Modern dünyada insanı açıklayan tek bir dil yoktur. İnsan bazen hükmün diliyle, bazen bakımın diliyle, bazen de bilimsel analizlerin diliyle kurulur. Farklı diller aynı insanı üretmez. Her dil, insanı başka bir merkezden tanımlar. İslam-Şeriat ideolojisi insanı yükümlülükten, Hristiyan pastoral teoloji-psikoloji eşlikten, modern psikoloji işleyişten insanı açıklamaya çalışır. İslam-şeriat ideolojisi, Hristiyan pastoral antropoloji ve modern psikoloji aynı masaya oturabilir; ama aynı insanı konuşamaz.
Önce en temel ayrım açık olmalıdır: İslam, Şeriat ve fıkıh içinde pastoral teoloji, pastoral psikoloji ve pastoral danışmanlık yoktur. Bu yokluk, başka bir insan tasavvurunun işareti olarak anlaşılmalıdır. İslam-fıkıh-Şeriat, insanı ruhsal bakım nesnesi olarak değil, hükmün muhatabı olarak kurar. İslam’ın-Şeriat’ın önceliği iç kırılganlık değil, dış düzen; iç hikâye değil, norm; eşlik değil, itaat; bakım değil, yükümlülüktür. İslam-Şeriat insanı, “taşınacak ruh” olarak değil, “hesap verecek kul” olarak görür.
Buna karşılık Hristiyan pastoral antropoloji, insanı tam da bu taşınabilirlik üzerinden düşünür. Pastoral gelenek, “iyi çoban” metaforundan doğar. İyi çoban, yalnızca yöneten değil, arayan, gözeten, yaralananı saran, kaybolanı geri çağıran kişidir. Burada insan, düşebilen, pişman olabilen, içini açmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu yüzden pastoral gelenekte günah yalnızca hukuk ihlali değildir; aynı zamanda ruhsal kırılmadır. Suçluluk, yalnızca ceza konusu değildir; aynı zamanda içsel dönüşüm çağrısıdır. Ruh, burada yalnızca kurtarılacak değil, taşınacak, dinlenecek, eşlik edilecek bir derinlik olarak düşünülür.
Modern psikoloji ise bu iki geleneğin dışında üçüncü bir alan açar. Psikoloji, insanı ne doğrudan ilahî hüküm altında ne de doğrudan pastoral eşlik altında kurar; onu işleyen bir sistem, davranan bir organizma, anlam üreten bir bilinç olarak analiz eder. Modern psikoloji de nötr bir alan değildir. O da insanı belirli bir insan fikriyle kurar: semptom, travma, uyum, biliş, duygu, davranış. Bu dilde ruh, artık metafizik bir özne değil; ölçülebilir, yorumlanabilir ve düzenlenebilir bir yapı haline gelir. Böylece modern psikoloji, dinî geleneklerin yerini tam olarak almaz; fakat onların anlam alanlarını yeniden çerçeveler.
Bu üçlü yapı, insanın nasıl tanımlandığını berraklaştırır. İslam-Şeriat, insanı hükmün öznesi olarak kurar. Hristiyan pastoral antropolojisi, teolojisi ve psikolojisi, insanı yaralanabilir ve eşlik edilmesi gereken bir ruh olarak düşünür. Modern psikoloji ise insanı, işleyişi çözümlenmesi gereken bir zihin ve davranış varlığı olarak ele alır. Bu üçü benzer konulara dokunuyor gibi gözükseler de ontolojik düzlemleri aynı değildir.
İslam-Şeriat, bütün tarihi boyunca, pastoral bakıma kapalı olmuştur. İslam-Şeriat ideolojisinin pastoral bakıma kapalı olmasının ilk nedeni, onun insanı öncelikle mükellef olarak kurmasıdır. Mükellefiyet, insanı sorumlulukla tanımlar. Bu tanımda kişinin kırılganlığı, iç yarası ya da duygusal taşkınlığı merkezî değildir. Merkezde emir, yasak, farz, vacip, haram, helal ve meşruiyet vardır. İslam’ın-Şeriat’ın dili, ruhu yumuşatan bir bakım dili değil; davranışı düzenleyen normatif bir dildir. Bu yüzden Şeriat içinde insanın iç dünyası tanınmaz ve bağımsızlaştırılmaz. İnsanın iç dünyasına merkezi önem atfetmeyen İslam-Şeriat-fıkıh yaklaşımı, insanın iç dünyasını pastoral bir eşlik alanı olarak görmez.
İkinci neden, fıkhın-şeriatın normatif totalite üretmesidir. Şeriat, hayatın yalnızca bir bölümünü değil, neredeyse tamamını düzenlemeye yönelir. İbadetten aile hukukuna, bedenden toplumsal ilişkilere kadar uzanan geniş bir çerçeve kurar. Böyle bir sistemde insanın serbestçe açılacağı, konuşacağı, ruhunun taşınacağı bağımsız bir alan yoktur. Çünkü pastoral bakım, hükümden önce dinleme ister; şeriat ise çoğu zaman dinleme ile hükmü aynı anda taşır. Bu da bakımın özgür alanını kısıtlar.
Üçüncü neden, fıkhın-şeriatın itaat merkezli epistemolojisidir. Pastoral gelenek, insanın iç anlatısını dinler; onun yarasını, suçluluğunu, korkusunu ve umudunu anlamaya çalışır. İslam-fıkıh-şeriat ise öncelikle doğru fiili, sahih davranışı ve meşru eylemi belirler. İç ses önemli değildir. Belirleyici olan dış eylemdir. Dolayısıyla İslam-fıkıh-şeriat, ruhu ve bedeni dinleyen değil, onları disipline eden bir yapıdır. Şeriat’ın ruhu ve bedeni disiplin altına almaya çalışmasının mantığı, Hristiyanlık’taki pastoral eşlik mantığıyla aynı değildir.
Dördüncü neden, İslam’ın-Şeriat’ın disiplin, kontrol ve iktidar üretme kapasitesidir. Her normatif sistem, toplumu biçimlendirir. Şeriat’ın biçimlendirme mantığı, ruhu taşımaktan çok ruhu düzenlemeye dayanır. İnsanın acısı, İslam-Şeriat ideolojisinde çoğu zaman sabır, tevekkül, teslimiyet ve itaat gibi kavramlarla karşılanır. Bu kavramlar, Hristiyanlık geleneğindeki pastoral bakımın duygusal açıklığını tam karşılamazlar. Hristiyan pastoral geleneği, acıyı sadece yönlendirmek istemez; onunla birlikte kalmak ister. İslam-Şeriat yaklaşımı ise acıyı çoğu zaman normatif bir yere yerleştirir.
Beşinci neden, İslam’ın-fıkhın-Şeriat’ın, ruhsallığı pastoralleştirmemesidir. Niyet, ihlas, takva, ihsan ve murakabe gibi kavramlar İslam’da vurgulanır. Ancak bu kavramlar, bağımsız bir ruhsal bakım alanı kurmaz. Bu kavramlar, Şeriat’ın ruhsal yöneticiliğini ve denetleyiciliğini tanımlayan kavramlardır. İç dünya vardır; fakat bu iç dünya, pastoral bir serbestlik içinde değil, ilahî sorumluluk içinde yaşanır. Bu nedenle İslam-Şeriat ideolojisi, kontrollü ve güdümlü biçimde iç dünyayı tanır, ama onu pastoral sisteme dönüştürmez.
Pastoral antropolojinin İslam’da karşılığı yoktur. Pastoral antropoloji, insanı yaralı, suçluluk taşıyan, pişmanlıkla konuşan ve sevgiyle taşınması gereken bir varlık olarak kurar. İnsan burada yalnızca itaat eden bir kul değil; sevgiye çağrılan, çobanın gözetimine emanet edilen bir ruhtur. Pastoral sistemin merkezinde eşlik vardır. Çoban, sürüyü cezayla değil, ilgiyle taşır. İnsanın ruhu, bu bakım rejiminin merkezindedir.
İslam ise insanı esas olarak kul ve mükellef olarak kurar. Kul, doğrudan Allah’a karşı sorumludur. Burada merkezde çoban figürü değil, ilahî hitap ve buyruk vardır. İnsan, ilahî emirle tanımlanır. İnsan, içsel yarasıyla değil, sorumluluğuyla öne çıkar. Bu yüzden İslam antropolojisi, pastoral bakımın yatay eşlik mantığını değil, dikey sorumluluk mantığını taşır.
İslam’da pastoral antropoloji yoktur. Bunun birinci nedeni, İslam’ın hidayet merkezli oluşudur. Hristiyan pastoral antropolojisinde iç kırılganlık, kurtuluş ve günah temalarıyla birlikte ele alınır. İslam’da ise merkezî mesele, insanın nasıl taşınacağı değil, nasıl doğru yolda kalacağıdır. Hidayet, istikamet, takva ve teslimiyet öne çıkar. Bu dil, pastoral bakımın terapötik ve eşlikçi mantığından farklıdır.
İkinci neden, İslam’ın şeriat ile iç dönüşümü ayrılmaz görmesidir. Pastoral antropoloji, iç dünyanın dış düzen karşısında özgül bir alanı olduğunu kabul eder. İslam’da ise iç ve dış birbirinden kopmaz. Niyet olmadan amel eksiktir; amel olmadan niyet soyut kalır. Ama bu birlik, pastoral sistemdeki gibi serbest bir maneviyat üretmez. Maneviyat, ibadetin formu, fıkhın derinliği ve kulluğun iç yüzü olarak yaşanır.
Üçüncü neden, İslam’daki tevhid merkezli ilişkidir. Pastoral sistemde ruhsal bakım, çoğu zaman insan-insan ilişkisi üzerinden kurulur. İslam’da ise esas merkez Allah’tır. İmam, âlim, mürşid, şeyh gibi aracı figürler olabilir. Fakat bunlar, pastoral çoban figürüne tam olarak karşılık gelmezlar. Çünkü bakımın nihai kaynağı bir insan değil, doğrudan ilahî hitaptır.
Dördüncü neden, İslam’ın fıkhi-şer’i ciddiyetidir. Pastoral gelenekte günah bazen yara, suçluluk bazen kırılma, pişmanlık bazen yeniden kurulum fırsatı olarak ele alınır. İslam’da ise günah, öncelikle ilahî düzene aykırılık olarak anlaşılır. Tevbe, yalnızca duygusal rahatlama değildir. Tevbe, yönelişin, davranışın ve niyetin yeniden düzenlenmesidir. Fıkhi-şeri ciddiyet ve katılık, pastoral bakımın akışkan ve teselli merkezli dilinden farklıdır.
Beşinci neden, İslam’ın kurumsal olmayan çok merkezli bir ruhsal rehberlik yapısına sahip olmasıdır. İslam kültüründe fıkıh, tasavvuf, ahlak, vaaz, nasihat ve irşad vardır; fakat bunlar tek bir pastoral kurumda toplanmaz. Hristiyanlıkta rahiplik, confession ve chaplaincy gibi yapılar, ruhsal bakımın merkezî kurumları haline gelmiştir. İslam’da ise bu alanlar dağınık ve çoğuldur. Bu yüzden pastoral antropoloji, İslam’da bazı işlevsel benzerlikler bulsa da tam bir karşılık bulmaz.
