Özet

Bu makale, kolektif narsisizmin hangi ruhsal ve toplumsal mekanizmalar aracılığıyla oluştuğunu, harekete geçtiğini ve yeniden üretildiğini inceliyor. Kolektif narsisizm, ait olunan grubun istisnai ve üstün olduğuna, ancak bu değerin dışarıdakiler tarafından yeterince tanınmadığına ilişkin savunmacı bir Biz hali olarak ele alınıyor. Makalede bu örüntü mikro, mezo ve makro olmak üzere birbiriyle karşılıklı etkileşim içindeki üç düzeyde değerlendiriliyor. Mikro düzeyde, kişinin kırılgan özdeğerini grup imajına yatırması ve eleştiriyi narsisistik incinme olarak yaşaması; mezo düzeyde grup normları, prototipler ve lider idealizasyonunun bu yatırımı pekiştirmesi; makro düzeyde ise milliyetçilik, ırkçılık gibi kimlik rejimlerinin, tarihsel travma anlatılarının ve kamusal iletişim kanallarının savunmacı Biz hâlini kalıcılaştırması tartışılıyor. Aviram’ın aşırı özdeşim ve sosyal nesne kavramları, Bion’un grup süreçleri yaklaşımı, Kohut’un narsisistik incinme kavramı ve Volkan’ın seçilmiş travma kuramı temelinde önyargı, ayrımcılık ve misilleme eğilimlerinin duygusal mantığı açıklanıyor. Sonuçta kolektif narsisizme karşı müdahale ufku, aidiyetleri ortadan kaldırmakta değil, eleştiriye dayanabilen, eşitliği tehdit olarak görmeyen ve farklılıklarla birlikte yaşayabilen daha güvenli bir kolektif özdeğer geliştirmekte aranıyor.

Anahtar kelimeler: kolektif narsisizm, Biz-narsisizmi, savunmacı Biz, grup kimliği, narsisistik incinme, seçilmiş travma, önyargı, ayrımcılık, lider idealizasyonu

x x x x x

Giriş

Narsisizm serisinin bir önceki yazısında, kolektif narsisizmin sıradan bir aidiyet ya da grup sevgisi olmadığını; kişinin ait olduğu grubu istisnai ve üstün görürken bu değerin başkaları tarafından yeterince tanınmadığına inanmasıyla ortaya çıkan savunmacı bir Biz hali olduğunu tartışmıştım (Paker, 2026). Bu durumda kişi kendi değer duygusunun önemli bir bölümünü grubun imajına bağlar; dolayısıyla gruba yöneltilen eleştiri, küçümseme ya da tanımama yalnızca dışarıdaki gruba ilişkin bir değerlendirme olarak değil, kişinin kendisine dokunan bir incinme olarak da yaşanabilir (Golec de Zavala ve ark., 2009). Fakat kavramı tanımlamak, onun nasıl oluştuğunu ve neden bu kadar dirençli olabildiğini açıklamaya yetmiyor. Kolektif narsisizm hangi ruhsal ihtiyaçlara cevap verir; Biz kişinin iç dünyasında nasıl bir dayanak haline gelir; bireysel kırılganlıklar grup içinde nasıl ortak bir duyguya, ardından ideoloji, liderlik, tarih anlatıları ve önyargılar yoluyla kalıcı bir toplumsal düzene dönüşür? Bu makalede, sosyal psikolojinin ortaya koyduğu bulguları arka planda tutarak, ağırlığı psikanalizin, özellikle nesne ilişkileri ekolünün ve ilişkisel psikanalizin sunduğu açıklamalara vereceğim. Böylece kolektif narsisizmi yalnızca ölçülebilen bir tutum değil, benliği ve grup kimliğini korumaya çalışan, fakat bunu yaparken dış grupları değersizleştirebilen, tehdit algısını canlı tutabilen ve kendisini sürekli yeniden üretebilen bir ruhsal-toplumsal mekanizma olarak ele alacağım (Aviram, 2007, 2009).

Kolektif Narsisizmin Üç Katmanı

Kolektif narsisizmi “neden bazı Biz halleri bu kadar kolay yaralanıyor ve sonra hızla sertleşiyor?” sorusu üzerinden değerlendirmek istersek, tek bir düzey yetmez. Aynı olgu, iç dünyada bir duygu düzenleme biçimi; sosyal grup içinde norm ve roller; kamusal düzeyde ise ideoloji, tarih anlatıları ve kurumlar aracılığıyla işler. Bu üç düzey birbirini karşılıklı olarak üretir ve besler: Kişisel kırılganlıklar grup süreçlerine yatırım yaparken, grup normları ve tarihsel-siyasal yapılar da kişilerin iç dünyasında hangi korkuların, gururların ve düşman imgelerinin örgütleneceğini belirler.

Sosyal kimlik kuramının işaret ettiği gibi, insanlar kim olduklarını önemli ölçüde ait oldukları gruplar üzerinden kurarlar (Tajfel ve Turner, 1979); fakat kolektif narsisizm bu aidiyetin savunmacı bir biçime büründüğü özel bir örüntüdür (Golec de Zavala ve ark., 2009). Güvenli grup olumlaması —kolektif narsisizme sağlıklı bir karşılık— ile dış onaya bağımlı, kırılgan ve tehdit duyarlı kolektif narsisistik grup olumlaması aynı şey değildir (Cichocka, 2016). Bu makalede, her bölümde bu üç katmanı birlikte düşünerek ilerlemek istiyorum.

. Mikro düzey (iç dünya / psikolojik refleks): Biz’in kişinin özdeğerini düzenlemesi.

. Ara (Mezo) düzey (grup içi kaynaşma / norm ve prototip): Grup normları, prototipler ve liderliğin bu yatırımı pekiştirmesi.

. Makro düzey (kamusal sahne / tarih ve siyaset): İdeoloji, kurumlar ve tarih anlatılarının onu yeniden üretmesi.

Mikro Düzey: Ben’den Biz’e Duygulanım Düzenleme

Mikro düzeyde kolektif narsisizm, kişinin özdeğerini ayakta tutma çabasıyla yakından ilişkilidir. Sosyal psikoloji bunu grup imajına yatırım olarak tarif eder: Kişi, kendini değerli hissetme ihtiyacını grubunun istisnai olduğu fikrine yaslar; bu durumda gruba yönelik övgü rahatlatır, eleştiri ise sıradan bir görüş ayrılığı olmaktan çıkıp yaralanma olarak yaşanabilir (Golec de Zavala ve ark., 2009). Meseleye ilişkisel psikanalitik açıdan yaklaştığımızda ise birkaç adım daha derine ineriz: Bazı durumlarda kişinin grupla ilişkisi aşırı özdeşime kayar ve grup, benliğin kırılgan parçalarını tutan bir iç dayanak gibi işleyebilir (Aviram, 2007, 2009). Böyle olunca, Biz yalnızca bir kimlik etiketi değil, kişinin iç dünyasında güven ve bütünlük sağlayan bir destek haline gelir.

Bu yatırımın kırılganlığı, Biz imgesi eleştirildiğinde görünür olur. Özdeğeri yeterince sağlam ve bütünleşmiş kişiler de ait oldukları grupla gurur duyabilir; ancak gruba yönelik eleştiriyi, rahatsız edici olsa bile, düşünülebilir bir bilgi ya da geri bildirim olarak karşılayabilirler. Güvenli Biz ile savunmacı Biz arasındaki temel fark burada belirir: Savunmacı Biz, eleştiriyi yalnızca gruba ilişkin bir değerlendirme olarak değil, kişinin kendi değerini ve bütünlüğünü tehdit eden bir saldırı olarak yaşamaya daha yatkındır (Cichocka, 2016). Dolayısıyla kolektif narsisizm, mikro düzeyde kişiye kısa vadeli bir güven ve bütünlük duygusu sunarken, bu duyguyu dış onaya bağladığı ölçüde onu kırılganlaştırır.

