte yandan üretim hızında, stokta ve tedarik zincirinde açık veriyor.

Bugün tartışılan şey “ne kadar harcıyoruz” sorusundan ibaret değil. Avrupa’nın savaşmayı yeniden öğrenmesi gerekiyor. Bu öğrenme, daha hızlı üretim, daha ucuz sistemler, daha geniş stoklar ve daha gerçekçi bir askeri hazırlık demek. Aksi halde savunma bütçeleri büyür ama cephe dayanıklılığı aynı hızda büyümez.

Cephe Avrupa’ya ne öğretti?

Ukrayna savaşı Avrupa ordularına klasik savaşın geri döndüğünü değil, savaşın biçim değiştirdiğini öğretti. Tank hâlâ önemli ama tek başına belirleyici değil. Topçu hâlâ lazım ama stok olmadan anlamı azalıyor. Elektronik harp, drone savunması ve hava savunması artık savaşın çevresinde duran unsurlardan çok merkezindeki araçlar.

En sert ders mühimmat tüketiminde geldi. Modern savaş, yüksek teknolojili ama aynı zamanda çok tüketen bir savaş. Bir sistemin iyi olması yetmiyor. O sistemi besleyecek mermi, füze, yedek parça ve bakım hattı da gerekiyor. Avrupa orduları yıllarca daha az çatışmalı bir dünyaya göre kuruldu. Şimdi ise uzun süreli yıpratma savaşına göre yeniden düşünmek zorunda kalıyor.

Dron meselesi de bunun parçası. Ucuz bir insansız hava aracı çok pahalı bir savunma sistemini meşgul edebiliyor. Bu oran Avrupa için rahatsız edici. Zira kıta orduları yüksek değerli platformlar konusunda güçlü ama düşük maliyetli tehditlere karşı aynı çeviklikte değil. Savaşın yeni dili, pahalı teknolojiyle ucuz saldırı arasındaki bu asimetriden doğuyor.

Para artıyor ama kapasite yetiyor mu?

Avrupa’da savunma harcamaları artıyor. Bu konuda kimsenin itirazı yok. Ancak para tek başına kapasite üretmiyor. Kapasite fabrikayla, hammaddeyle, sözleşmeyle, işgücüyle ve süreklilikle oluşuyor. Bir füze sipariş etmek ile o füzeyi aylar boyunca seri şekilde üretmek arasında büyük fark var.

Bugün Avrupa savunma sanayii temel bir sınavdan geçiyor. Mühimmat üretimini artırmak istiyor ama tedarik zincirleri hâlâ oldukça kırılgan. Hava savunma sistemlerine olan talep yüksek, ancak teslim süreleri uzun. Dron karşıtı sistemler geliştiriliyor, lakin cephedeki hızla yarışmak kolay değil. Sorun para eksikliği kadar zaman eksikliği. Savaş hızlıysa sanayi de hızlı olmak zorunda.

Rheinmetall ve MBDA gibi şirketlerin üretimi artırma planları bu yüzden önemli. Fakat bu artışlar henüz savaş ekonomisinin gerçek ihtiyacını tam karşılamıyor. Avrupa’nın ihtiyacı birkaç büyük siparişten fazlası. Sürekli çalışan hatlar, ortak alım mekanizmaları ve daha basit üretilebilir sistemler gerekiyor. Yani mesele harcamadan çok harcamayı üretime çevirebilmek.

Burada ucuz ve seri üretilebilir sistemler öne çıkıyor. Pahalı, çok karmaşık ve az sayıda üretilen platformlar kriz anında tek başına yetmiyor. Avrupa’nın önünde daha sade ama daha çok sayıda savunma aracı kurma ihtiyacı var. Bu, teknoloji gerilemesi anlamına gelmiyor. Tam tersine, savaşın gerçek koşullarına uyum anlamına geliyor.

