CHP’de Mutlak Butlan kararına ve sonrasında yaşananlara hangi nedenle ne ad verirsiniz?
Sürecin başından beri ben özellikle butlan yönetiminin yapmaya çalıştıklarını bir “kaybet-kaybet oyunu” olarak nitelendirdim. Ne günün birinde yapılacağı söylenen kurultayda genel başkan adayı ne de ilk genel seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olmayı düşünmeyen, dolayısıyla herhangi bir siyasi kariyer hedefi olmayan yıpranmış bir siyasetçinin liderliğinde; milletvekillerinin, belediye başkanlarının, örgütlerinin ve muhtemelen üyelerinin önemli bir kısmını kaybettikten sonra CHP’nin büyümeyeceğini ve Cumhur İttifakı ile rekabet edemeyeceğini tabi ki butlan yönetimi de biliyor. Ama çok ağır bir siyasi maliyeti göze alarak CHP içindeki değişimci kanadı tasfiye etmek için büyük bir çaba sarf ediyor.
Butlan yönetimi adeta CHP içinde bir Pirus Zaferi kazanmaya çalışıyor. Özgür Özel ve arkadaşlarının yeniden kazanmasını engelleyebilmek için siyasi tarihimizde ikinci kez DSP vakası yaşamayı göze almış durumdalar.
Bu süreçte Özgür Özel’in izlediği politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özgür Özel sürecin başından beri birbirini takip eden farklı safhalarda belirli stratejik hamleler yaparak iktidarın alternatifi olma pozisyonunu korumaya çalışıyor.
İlk başlarda yargı kararının ve butlan yönetiminin ne kadar haksız, hukuk dışı ve adaletsiz olduğunu anlatmaya çabaladı. Bunda büyük ölçüde başarılı da oldu. Yapılan araştırmalarda hem CHP seçmeninin hem de genel olarak seçmenlerin çoğunluğunun mahkemenin kararını da Kılıçdaroğlu’nun tutumunu da olumsuz değerlendirdikleri net biçimde görülüyor.
Yine ilk günden itibaren CHP’yi teslim etmeyeceklerini ve sonuna kadar mücadele edeceklerini hem tutumlarıyla hem de söylemleriyle topluma göstermeye çalıştı. Genel Merkez binasını polis tarafından tamamen kontrol altına alınıncaya kadar terk etmemesi, TBMM’deki CHP Grubuna ait ofisleri yeni genel merkez ilan etmesi, MYK’sını düzenli olarak toplaması, grup başkanı kalabilmek için verdiği mücadele ve grup toplantılarını yapmaya devam etmesi tamamen bu direnci göstermek için gerçekleştirilen eylemler. Böylece günün birinde CHP’den ayrılmak durumunda kalındığında, seçmenleri tarafından partisine ihanet etmekle suçlanamayacak.
Bir süredir ise yeni parti fikrini toplumsallaştırmaya çalışıyor. Aksatmadan sürdürdüğü yurt gezilerinde yeni parti talebi artık toplum tarafından dillendiriliyor ve Özgür Özel bu konuda teşvik ediliyor. Toplumun “sen yürümeye devam et, biz de peşinden geleceğiz” şeklindeki ifadeleri yeni parti fikrinin büyük ölçüde toplumsallaştığını gösteriyor.
Geriye son bir adım kaldı, onun için de kafasında bir zamanlama olduğunu hissettirecek açıklamalar yapmaya devam ediyor.
Özgür Özel yola nasıl devam etmeli; CHP içinde mi, yoksa dışında başka bir parti ile mi?
Ben CHP içinde siyaset yapmasına imkân verileceğini düşünmüyorum. Eğer kendileri ayrılmazsa, ilk seçime kadar kurultay yapılmayıp Özgür Özel ve arkadaşları milletvekili listelerine alınmayarak tasfiye edilirler. Bu nedenle göz göre göre ve butlan yönetiminin ekmeğine yağ sürerek siyasetten tasfiye edilmeyi bekleyemez.
Siyasi iddialarını sürdürmesinin ve kariyerine devam edebilmesinin yegâne yolu yeni parti.