Tetikleyiciler: İmaj Tehdidi ve Hakaret Duyarlılığı

Kolektif narsisizmin harekete geçmesi çoğu zaman büyük ve somut bir saldırı gerektirmez; tanınmama, küçümsenme, alaya alınma, dışlanma ya da statü kaybı çağrıştıran küçük ve sembolik işaretler bile yeterli olabilir. Burada belirleyici olan, olayın nesnel ağırlığından çok, savunmacı Biz imgesinde açtığı yaradır. Gruba yöneltilen bir eleştiri, tarihsel bir anlatının sorgulanması, bir karikatür, diplomatik bir açıklama ya da sportif bir yenilgi, grubun değerini gerçekten tehdit etmese bile “saygı göstermiyorlar” şeklinde yaşanabilir. Psikanalitik açıdan bu tepki, narsisistik incinmeyle ilişkilidir: Benliğin değer ve bütünlük duygusunu destekleyen bir imge zedelendiğinde, ortaya çıkan utanç ve aşağılanma duyguları hızla öfkeye, suçlamaya ve kaybedilen üstünlüğü geri kazanma arzusuna dönüşebilir (Kohut, 1972). Bu nedenle hakaret duyarlılığı, çoğu zaman eleştirinin içeriğine verilen ölçülü bir cevap değil, kırılgan özdeğeri korumaya yönelik bir alarm tepkisidir.

Bu alarmın ardından tartışmanın konusu kolayca geri plana düşer; asıl mesele Biz imgesini yeniden onarmak olur. Eleştirinin haklılık payını değerlendirmek yerine eleştireni kötü niyetli ilan etmek, tepkinin şiddetini artırmak, özür ya da misilleme talep etmek ve grup içindeki safları sıkılaştırmak bu onarım çabasının parçalarıdır. Sosyal psikoloji araştırmaları, iç grup imajı tehdit edildiğinde kolektif narsisizmi yüksek kişilerin, eleştirinin kaynağı olan dış gruba karşı daha fazla düşmanlık ve misilleme eğilimi gösterdiğini ortaya koymaktadır (Golec de Zavala ve ark., 2013). Ancak bu bulgunun psikanalitik anlamı şudur: Dışarıdaki olay, içeride zaten var olan kırılganlığı yaratmaz; onu görünür kılar ve dayanılması güç hale getirir. Güvenli bir Biz duygusu, eleştiriyi rahatsız edici olsa da düşünülebilir bir geri bildirim olarak karşılayabilirken, savunmacı Biz eleştiriyi varlığını ve değerini hedef alan bir saldırı olarak yaşar.

Ara (Mezo) Düzey: Grup içi Kaynaşma—Prototip, Norm ve Liderlik

Kolektif narsisizmin sosyal grup içinde “tutunması”, çoğu zaman dışarıdan gelen tehdidin büyüklüğünden çok, grubun içeride kendini nasıl tanımladığıyla ilgilidir: “Biz kimiz, kim bizden sayılır, biz nasıl bir topluluğuz?” Bu sorulara verilen cevaplar giderek daralıp sertleştiğinde, Biz’in prototipi bir tür saflık standardına dönüşür. Psikanalitik açıdan bu, grubun içerideki kaygıyı azaltmak için dünyayı biz ve onlar diye keskinleştirmesiyle yakından ilişkilidir; belirsizlik arttıkça, gri alanlar azalır, farklılıklar daha kolay tehdit gibi yaşanır (Bion, 1961). Sosyal psikolojinin öz-kategorizasyon yaklaşımı da benzer bir noktayı farklı bir dille anlatır: Grup prototipleri belirginleştikçe, üyeler davranışlarını bu prototipe uydurmaya zorlanır; normlar doğal ve tartışılmazmış gibi görünmeye başlar (Turner ve ark., 1987). Böylece kolektif narsisizm, yalnızca bireylerin zihninde değil, grup içi gündelik pratiklerde ve makbul üye tarifinde de yeniden üretilir.