NATO baskısı ve Avrupa’nın sorumluluğu

NATO içindeki baskı da tam burada yoğunlaşıyor. ABD uzun süredir Avrupalı müttefiklerine daha fazla yük almaları gerektiğini söylüyor. Bu ses bugün artık daha sert çıkıyor. Fakat tartışma Washington merkezli kalmamalı. Avrupa’nın kendi güvenliği için kendi askeri iradesini büyütmesi gerekiyor.

Doğu kanadı bu tartışmanın kalbi. Baltıklar, Polonya ve Karadeniz hattı Rusya tehdidine en açık alanlar. Burada mesele sembolik bir dayanışmadan ziyade gerçek bir hazır olma hali. Hava savunma ağları güçlü değilse, ileri konuşlanmış birliklerin anlamı azalıyor. Mühimmat stokları yeterli değilse caydırıcılık zayıflıyor. Eğitim ve lojistik eksikse kağıt üzerindeki güç sahada eriyor.

Avrupa’nın yeni savunma dönemi bu yüzden bütçe yarışından ibaret olamaz. Ortak tatbikatlar, ortak üretim, ortak stoklama ve ortak komuta uyumu gerekir. Kıtadaki liderler bunu konuşuyor ama uygulama hızı hâlâ düşük. Rus tehdidi sabit kalırken Avrupa’nın hazırlık seviyesi parça parça ilerleyemez.

Avrupa orduları kendi sınırlarını yeniden tanımlamak zorunda. Artık amaç, büyük savaş çıkarsa uzaktan destek vermek değil. Amaç, ilk günlerde dayanmak, hava sahasını tutmak, mühimmatı sürdürebilmek ve cepheyi boş bırakmamak. Bu da yeni bir savunma kültürü istiyor.

Türkiye neden ayrı yerde duruyor?

Türkiye burada ayrı bir yerde duruyor. Çünkü NATO içinde büyük bir kara kuvvetine sahip, savaş tecrübesi olan ve savunma sanayii son yıllarda ciddi ivme kazanmış bir ülke. Dronlar, kara sistemleri, mühimmat üretimi ve Karadeniz dengesi açısından Ankara’nın taşıdığı ağırlık hafife alınamaz.

Türkiye’nin önemi yalnızca askeri sayıdan kaynaklanmıyor. Bölgesel krizleri okuma becerisi, deniz güvenliği tecrübesi ve kendi üretim kapasitesini büyütme iradesi de belirleyici. Avrupa, savunma açığını kapatırken bu kapasiteyi dışarıda bırakamaz. Hele Karadeniz ve doğu kanadı konuşuluyorsa Türkiye zaten denklemde değil, merkezdedir.

Burada ilişkiler tek yönlü okunmamalı. Türkiye Avrupa’ya yük olmuyor, tersine yük paylaşımını mümkün kılan aktörlerden biri haline geliyor. Savunma sanayii iş birlikleri, ortak üretim ve NATO içi koordinasyon Ankara’yı daha da görünür kılıyor. Avrupa’nın savaşmayı yeniden öğrenmesi, Türkiye gibi askeri kapasitesi güçlü ülkelerle birlikte düşünülmeden tamamlanmaz.

Sonuçta Avrupa’nın sınavı çok açık. Savaşmayı yeniden öğrenmek, bütçe satırlarını büyütmekten ibaret değil. Üretim hızı, mühimmat stoğu, hava savunması, dron karşıtı teknoloji, siyasi kararlılık ve yük paylaşımı birlikte ilerlemezse, kağıt üzerindeki güç gerçekte güçlü sayılmaz. Avrupa bugün tam da bunu anlamaya çalışıyor.

Odak Noktası 8 yazı NATO Ankara Zirvesi Türkiye önemli bir zirveye hazırlanıyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak Nato Zirvesi için Ankara’da adeta olağanüstü hal ilan edildi. Peki zirvede ne konuşulacak? Zirve Türkiye için ne ifade ediyor? Yazar ve yorumcularımız değerlendiriyor. Tüm Yazılar