Eğer yeni parti ile yola devam edilecekse bu nasıl bir parti (kurucularından siyasi söylemine kadar) olmalı?
Her şeyden önce gerçekten “yeni parti” olması gerekiyor. CHP’yi klonlayarak oluşturulacak bir partinin iktidarla rekabet etmeye yetecek kadar heyecan yaratacağını düşünmüyorum.
Öncelikle tüzüğünün Siyasi Partiler Kanunu’nda genel başkanlara ve genel merkeze verdiği imtiyazları ne ölçüde reddedeceği ve çok sesliliği, çok renkliliği ve parti içi demokrasiyi ne ölçüde inşa edeceği bence kritik başarı faktörlerinin başında geliyor.
Geleneksel anlamda sol, sağ ve merkezin önemini yitirdiği yeni siyasal kültürde spesifik konulara yönelik özel politikalar seçmen davranışını şekillendirmekte daha fazla etkili oluyor. Bu nedenle kadın hakları, göçmen sorunu, gelir dağılımı, fırsat eşitliği, iklim değişikliği, çevre sorunları ve ekoloji hakkı, AI çağında eğitim vs. gibi ülkemizin ve çağımızın temel sorunlarına ne tür yaklaşımlar geliştireceği gerçekten büyük önem taşıyor.
Benzer bir yenilikçi tutumun kadro tasarımında da görülmesi gerekir. Mesela kadınlara ne ölçüde yer açılacak? Bir kontenjan tanımlanıp sonra da bundan büyük ölçüde cayılacak mı, yoksa kadın temsili konusunda Türkiye’nin en iyisi mi olunacak?
Partinin sahibi Anglosakson ülkelerde olduğu gibi üyeler mi olacak, yoksa illerde yerel siyaset baronlarının, en tepede ise Genel Merkez ve Genel Başkanın hegemonyası mı tesis edilecek?
Bu olası yeni partinin siyasal önceliği, siyasal pozisyonu ne olmalı?
Benim buradaki önerim siyasi yelpazenin en uygun yerinde kendisine geniş bir alan yaratmaya çalışmak yerine siyasi yelpazenin tamamen dışında ve üstünde kalmayı kendisine hedef olarak koymasıdır.
1980’lerde kalmış “dört eğilim” veya herkesin ilk aklına gelen konumlanma olan “merkez” yaklaşımlarını ben anlamlı bulmuyorum.
İdeolojik tercihler üzerinden yeni bir siyasal kimlik yaratmaya çalışmak yerine, kimliğe dayalı siyaset anlayışını reddedebilmelidir. Evrensel değerler ve halkımızın mustarip olduğu sorunlara dair yenilikçi ve zeki politikalar üzerinden siyasal markasını inşa etmelidir.
Bu olası partinin yükselmesine iktidar/bloku ne kadar izin verir mi?
Önümüzdeki dönemin en önemli tartışma konusu muhtemelen bu soru olacak. Burada iktidarın spesifik olarak Özgür Özel’in siyasi rekabet yapmasını engellemek gibi bir hedefi olacağını düşünmüyorum. Ama otoriterleşen bütün ülkelerde gittikçe güçlenen iktidarlar, siyasal rekabeti mümkün olduğunca azaltmaya ve kontrol altına almaya çabalıyor. Otoriter iktidarların doğasında rekabeti hoş görmek yok!
Zaman zaman Özgür Özel de bu durumu dillendirdi ve “eğer Ankara’da oturup iktidarı rahatsız etmeyecek bir siyaset yapsaydım bunların hiçbiri CHP’nin başına gelmezdi” şeklinde değerlendirmelerde bulundu.
İktidar için rekabet edilebilen bir siyasi atmosferi muhafaza etmek ve geliştirmek sadece Özgür Özel ve yeni kurulacak partinin sorumluluğu değildir. Burada toplumsal muhalefetin her bir bileşenine büyük görevler düşüyor. Siyasi partilerden STK’lara, aydınlardan meslek örgütlerine ve basına kadar her kişi ve kurumun önümüzdeki dönemde daha fazla sorumluluk alması gerekecek.
Odak Noktası 13 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar
