Değişen Dünya, Değişmeyen Sorular

Issık Göl’den TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ile birlikte ayrılırken aklımda forumun sonuç bildirgesinden çok, salondaki atmosfer kaldı.

Çünkü bazı toplantılar vardır; konuşmalar biter, insanlar dağılır ve geriye yalnızca fotoğraflar kalır. Bazıları ise hafızaya yerleşir. 40. Uluslararası Issık Göl Forumu benim için ikinci kategoriye giren toplantılardan biri oldu.

Kırk yıl önce Cengiz Aytmatov’un öncülüğünde Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Alvin Toffler, Peter Ustinov, Claude Simon ve Federico Mayor gibi dünyanın önemli düşünce insanlarını Issık Göl kıyılarında buluşturan forum, bu yıl yeniden hayat buldu. Ancak bu kez mesele yalnızca bir yıldönümünü anmak değildi. Asıl mesele, insanlığın kırk yılda neyi değiştirdiğini ve neyi değiştiremediğini sorgulamaktı.

Aradan kırk yıl geçti. Dünya haritası değişti, Sovyetler Birliği dağıldı, dijital çağ başladı ve yapay zekâ hayatımızın merkezine yerleşti. Ancak forum salonunda yapılan konuşmaları dinlerken insan şu soruyu sormadan edemiyor:

Bunca değişime rağmen insanlığın temel meseleleri gerçekten değişti mi?

Çünkü bugün de savaşları, barışı, insanlığın ortak geleceğini ve teknolojinin hayatımız üzerindeki etkilerini konuşuyoruz. Issık Göl Forumu’nun en dikkat çekici yönü de buydu; değişen dünyayla değişmeyen insanlık meselelerini aynı masada buluşturması.

Bir Gölün Etrafında Buluşan İnsanlık

Forumun açılışında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Cengiz Aytmatov’un mirasına sahip çıkmanın yalnızca geçmişi korumak değil, geleceği birlikte inşa etmek anlamına geldiğini vurguladı. Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bayram Begaj ise Balkanlar ile Orta Asya arasında kültürel bir köprü kuran konuşmasıyla dikkat çekti.

Ancak forumun başarısını yalnızca kürsüde yapılan konuşmalarla açıklamak eksik olur.

Kırgızistan Devlet Sekreteri Arslan Koçiyev’in dengeli ve kapsayıcı moderasyonu sayesinde farklı görüşler aynı platformda kendilerine yer buldu. Belki de günümüz dünyasının en büyük ihtiyacı olan şey tam da buydu: Birbirini ikna etmeye çalışmadan önce birbirini dinlemek.

17 ülkeden yaklaşık 300 katılımcının yer aldığı forumda yalnızca konuşmalar değil, koridorlarda süren sohbetler de dikkat çekiciydi. İnsanlar burada sadece kendi fikirlerini anlatmak için değil, başkalarının fikirlerini anlamak için de bulunuyorlardı.

Türkiye’den AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kürşat Zorlu’nun Kırgızca yaptığı konuşma ve Çinli Nobel ödüllü yazar Mo Yan’ın Aytmatov’un evrensel düşünce dünyasına yaptığı vurgu, forumun uluslararası niteliğini güçlendiren önemli anlar arasındaydı.

Issık Göl’ü kıyısında farklı dilleri konuşan insanların ortak kaygılar etrafında buluşması, Aytmatov’un kırk yıl önce kurduğu hayalin hâlâ yaşadığını gösteriyordu.

Adalet, Aidiyet ve İnsan Onuru

Forumun asıl mesajı ise kapanışta açıklanan sonuç bildirgesinde ortaya çıktı.

Katılımcılar, dünyanın yalnızca savaşlar, ekonomik krizler ve iklim değişikliğiyle değil, aynı zamanda insanı insan yapan değerlerin aşınmasıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çektiler. Bu nedenle forum boyunca öne çıkan üç kavram vardı: adalet, aidiyet ve insan onuru.

Adalet; yalnızca hukuk sistemlerinin değil, uluslararası ilişkilerin de temel ihtiyacı olarak değerlendirildi.

Aidiyet; insanın kültürüyle, tarihiyle ve yaşadığı toplumla kurduğu bağın korunması olarak ele alındı.

İnsan onuru ise teknolojik gelişmelerden siyasi tercihlere kadar her alanda korunması gereken evrensel bir değer olarak öne çıktı.

Bu çerçevede UNESCO nezdinde 2028 yılının “Cengiz Aytmatov Yılı” ilan edilmesi çağrısı yapıldı. Katılımcılar, Aytmatov’un yalnızca büyük bir edebiyatçı değil, insanlığın ortak vicdanını temsil eden bir düşünür olduğu görüşünde birleşti.

Sonuç bildirgesinde ayrıca Aytmatov’un eserlerinde yer alan insan, doğa, ahlak ve barış anlayışının eğitim sistemlerinde daha fazla yer bulması gerektiği vurgulandı. Uluslararası nitelikte bir Cengiz Aytmatov Üniversitesi kurulması önerisi de bu düşüncenin somut yansımalarından biri olarak öne çıktı.

Forumda savaşların sona erdirilmesi için diyalog ve müzakere yollarının güçlendirilmesi gerektiği ifade edilirken, iklim krizine karşı dağ ekosistemlerinin, buzulların ve su kaynaklarının korunmasının insanlığın ortak sorumluluğu olduğu hatırlatıldı.

Yapay zekâ çağında eğitimin yalnızca bilgi aktarımına değil, ahlaki sorumluluk, yaratıcılık ve eleştirel düşünceyi geliştirmeye odaklanması gerektiği yönündeki değerlendirmeler de sonuç bildirgesinin dikkat çeken başlıkları arasındaydı.

Issık Göl’den Yükselen Ses

Forum sona erdi.

Delegeler ülkelerine döndü.

Mikrofonlar sustu.

Ama Issık Göl kıyısında dile getirilen fikirler yolculuğunu sürdürüyor.

Kırk yıl önce Cengiz Aytmatov ve dostları insanlığın önüne bir ayna koymuştu. Aradan geçen onca zamana rağmen o aynada hâlâ kendimizi görüyoruz.

Bugün dünya daha hızlı, daha dijital ve daha karmaşık. Fakat insanlığın geleceğini belirleyecek olan şey teknoloji değil; adalet duygusunu koruyabilmesi, aidiyet bağlarını güçlendirebilmesi ve insan onurunu her şart altında savunabilmesidir.

Issık Göl’den yükselen çağrı, aslında insanlığın vicdanına yapılan bir çağrıdır.

Daha güçlü olmak için değil, daha doğru olmak için…

Daha zengin olmak için değil, daha adil olmak için…

Daha hızlı ilerlemek için değil, insanlığımızı geride bırakmamak için…

Çünkü geleceği kurtaracak olan yalnızca teknoloji değil, ona yön verecek vicdandır.

Kırk yıl sonra Issık Göl’de gördüğüm en büyük hakikat buydu.

Sanki Cengiz Aytmatov hâlâ gölün kıyısında duruyor ve bütün insanlığa aynı sözü fısıldıyor: “Düşünmeye devam edin. Çünkü düşünmeyi bırakan insan, insan olmayı da bırakır.”

Ve belki de çağımızın bütün karmaşası içinde cevap aradığımız en temel soru hâlâ aynı:

İnsan kalabilecek miyiz?

Çünkü insan kalmak, çağımızın en büyük sınavıdır.