Normal bir demokraside cevap basittir.

Neden kaybettiğini düşünürsün.

Hata yaptıysan yüzleşirsin.

Değişimi anlamaya çalışırsın.

Ama artık bazıları için daha kolay bir yöntem var:

Seçimi hiç yaşanmamış saymak.

“Mutlak butlan.”

Ne kadar büyük, ne kadar sert, ne kadar kullanışlı bir ifade.

Çünkü bazen büyük kelimeler gerçekten hukuku korumak için değil, siyasi yenilgiyi hazmedemeyenlerin koltuğu bırakmamak için kullanılır.

Bir kurultay yapılıyor.

Delegeler oy kullanıyor.

İnsanlar değişim talep ediyor.

Yeni bir yönetim ortaya çıkıyor.

Sonra birileri çıkıp şunu söylüyor:

“Aslında bunların hiçbiri olmadı.”

İnsan gerçekten hayran kalıyor.

Demek demokrasi artık geri alınabilir bir işlem.

Sandık var ama geçici.

İrade var ama şartlı.

Seçim var ama sonucu beğenilirse geçerli.

Peki o zaman neden oy kullanıyoruz?

Madem kaybedilen her siyasi mücadele mahkeme koridorlarında yeniden kurulabiliyor, o halde siyasetin kendisine neden ihtiyaç var?

Daha acı olan şu:

Yıllardır bu ülkede “demokrasi”, “hukuk”, “milli irade” diyerek siyaset yapan insanların bugün bu tablo karşısındaki hali.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumu tam da burada tarihi bir kırılmaya dönüşüyor.

Çünkü bazen insan sadece söyledikleriyle değil, sustuklarıyla da pozisyon alır.

Bu süreçte beklenen şey çok basitti aslında.  

Çıkıp şunu diyebilirdi: “Ben kaybettim. Delegeler karar verdi. Tartışma siyasetin içinde kalmalı.”

Ama olmadı.

Bunun yerine Türkiye, siyasi yenilgiyi kabullenemeyenlerin hukuku araçsallaştırarak rövanş almaya çalıştığı ağır bir tablo izliyor.

Ve bu yalnızca CHP’nin meselesi değil.

Çünkü bir ülkede muhalefet bile değişimi sandık dışında aramaya başlıyorsa, orada demokrasi artık sadece içi boş bir slogana dönüşür.

İşin ironik tarafı şu:

Yıllardır iktidarı “yargıyı siyasallaştırmakla” eleştirenlerin, şimdi siyasi mücadeleyi yine yargı üzerinden yürütmeye çalışması.

Demek ki bazı insanlar için problem yöntem değilmiş.

Yöntemi kimin kullandığıymış.

O yüzden bugün mesele bir kurultay meselesinden çok daha büyük.

Bugün insanlar şunu izliyor:

Kaybedince dağılan, kabul edemeyen ve sandığı ancak kazandığında meşru sayan bir siyaset kültürü.

Ve bir ülke için en tehlikeli şey budur.

Çünkü demokrasi bazen seçim kaybetmektir.

Ama otoriterlik, kaybettiği seçimin hiç yapılmadığını iddia etmeye başladığın anda başlar.

Bugün Türkiye’de tam olarak buna bakıyoruz.

Sandığın kutsandığı değil, sonucu beğenilmediğinde yok sayılmaya çalışıldığı bir döneme.