Bu ara (mezo) düzeyde liderlik, yalnızca yönetme işi değildir; daha çok, dağınık duygulanımı tek bir hikâyede birleştiren bir odak işlevi görür. Freud’un klasik formülasyonu, gruplarda liderin kolayca ideal konumuna yerleştirilebildiğini ve üyelerin birbirleriyle bağlarını da bu ideal üzerinden kurabildiğini belirtir (Freud, 1921/1959). Volkan ise büyük gruplarda liderliğin, kriz anlarında güven ve tehdit duygularını düzenleyen bir çerçeveye dönüştüğünü; liderin Biz anlatısını sadeleştirip sertleştirmesinin, kısa vadede rahatlatıcı ama uzun vadede kutuplaştırıcı sonuçlar doğurabildiğini vurgular (Volkan, 2004). Sosyal psikolojideki liderlik araştırmaları da belirsizlik ve tehdit arttıkça grubun prototipine en çok benzeyen liderlerin daha çekici hale geldiğini gösterir (Hogg, 2001). Bu nedenle kolektif narsisizmin ara (mezo) düzeyindeki mekanizma çoğu durumda şöyle işler: Prototip daraldıkça lider en saf temsilci olarak idealize edilir; lider idealize edildikçe prototip daha da daralır.

Yapı ve İdeoloji: Milliyetçilik ve Irkçılık gibi Kimlik Rejimleri Biz’i Nasıl Üretir?

Kolektif narsisizmi yalnızca “bazı insanların sosyal gruplarla aşırı özdeşimi” diye anlatırsak, önemli bir parçayı kaçırırız: Biz dediğimiz şey çoğu zaman hazır bir paket halinde önümüze gelir. Ulus fikri, örneğin, kendiliğinden oluşmuş doğal bir gerçeklik değil; dili, sınırları, simgeleri ve ortak hikâyesiyle kurulan bir “hayal edilmiş cemaat”tir (Anderson, 1983). Üstelik bu kurgu sadece büyük törenlerde değil, gündelik hayatın küçük işaretlerinde de sürekli hatırlatılır; bayrak, harita dili, haber başlıkları, Biz ve Onlar zamirleri gibi tekrarlar ulusal kimliği görünmez biçimde sürekli bayraklaştırır (Billig, 1995). Bu nedenle milliyetçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik ya da heteronormativite gibi kimlik rejimleri, yalnızca fikir üretmez; kimin Bizden sayılacağına, kimin Öteki olarak konumlanacağına ve hangi duyguların meşru olduğuna dair bir duygusal düzen de kurar (Paker, 2012).

Psikanalitik açıdan bu rejimlerin gücü, belirsizlik ve kaygı anlarında daha da artar: İnsanlar karmaşık gerçekliği taşımakta zorlandıklarında, kimlik rejimleri kim suçlu, kim masum, kim haklı, kim hain gibi kolaylaştırıcı şemalar sunar; böylece grup içi kaygı kısa vadede yatışır. Bedel ise çoğu zaman aynı anda ödenir: Biz’i korumak için Onlar’ın kötülüğüne ihtiyaç duyulur; eşitlik talebi bile statü kaybı tehdidi gibi algılanabilir; eleştiri, içerikten çok saygısızlık olarak okunabilir. Bu nedenle biz-narsisizmi yalnızca bireylerin psikolojisiyle açıklanamaz; kimlik rejimleri bizzat Biz’i kurar, büyütür ve bazı koşullarda savunmacı bir yüceltilmeyi sürekli olarak üretir (Paker, 2012).

Tarihsel Travma ve Seçilmiş Travma: Tehdidin Süreklileştirilmesi

Tarihsel travmalar kendiliğinden bugünün siyasetine taşınmaz; ortak hafızada belirli biçimlerde temsil edilir, kuşaktan kuşağa aktarılır ve bazı koşullarda grup kimliğinin merkezî bir parçası haline gelir. Vamık Volkan’ın seçilmiş travma kavramındaki seçilmiş sözcüğü, grubun geçmişteki acıyı bilinçli ve iradi biçimde seçtiği anlamına gelmez. Kastedilen, ataların yaşadığı kitlesel kayıp, yenilgi, sürgün, katliam ya da aşağılanmaya ilişkin ortak zihinsel temsilin, zaman içinde başka tarihsel yaralanmalar arasından öne çıkarak büyük grup kimliğinde özel bir yer edinmesidir (Volkan, 2001). Anma törenleri, eğitim, aile anlatıları, edebiyat, medya ve siyasal söylem bu temsilin aktarılmasına aracılık edebilir. Ancak her kolektif travma zorunlu olarak savunmacı bir kimlik ya da kolektif narsisizm üretmez. Belirleyici olan, travmatik geçmişin yasının tutulup işlenebilmesi ya da tersine, çözümlenmemiş bir incinme olarak sürekli canlı tutulmasıdır.

Volkan’ın zamanın çökmesi (time collapse) dediği süreç, geçmişteki yaralanma ile güncel bir gerilimin duygusal olarak üst üste binmesini anlatır: Bugünkü olay, yalnızca kendi koşulları içinde değil, geçmişteki felaketin yeniden yaşanması gibi algılanmaya başlanır (Volkan, 1997, 2001). Fakat bu üst üste binme de otomatik değildir; özellikle siyasal liderlikler, kurumlar ve kimlik ideolojileri tarihsel travmayı tekrar tekrar harekete geçirdiğinde güç kazanır. Güncel bir eleştiri, diplomatik bir anlaşmazlık ya da eşitlik talebi böylece “yine bize saldırıyorlar” anlatısına eklemlenebilir. Seçilmiş travma bu noktada kolektif narsisizme hazır bir incinme, düşman ve hak ediş repertuvarı sunar: Grup, geçmişte yeterince tanınmadığı veya uğradığı haksızlığın telafi edilmediği inancıyla, bugünkü tanınma ve üstünlük taleplerini daha kolay meşrulaştırabilir. İç grup imajı tehdit edildiğinde kolektif narsisizmi yüksek kişilerin dış gruba karşı düşmanlık ve misilleme eğilimlerinin artması yönündeki bulgular da bu duygusal zeminin güncel sonuçlarını göstermektedir (Golec de Zavala ve ark., 2013). Dolayısıyla mesele travmatik geçmişin varlığı değil, bu geçmişin nasıl işlendiği, kimler tarafından nasıl anlatıldığı ve bugünün tehditlerine nasıl bağlandığıdır.

Kolektif Narsisizm ve Önyargı/Ayrımcılık

Kimlik rejimleri Biz’i kurar; ama bu Biz’in iç dünyada nasıl taşındığını anlamadan, önyargı ve ayrımcılığın psikolojik yakıtını tam olarak göremeyiz. Aviram’ın yaklaşımı, bu bağlantıyı kurmanın güçlü bir yolunu sunar: İnsanların gruplarla özdeşimi bir süreklilik üzerinde ilerler; bazı durumlarda bu özdeşim aşırı hale gelir ve kişi kendi değer duygusunu büyük ölçüde grubun imajına bağlar (Aviram, 2007, 2009). Böyle bir aşırı özdeşim, dış gruptan çok “iç grup”la kurulan ilişkinin bozulması gibi işler; kişi, Biz’i korumak için önyargıyı, kendini toparlayan bir refleks olarak kullanmaya daha yatkın hale gelebilir (Aviram, 2009).