Modern psikoloji, ruhu teolojik ya da normatif bir kategori olarak ele almaz. Modern psikoloji, insanı işleyen, gelişen, kırılan ve onarılabilen bir sistem olarak ele alır. Psikoloji, insanı anlam arayan bir varlık olarak görse bile bunu ölçülebilir, analiz edilebilir ve müdahale edilebilir bir çerçeve içinde yapar. Bu nedenle modern psikoloji ne tamamen pastoral gelenekle aynıdır ne de İslam-Şeriat ideolojisiyle aynıdır. Modern psikoloji, her ikisinden de ayrıdır ve farklıdır. Modern psikolojinin Şeriat’ı yumuşatma, pastoral antropolojinin bakım mantığını bilimselleştirme ve teknikleştirme gibi bir misyonu yoktur. Modern bilimsel psikoloji, insanın sadece semptomlardan, fetvalardan ve hükümlerden veya duygulardan ibaret olmadığını ortaya koymuştur.
Psikoloji, pastoral dili terapötik dile çevirir. Günah suçluluk duygusuna, tövbe kendini affetmeye, sabır dayanıklılığa, tevekkül kontrol kaygısının azaltılmasına tercüme edilebilir. Böylece din, psikolojik işlevlere indirgenme riski taşır. Fakat aynı anda psikoloji de dinleşir; çünkü modern insan için iyi oluş, denge, anlam ve dayanıklılık neredeyse eski kurtuluş dillerinin yerini alır. Psikoloji bu anlamda bilimsel bir ruh yönetimi aracına dönüşebilir. Ama bu noktada şu noktanın farkında olmak önemlidir. Psikoloji, İslam değildir. İslam, psikoloji değildir.
İslam, Hristiyan pastoral teolojisi-antropolojisi ve modern bilimsel psikoloji arasındaki ayırımlar önemlidir. Çağdaş “manevi danışmanlık” tartışmaları çoğu zaman bu farkları görünmez kılmaktadır. Sanki tüm dinler, ideolojiler ve bilimler, insanı aynı biçimde taşıyor, aynı biçimde iyileştiriyor ve aynı biçimde anlamlandırıyormuş gibi konuşulur. Oysa pastoral gelenek, Hristiyanlığın içinden doğmuş tarihsel bir sistemdir. İslam ise insanı başka bir metafizik, başka bir otorite ve başka bir sorumluluk ufku içinde kurmaktadır. Şeriat, pastoral-manevi bakıma kapalıdır; çünkü İslam-Şeriat, ruhu taşıyan değil, hükmü uygulayan bir düzen kurar. Pastoral antropolojinin İslam’da tam bir karşılığı yoktur, çünkü İslam, insanı çobanlık metaforunun altında değil, doğrudan kulluk ve sorumluluk ufku içinde düşünür.
Bu nedenle modern ruhsal danışmanlık, din psikolojisi ya da manevi bakım söylemleri kullanılacaksa, her birinin arkasındaki antropoloji açıkça görülmelidir. Hangi insanı konuşuyoruz? Yaralı ruhu mu, mükellef özneyi mi, ölçülebilir zihni mi? Hangi dili kuruyoruz? Şefkatin dilini mi, hükmün dilini mi, semptomun dilini mi? Her bakım, bir insan fikrini içerir. Her danışmanlık, bir dünya tasavvuru taşır. Her terapi, bir hakikat rejiminin izlerini barındırır.
Sonuçta şunu açıkça söylemek gerekir: İslam-Şeriat, insanı hükmün öznesi olarak kurar; pastoral antropoloji onu yaralı ve eşlik edilmesi gereken bir ruh olarak düşünür; modern psikoloji ise insanı, işleyişi açısından çözümlenmesi gereken bir bilinç ve davranış varlığı olarak ele alır. Bu üç farklı yaklaşım, birbirinden ayrı insan anlayışlarına dayanır.
İslam-Şeriat ideolojisi insanı disipline eder; pastoral antropoloji onu taşır; modern psikoloji ise onu çözümler. Bu yüzden aralarında yüzeysel benzerlikler kurulsa bile derin düzeyde aralarında uyuşmazlıklar, farklılıklar ve çatışmalar vardır.

