İnsan her sabah kendini iyileştirmeye de çalışmamalı. Bir sabah da dünkü iyilikten devam edebilmeli. Ne menem bir dünya yüküymüş kardeşim. At at bitmedi.

Bugün ne yaptın diye soran olsa göğsünü gere gere yok ya hatta ne germesi, öylesine, “bezelye ayıkladım” diyecektin. Hani?

“Başka?” diyen olursa…

“Ne başkası, daha ne olsun.” bile demeyecektin. Gülüp geçecektin.

Bir yaz daha lazım. Yani bir sonbahar bir kış ve bir bahar daha… Evet evet… Gelecek yaz bezelyeleri daha çok seveceksin. Şu yeşil küçük mucize topların hakkını vereceksin. Kokusuyla mest olacaksın. Yerken kendinden geçeceksin. Evi saracak bezelyeler. Travma filan anlatanlara da bunu tavsiye edeceksin. Bir sabah uyan pazardan yeni alınmış halen nemli ve taze kabukları aç. Yeşil toplar pıt pıt kaba dökülürken dünyayı kurtarmış gibi mutlu olacaksın. Hoş annem bunlara araka der ama… Bu var oluşu iyi anlatmıyor o kelime. Daha kahverengi gibi bir şey o…

Neyse… Biraz biriktiklerinde kapta bir avuçla bakalım. Toprağı suyu havayı hissedeceksin. Bunca zamandır bu zevki ıskaladığın için biraz üzülsen de hemen yine coşkulu bir yuvarlağa dönüşecek dünya. Şu anda ofislerinde tıkılı kalmış, başarıdan başarıya koşmaya çalışırken başarısız olan tüm iş arkadaşlarına bir haftalık tatilinde ne yaptığını anlatırken mutlaka bir gariplik olacak. Çünkü kalbin bir bezelye tanesi kadar saf ve temiz “hiçbir şey” diyeceksin.

“Var mı ötesi? Hiçbir şey yapmadım.”

Bir iki kere bezelye ayıkladım ve işte bu kadar desen de fark etmez. Nazarlarında hepsi aynı olacak. Hatta hiçbir şey yapmadım demek belki daha az acıklı olur.

Kimse sosyalleşme sandığı insan gürültüsünden vazgeçmiş birinin bezelye aşkını anlayamaz, sorgulayamaz. Bakarsan en çok da sorgulamayı severler, yeteri ki ucu hiç onlara dokunmasın. Lüzumsuzca ve güya çaktırmadan hep kendilerini övmek üzerinden yürüsün mevzu. Amanın bir sohbet bir sohbet…Ne olmuş oldu, birbirimizi anladık filan. İçimizi döktük. Halbuki dökmedik, dolduk. Hem de çok yemiş, doymamış dahası şişmanlamış biri olduk. Yorulduk.

Bir dahaki yaza bu tür şeyleri de aklına getirmeyecek kadar temizlenmiş olacaksın.

Bütün boş lafları kenara koysak, hangi insan senin bağırsaklarına ve kalp sağlığına bu kadar iyi gelebilir. Hem de durduk yerde. En az Çatalhöyük’ten bu yana ortalığı velveleye vermeden böylesine sadelikle var olabilir. Neşesini de derdini de süsleyip satmaz.

Kız neşesi diyorlar bu ara hep… Bendeki bezelye neşesi ve bezelye bunları konuşmak için beni hiçbir zaman darlamayacak.

“Şebnem, bitti mi ayıklaman? Pişireyim artık, Makbuleler gelecek öğlene.”

“Bitti anne ama ben kimseyi çekemem haberin olsun.”

“Bir beş dakika oturursun, onlar sana çok değer veriyor, ayıp…”

“Kimsenin kimseye değer verdiği yok anne, hepsi can sıkıntısı. Başkası ne yapmış, dedikodu malzemesi var mı, ah vah var mı… Hiç bana bunlarla gelme.”

“Aaa yok artık daha neler, senin çocukluğunu bilirler.”

“İyi ya işte… Yanlarında en rahat olmam gereken insanlar. Bu yanlarında olmak istememe hakkımı da kapsamalı.”

“Ne diyorsun anlamıyorum hiç.”

“Anne ben bütün sene insanlarla boğuşuyorum. Konuşmak istemediğim bir sürüsüyle saatlerce konuşuyorum. Şurada tatil diye yanına geldim. Lütfen beni yorma, üzme, suçlu hissettirme yaaa…”

“Ver şu bezelyeleri hadi o zaman tamam nasıl istersen kızım. Ver oynayıp durma.”

“Azıcık daha kalsınlar. Tamam bakma öyle. Birazdan getiririm mutfağa…”