Aviram’ın sosyal nesne kavramı bu resmi daha da somutlaştırır: Grup, yalnızca dış dünyada bir etiket değil, kişinin iç dünyasında da bir tür nesne temsili gibi tutulabilir; sevilen, idealize edilen, kırılgan biçimde korunmaya çalışılan bir içsel nesne temsili haline gelebilir (Aviram, 2005). Bu durumda ayrımcılık çoğu zaman soğuk bir ideoloji gibi değil, sosyal nesneyi korumaya yarayan bir duygu düzenleme hamlesi gibi işler: Kusur ve kötülük dışarıya taşınır, Onlar’ın üstüne yıkılır; grup içi saflar sıkılaşır; eleştiri susturulur; Öteki, yalnızca farklı değil, tehlikeli olarak kodlanır (Aviram, 2007). Kısacası, önyargı kolektif narsisizmin bir sonucu olmaktan ziyade, onun kendini sürdürme araçlarından biri haline gelebilir.

Milliyetçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik ya da heteronormatiflik gibi yapılar, yalnızca bireylerin önyargılarını yansıtmaz; aynı zamanda Biz’i kuran ve bu Biz’in kırılganlığını besleyebilen düzeneklerdir (Paker, 2012). Bu nedenle kolektif narsisizmi anlatırken, önyargı ve ayrımcılığı mekanizmanın merkezinde, Biz’i ayakta tutan düzenin bir parçası olarak ele almak gerekir.

Yeniden Üretim Döngüsü: Kalıcı İklime Nasıl Dönüşür?

Kolektif narsisizm tek tek öfke patlamalarıyla sınırlı kalmaz; aynı savunmalar tekrarlandıkça bir grup alışkanlığına, zamanla da kalıcı bir duygusal iklime dönüşebilir. Bion’un grup süreçlerine ilişkin yaklaşımı, toplulukların kaygı ve belirsizlikleri arttığında karmaşık gerçeklik üzerine düşünmek yerine kendilerini rahatlatan basit ve kesin açıklamalara yönelebildiğini öne sürer (Bion, 1961). Böyle dönemlerde dünya kolayca “iyi ve haklı Biz” ile “kötü ve tehditkâr Onlar” arasında bölünür; içerideki çatışmalar dışarıya taşınır, bir düşman ya da günah keçisi bulunur ve grup kısa süreli bir bütünlük duygusu kazanır. “Biz aslında iyiyiz; sorun dışarıda” anlatısı kaygıyı geçici olarak yatıştırır, fakat onu doğuran kırılganlık işlenmediği için ortadan kaldırmaz. Bu nedenle yeni bir eleştiri, diplomatik gerilim, sembolik yenilgi ya da saygısızlık algısı aynı savunma düzenini yeniden harekete geçirir.

Kamusal dolaşım, bu savunmaların yalnızca yayılmasını değil, grup içinde ödüllendirilmesini de sağlar: Öfke görünürlük, ahlaki çifte standart haklılık, içerideki “şüphelilerin” denetlenmesi ise saflık ve güvenlik duygusu üretir. Sosyal medyada ahlaki içerikle yüklü duygusal ifadelerin daha hızlı yayıldığını gösteren araştırmalar, “bize haksızlık yapılıyor”, “bizi aşağılıyorlar” ve “Biz’e saldırıyorlar” gibi mesajların neden kolayca çoğalabildiğini açıklar (Brady ve ark., 2017). Kolektif narsisizm, grubun çıkarına hizmet eden aynı davranışın dış grup tarafından yapıldığında ahlaksız sayılmasını kolaylaştırarak ahlaki kabileciliği de güçlendirebilir (Bocian ve ark., 2021). Tehdit algısı arttıkça denetim yalnızca dış gruplara yönelmez; içeride yeterince sadık ya da yeterince bizden görülmeyen üyeler de kuşku nesnesi haline gelebilir. Nitekim kolektif narsisizmin grubun sözde çıkarları adına iç gruba zarar verebilecek komplocu ve gizli uygulamalara verilen destekle ilişkili olabildiği gösterilmiştir (Biddlestone ve ark., 2022). Böylece döngü kendi kanıtını üretir: Düşman arandıkça düşman bulunur, saflar sıkılaştıkça farklılık daha tehditkâr görünür ve her yeni tehdit algısı kolektif narsisistik savunmayı biraz daha normalleştirir.

