CHP’nin seçilmiş yönetimine karşı kurulan mutlak butlan kumpasının aslında daha önemli amaçlarından biride partiyi Kılıçdaroğlu’na geri teslim etmekten çok seçilmiş olan yönetimi ve onlarla birlikte hareket eden örgüt yapılarını partiden tasfiye ederek partiyi Kılıçdaroğlu’nun tekkesi durumuna getirmek ve akabinde CHP’nin yapılacak olan erken seçimlere girmesini engellemek olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.
Dokuz yüze yakın kurultay delegesinin kurultay talebini sümen altı eden kayyım idaresi her ne kadar “kurultay sürecini Eylül ayında başlatıyoruz.” açıklaması yapmış olsa da esas amacın mevcut delegelerle bir kurultayın toplanması kayyım idaresi tarafından asla istenmemekte ve hatta bırakın delegeleri mevcut parti örgütleri ve yöneticilerinin de tasfiye edilmesi ve sadece kendilerine biat eden bir azınlıkla partiyi yönetmek istedikleri çok açık olarak belli oluyor.
Yani delege ve parti üyelerini sıfırlamak sonra bildikleri gibi üye kayıtları yaparak kendi açılarından kurultayın kesin kazanılacağı bir zemin kurmak ve bu zemin üzerinden siyasette tutunmaya çalışmak gibi cuntacı bir zihniyet üzerinden yürüyorlar.
AK Parti iktidarının desteği ve yargı yoluyla ele geçirilen CHP ve onun kayyım idaresi iktidarın karşısında tek büyük muhalefet partisini iktidarın siyasi amaçları adına oyun dışı bırakarak üstlendiği siyasi misyonun gereğini yerine getiriyor.
Bu gelişmelerden sonra CHP lideri Özgür Özel ve arkadaşları için geriye yeni bir parti kurmak veya kurulu bir parti içinde örgütlenmekten başka bir çıkar yol kalmıyor.
Tabi sadece bir parti aracı elde etmek ve onun üzerinden siyaset yapmak, seçimlere girmek kazanmak vs, vs…
Yani siyaset yapmak, seçim kazanmak pratikleri…
Özgür Özel ve arkadaşları için yeniden yeni bir partiyle başlamanın hedef ve amaçları bunlarla sınırlımı olacak yoksa daha farklı bir yeniden başlangıç düşünüyorlar mı?
Bence düşünmeliler…
Neden?
Hazır CHP dışı yeniden bir siyasi yapılanmaya girişilecekse işe CHP’nin kimi sorunlu siyasi ve tarihsel bagajlarını da bir kenara koyarak başlamak ve daha çokta bütün bir Türkiye sorununun çözümünü dikkatte alan yeni bir siyasi paradigma ve programla başlamak ve radikal ve kalıcı bir çözümün partisi olma fırsatını birlikte düşünmek gerekir.
Önceliği demokratikleşme ile hukuk devletine veren insan hak ve özgürlükleri alanında sayısı belli olmayan hak ihlallerinin çözümü üzerinden yürüyen bir paradigma ve programdan bahsediyorum.
Yine diğer bir yakıcı olan yolsuzluklar ve soygunların hesabını soran adeta Türkiye için bir “temiz eller” operasyonları yapmak ve suçluları yargılamak ve gerekli olan cezalara çarpıtmak.
Bu tüm toplum kesimlerinde beklenen bir adalet operasyonu olacaktır.
Hiç kuşkusuz bölge ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkilerinin yanı sıra karşılıklı çıkar ve işbirliği ile her alanda barışçı bir dış politika izlemek, hem bölge barışı için ve hem de Türkiye’nin çıkarı için hayati önemde olacaktır.
En önemlisi ise Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerine bir an önce geri dönerek uyulması gereken siyasi ve ekonomik kriterleri eksiz yerine getirmek ve her açıdan vize sorunundan gümrük birliği sorununa oradan dış yatırımların artması ve ihracata kadar toplumsal ve ekonomik alanda hızla iyileşmelerin olacağı olumlu bir istikrar sürecine girmek ve özellikle gençlerimize gelecek için umut veren bir ülke imajı çizmek ve kazandırmak her anlamda yüksek bir moral kaynağı olacaktır.
Hasılı devleti evrensel demokrasi ve hukuk ilkeleri çerçevesinde yeniden yapılandırmak ve bunun sonucunu toplumsal yaşam alanlarında vatandaşların hissetmesini sağlamak ile günlük yaşamlarında bunları görülmesini sağlamayı anlatmaya çalışıyorum.
Örneğin böyle bir ülke olabilseydik eğer Perşembe günü komedyen Deniz Göktaş “dini değerleri aşağılamak” gibi saçma sapan iddialarla havalimanında gözaltına alınamazdı.
Deniz Göktaş neden gözaltına alındı? “dini değerli aşağılamak” nedeniyle
Peki…
Örneğin faiz dinen caiz değildir ama 2022 sonlarında %8,5 olan politika faizi 2023 Haziran ayında %50 seviyelerini görmüş şimdi 2026 yılında %44 seviyelerine iktidar tarafından getirilmiş ve iktidar günah işlemiştir.
Bu durum iktidar için İslami değerlerin aşağılanması yani günah olmuyor da bir komedyenin güldürmesi suç oluyor öyle mi?
Bu haksızlığı ve hukuksuzluğu kabul etmiyorum.
Bu ancak dikta rejimlerinde görülen bir zulümdür.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün bu kadar dibe vurduğu bir ülkede kimse yaşamak zorunda bırakılamaz.
Kimse akşamdan sabaha başıma ne gelecek korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalı.
İşte sorun yeni bir parti veya yeni bir parti binası değil;
Sorun yeni, korkusuz ve özgür bir refah toplumu yaratma mücadelesi olmalıdır.
Zaten çeyrek asırlık özellikle son on beş yıllık hukuksuzluk ve çürüme ve onun sonucu ekonomik ve toplumsal yıkımdan iktidar güçleri hariç payını almayan kimse kalmadı.
Aslında işin çekilecek bir yanıda kalmadı.
Yeni bir hayatı kurmak için kimsenin daha fazla takati kalmadı.
Odak Noktası 13 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar
