İktidarın butlan hamlesi muhalefet mimarisinde büyük bir sarsıntıya yol açtı. Genel başkan koltuğuna Kılıçdaroğlu’nun oturtulması sonrası siyasetin genel manzarası alt üst olmuş durumda. Yargı müdahalesine maruz kalan siyasiler açısından bu karmaşanın çok ciddi zorluklar yarattığı açık. Ancak statükonun bir anda ortadan kalkması siyasetin önünde yepyeni yolların açılması anlamına da geliyor. Kriz halen çok yeni olduğu için bu alternatif güzergahların ne ölçüde kullanılacağını henüz bilmiyoruz. Kesin olan ise muhalefetin üç önemli figürünün tavırlarının bu süreçte son derece belirleyici olacağı.

Bahsettiğim üç figür elbette Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş. AKP karşıtı siyasetin seçimlere nasıl gireceği büyük oranda bu isimlerin alacağı kararlara bağlı. Ortak bir siyasi hat üzerinde anlaşmaları durumunda muhalefetin iktidar karşısındaki gücünü koruması, hatta butlan kararını kendi lehine bir rüzgâra çevirmesi olası. Öte yandan aralarındaki uyumun uzun vadede korunması sanıldığı kadar kolay değil. Zira her ne kadar birbirlerine destek olmayı ve arka çıkmayı sürdürseler de dikkatli bakan gözler 21 Mayıs sonrasında bu üç ismin üç farklı siyaset tarzını savunduğunu görüyor.

Bu isimlerin en başta geleni İmamoğlu. Silivri’de tutuklu olmasına karşın muhalefetin fiili lideri rolünü oynamayı sürdüren Ekrem başkan, butlan kararı sonrasında CHP’nin örgütlü yapısı ile köprüleri atmaya en hevesli isim. Muhalefet için en agresif ve riskli yolu öneren de kendisi. Nitekim son açıklamalarında Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Bahçeli’yi de eleştirmiş olması bu anlamda önemliydi. Siyasi partilere yargı müdahalesini yanlış bulan Bahçeli’nin çözüm için CHP içi aktörlere yaptığı çağrı düşünüldüğünde, İmamoğlu’nun Bahçeli çıkışı bir yandan da mevcut krize “müzakere yoluyla çözüm” öneren tüm aktörlere verilmiş bir göz dağıydı. Kısaca İmamoğlu, muhalefetin artık CHP kabuğunu kırması gerektiğini düşünüyor. Önündeki tüm yollar iktidar tarafından kapatıldığına göre, artık kendisine yeni bir yol açmanın zamanının geldiğine inanıyor. İstanbul’un tutuklu belediye başkanı bu anlamda dinamik bir halk hareketi ile siyasetin sürdürülmesi, sokaklardan meydanlara taşınması gerektiği kanaatinde. Hem kendisi hem de yakın çevresindeki birçok arkadaşı tutuklanmış bir isim için bu tercih şaşırtıcı değil. En ağır siyasi bedeli ödemekte olan İmamoğlu’nun bu bakımdan kaybedecek çok fazla şeyi kalmadı. Dolayısıyla en sert muhalefet tarzının savunucusu olması son derece makul.

Öte yandan İmamoğlu’nun savunduğu tarzda bir yeni iktidar yürüyüşü, siyasetin tüm kurumsallığını bir kenara itecek ve müzakere çağrılarına da kulak tıkamayı gerektirecektir. Bunun ülke açısından mevcut istikrarsızlığı daha da arttırıcı bir etkisi olacağı açık. Dahası bu çizgi, ana muhalefet olmanın sağladığı mali ve örgütsel imkanları da tek kalemde silip atmayı gerektiriyor. İşte Özgür Özel bu kaygıları da göz önüne alarak İmamoğlu’ndan bir ton daha mutedil bir muhalefet tarzı izlemeye çalışıyor. Ekrem beyin aksine CHP geleneğinden geldiği için partili kimliğine de ayrıca önem veriyor ve örgüt ile sokak arasında oynadığı köprü görevini sürdürmeyi istiyor. Bu yüzden Özel için butlan krizi, yeni bir hareketin başlangıcı olmak zorunda değil. Bu krizin aşılması için tek yolun mücadele olduğunu da düşünmüyor Özel. Ona göre yapılması gereken, partinin normalleşmesi için sonuna kadar hem mücadele hem de müzakere etmek. Burada İmamoğlu’nun aksine, gerek Kılıçdaroğlu yönetimi ile gerek diğer siyasi aktörlerle görüşmeye ve bir ortak akılda buluşmaya daha açık bir pozisyon görüyoruz. Partiden kopuş yaşanması durumunda seçilmiş CHP genel başkanının da dokunulmazlığının kaldırılabileceği düşünüldüğünde, bu tavrın kendisi açısından daha rasyonel olduğu açık. Ancak Özel de son tahlilde yeni bir parti kurma fikrini dışlamıyor. Bu planın hazırda tutulduğunu ve fakat bunu bir son seçenek olarak değerlendireceklerini belirtiyor.