Kolektif Narsisizm Döngüsünün Kısa Şeması

1.. Sembol düzeyinde incinme (eleştiri, küçümseme, tanınmama)

2.. Kaygı/utanç  öfke  telafi ihtiyacı

3.. Biz’in prototipini daraltma, safları sıkılaştırma

4.. Dışarıya ya da içerideki “şüpheli”ye yükleme (günah keçisi, komplo, gözetim)

5.. Kısa rahatlama ve ahlaki üstünlük duygusu

6.. Yeni tetikleyiciyle döngünün tekrar başlaması

Sonuç: Mekanizmadan Müdahale Ufkuna

Bu makalede hedefim, kolektif narsisizmi “kimin ne düşündüğü” meselesinden çıkarıp, hangi koşullarda nasıl işlediği ve nasıl yeniden üretildiği sorusuna yerleştirmekti. İç dünyada kırılgan bir değer duygusunu koruyan savunmacı Biz, grup içinde normlar, prototipler ve lider idealizasyonuyla pekişiyor; kamusal alanda ise kimlik rejimleri, tarihsel travma anlatıları ve öfke yüklü iletişim kanalları aracılığıyla kalıcı bir iklime dönüşebiliyor. Bu mekanizmaları görünür kılmak gayet önemli; çünkü sorun Biz duygusunun kendisi değil, bu duygunun eleştiriye dayanıksız, eşitliği tehdit olarak algılayan ve varlığını Öteki’nin değersizleştirilmesine bağlayan savunmacı biçimidir.

Bu nedenle müdahale, insanlardan aidiyetlerinden ya da kolektif gururlarından vazgeçmelerini istemek anlamına gelemez. Asıl ihtiyaç, farklı kimliklerin eşitliğini bir kayıp ya da aşağılanma olarak yaşamayan; eleştiriyi ihanetle özdeşleştirmeyen; tarihsel yaraları sürekli düşman üretmek için kullanmak yerine onların yasını tutabilen daha güvenli bir kolektif özdeğerin geliştirilmesidir. Bunun için çoğul kimliklerin tanınmasını sağlayan demokratik kurumlara, liderlerin ve ulusal anlatıların eleştirilebilir olmasını güvence altına alan bir kamusal kültüre ve gruplar arasındaki gerçek temasla karşılıklı tanınmayı güçlendiren ilişkilere ihtiyaç vardır. Kolektif narsisizmin kısa vadede sağladığı sahte bütünlük duygusuna karşı, farklılıklarla birlikte yaşayabilen daha olgun ve kapsayıcı bir Biz kurabilmek temel müdahale ufkudur.

Bir sonraki makalede (3.2), bu mekanizmaların Türkiye bağlamında hangi tarihsel ve güncel hatlarda daha kolay tutunduğunu, hangi kimlik rejimleri ve anlatı biçimleriyle beslendiğini daha somut bir zeminde tartışacağım.

Kaynakça

Anderson, B. (1983). Imagined communities: Reflections on the origin and spread of nationalism. Verso.

Aviram, R. B. (2005). The social-object and the pathology of prejudice. J. S. Scharff & D. E. Scharff (Der.), The legacy of Fairbairn and Sutherland: Psychotherapeutic applications içinde (s. 227–236). Brunner-Routledge.

Aviram, R. B. (2007). Object relations and prejudice: From in-group favoritism to out-group hatred. International Journal of Applied Psychoanalytic Studies, 4(1), 4–14. https://doi.org/10.1002/aps.121

Aviram, R. B. (2009). The relational origins of prejudice: A convergence of psychoanalytic and social cognitive perspectives. Jason Aronson.

Biddlestone, M., Cichocka, A., Główczewski, M. ve Cislak, A. (2022). Their own worst enemy? Collective narcissists are willing to conspire against their in-group. British Journal of Psychology, 113(4), 894–916. https://doi.org/10.1111/bjop.12569

Billig, M. (1995). Banal nationalism. SAGE.

Bion, W. R. (1961). Experiences in groups and other papers. Tavistock.

Bocian, K., Cichocka, A. ve Wojciszke, B. (2021). Moral tribalism: Moral judgments of actions supporting ingroup interests depend on collective narcissism. Journal of Experimental Social Psychology, 93, 104098. https://doi.org/10.1016/j.jesp.2020.104098

Brady, W. J., Wills, J. A., Jost, J. T., Tucker, J. A. ve Van Bavel, J. J. (2017). Emotion shapes the diffusion of moralized content in social networks. Proceedings of the National Academy of Sciences, 114(28), 7313–7318. https://doi.org/10.1073/pnas.1618923114

Cichocka, A. (2016). Understanding defensive and secure in-group positivity: The role of collective narcissism. European Review of Social Psychology, 27(1), 283–317. https://doi.org/10.1080/10463283.2016.1252530

Freud, S. (1959). Group psychology and the analysis of the ego. J. Strachey (Der. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Cilt 18, s. 67–143). Hogarth Press. (Özgün eser 1921).

Golec de Zavala, A., Cichocka, A. ve Iskra-Golec, I. (2013). Collective narcissism moderates the effect of in-group image threat on intergroup hostility. Journal of Personality and Social Psychology, 104(6), 1019–1039. https://doi.org/10.1037/a0032215

Golec de Zavala, A., Cichocka, A., Eidelson, R. ve Jayawickreme, N. (2009). Collective narcissism and its social consequences. Journal of Personality and Social Psychology, 97(6), 1074–1096. https://doi.org/10.1037/a0016904

Hogg, M. A. (2001). A social identity theory of leadership. Personality and Social Psychology Review, 5(3), 184–200. https://doi.org/10.1207/S15327957PSPR0503_1

Kohut, H. (1972). Thoughts on narcissism and narcissistic rage. The Psychoanalytic Study of the Child, 27(1), 360–400. https://doi.org/10.1080/00797308.1972.11822721

Paker, M. (2012). Önyargı ve ayrımcılığa ilişkisel psikanalitik bir bakış. K. Çayır ve M. Ayan Ceyhan (Der.), Ayrımcılık: Çok boyutlu yaklaşımlar içinde (s. 53–61). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Paker, M. (2026). Narsisizm 3.0: Kolektif narsisizme giriş. Yeni Arayış.

Tajfel, H. ve Turner, J. C. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. W. G. Austin ve S. Worchel (Der.), The social psychology of intergroup relations içinde (s. 33–47). Brooks/Cole.

Turner, J. C., Hogg, M. A., Oakes, P. J., Reicher, S. D. ve Wetherell, M. S. (1987). Rediscovering the social group: A self-categorization theory. Basil Blackwell.

Volkan, V. D. (1997). Bloodlines: From ethnic pride to ethnic terrorism. Farrar, Straus and Giroux.

Volkan, V. D. (2001). Transgenerational transmissions and chosen traumas: An aspect of large-group identity. Group Analysis, 34(1), 79–97. https://doi.org/10.1177/05333160122077730

Volkan, V. D. (2004). Blind trust: Large groups and their leaders in times of crisis and terror. Pitchstone Publishing.

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com