Bu krizde tavrı belirleyici olacak üçüncü ve son isim ise Mansur Yavaş. Onun yaklaşımı diğer iki aktörün tavırlarına kıyasla çok daha nüanslı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın butlan kararına ilke olarak karşı çıktığına kuşku yok. Bu kararı doğru bulmuyor ve muhalefet partisinin yargı kararları ile şekillendirilmesi çabasının iktidarın bir hamlesi olduğunu teslim ediyor. Güvenpark mitingine katılarak da bu düşüncesini kamuoyu ile paylaşmış oldu. Fakat muhalefeti sokak hareketine dönüştürme eğilimi de Yavaş’a göre doğru değil. Ona göre bu aslında tam da iktidarın istediği şey. Sokağa inmeye karar veren ve kurumsal siyasi aktörlerle arasındaki tüm köprüleri atan bir muhalefet ister istemez yalnızlaşacak. Çevresindeki olası müttefiklerden yoksun kalacak. Oysa seçimleri kazanmak için bu müttefiklere ihtiyaç var. Üstelik kolluk ile karşı karşıya geldiği her anda iktidar seçmenini kendisinden daha da uzaklaştırması ve Erdoğan çevresinde toparlaması olası. Muhalefetin böylece radikalleşip, %50 altında bir destek oranıyla izole olmasından korkuyor Yavaş. Dikkat ederseniz Güvenpark’taki konuşmasında da ne Özel’in ne İmamoğlu’nun ne de Kılıçdaroğlu’nun adını anmadı. Bunun yerine, tüm muhalefetin araya gelmesi gerekirken şimdi parti içi birlikteliklerini bozma gayesi güden bir operasyona maruz kaldıklarını belirtti. Buna karşı herkesi bir arada durmaya, kardeşlik hukukundan ayrılmamaya davet etti. Buradan da anlaşılıyor ki Yavaş, muhalefetin izlemesi gereken siyaset konusunda İmamoğlu ile karşıt bir pozisyonda duruyor. Eğer hedef tek bir isim çevresinde bir siyasi hareket yaratmaksa, yaşanan kriz böyle bir dinamiğin ortaya çıkışına vesile olabilir. Ancak iktidara gelmeyi hedefleyen liderler için butlanın yararlanılması gereken bir fırsat değil çözülmesi gereken bir kriz olduğu görüşünde Mansur bey. Zira CHP’nin bölünmek bir yana, kendi ötesindeki muhalif aktörlerle birlikte hareket etmeye ihtiyacı var. Ona göre çözümün yolu da tüm tarafların siyasi sorumluluk içerisinde hareket etmesinden ve pozisyonlarını makule doğru geri çekmesinden geçiyor.

Burada bir dördüncü aktör olarak Kılıçdaroğlu’ndan da söz edilebilir. Nitekim Mansur beyin yaklaşımının bir karşılığı olabilmesi için Kılıçdaroğlu’nun da bir uzlaşıya razı olması şart. Ancak Kemal beyin müzakere etme konusunda ne kadar istekli olduğunu kestirmek kolay değil. Dahası onun izlediği siyasi çizgiye dair de bir şeyler söylemek zor. 21 Mayıs’tan bugüne değin siyasi bir adım atmaktan çok iktidara sırtını dayayan ve hukukun arkasına sığınarak parti içi iktidarını tesis etmeye odaklanan bir portre çizdi. Kuşkusuz uzun vadede o da yeniden siyaset yapmaya başlayacak ve dördüncü bir siyasi hat açacaktır. Ancak şimdilik muhalefet namına siyaset yapan liderler arasında Kemal beyin adını saymamızı gerektiren bir neden olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sonuç olarak elimizde üç muhalefet lideri ve onlara karşılık gelen üç siyaset tarzı var. Önümüzdeki dönemde muhalefetin alacağı şekli belirleyecek olan da bu üç isim olacaktır. Onların yan yana yürümeyi sürdürmeleri ve siyaset tarzlarını harmanlayabilmeleri durumunda muhalefet için butlan kararının bir son değil bir başlangıç olması mümkün. Ancak taraflardan birisi bu denklemi kendi lehine bozacak olursa, tam da iktidarın beklediği parçalanmanın ilk işaretini görmüş olacağız.