2024 yılında gerçekleşen 6. Mardin Bienali’nin açılış cümbüşü içinde gözden kaçan önemli bir gelişme oldu. Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi Türkiye’deki sanatsal ifadenin özgürlüğüne yönelik önemli bir karar verdi.  9 Mayıs’ta yapılan duruşmada sanatçı ve gazeteci Zehra Doğan, "terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasından beraat etti. Doğan’ın 21 Temmuz 2016 günü Mardin’in Nusaybin ilçesinde gözaltına alınmasıyla başlayan ve beraat kararı ile neticelenen sekiz yıllık süreç sanatın siyaset ile olan ilişkisine dair çarpıcı bir örnek oluşturuyor.

1989 yılında Diyarbakır’da doğan sanatçı Zehra Doğan aynı zamanda gazeteci kimliğine de sahip. 2012 yılında tamamı kadınlardan oluşan, feminist bir bakış açısıyla habercilik yapma gayesi taşıyan Jin Haber Ajansı’nı (JİNHA) kuran kadro içinde yer alan Doğan, “Êzidî Kadınların Çığlığı” başlıklı haberiyle 2015 yılında Metin Göktepe Haber Ödülü’nü kazandı.

nusaybin-2016

(Nusaybin, 2016)

Şubat 2016'da, Mardin'in Nusaybin ilçesindeki çatışmaları haberleştirmek için bölgeye giden Doğan bir yandan JINHA için gazetecilik yaparken diğer yandan bir sanatçı olarak tanıklık ettiği şiddeti resmine yansıttı. Nusaybin’deki yıkımı konu alan suluboya resmi Doğan’ın hayatını kökten değiştirdi. Doğan, güvenlik güçleri tarafından çekilmiş ve devletin resmi sosyal medya hesaplarından "başarılı bir askeri operasyonun" kanıtı olarak paylaşılan bir fotoğrafa sanatsal bir müdahale yaptı. Bu fotoğrafta, yerle bir olmuş binalar, bu harabelerin üzerine asılmış devasa Türk bayrakları ve yıkıntıların önünden geçiş yapan zırhlı askeri araç akrepler görülüyordu. Zehra Doğan’ın resminde ise fotoğraftaki akrepler birer canavara dönüştürülmüştü.

Zehra Doğan, 21 Temmuz 2016 tarihinde Mardin'in Nusaybin ilçesinde bir kafede otururken gözaltına alındı. 23 Temmuz 2016'da Nusaybin Adliyesi'nde hakim karşısına çıkarılan Doğan, tutuklanarak Mardin Kadın Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. 141 gün süren ilk tutukluluk döneminin ardından, 9 Aralık 2016 tarihinde Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Doğan Mart 2017 tarihinde yaptığı haberler ve sosyal medyada paylaştığı Nusaybin resmi gerekçe gösterilerek "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan 2 yıl, 9 ay ve 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemenin gerekçeli kararında "Bu tablo, kamu düzenini sağlamak amacıyla güvenlik güçleri tarafından yürütülen operasyonlara yönelik eleştiri sınırlarını aşmaktadır" ifadesi yer alıyordu. Haziran 2017 tarihinde Diyarbakır Cezaevi’ne kapatılan Zehra Doğan daha sonra Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi'ne nakledildi. 24 Şubat 2019 tarihinde tahliye edilen Doğan toplam 500 günden fazla cezaevinde kalmış oldu.

zehra-dogan-nusaybin-2016

(Zehra Doğan, Nusaybin 2016)

Zehra Doğan'ın bir resim yaptığı için terörizmle suçlanarak hapsedilmesi, uluslararası insan hakları örgütleri, basın meslek kuruluşları ve uluslararası sanat çevrelerince tepki gördü. PEN International, Uluslararası Af Örgütü gibi örgütler, Doğan'ın derhal serbest bırakılması için kampanyalar düzenlediler. Ai Weiwei, Doğan'ın durumuyla ilgili olarak "İnsan haklarını ve insan onurunu korumak için birlikte çalışmaya devam etmeliyiz" diyerek otoriterliğe karşı ortak bir sanat cephesi çağrısında bulundu. En çarpıcı, en ses getiren hamle ise Banksy'nin New York'ta gerçekleştirdiği devasa grafiti oldu.

Son zamanlarda gerek kimliğinin ortaya çıkması gerek son heykel işi nedeniyle sanatçı Banksy Türkiye’deki sanat basınında sıkça yer alıyor. Sanat basınımızın Banksy’e dair ya bilmediği ya da görmezden geldiği oysa Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren önemli bir ayrıntı var. Banksy, 10 Mart 2018 tarihinde sanat faaliyetleri nedeniyle hapis yatmış olan sokak sanatçısı Borf (John Tsombikos) ile işbirliği yaparak, New York Manhattan'daki Houston Bowery Graffiti Wall üzerine yaptığı devasa bir duvar resmi ile Zehra Doğan’a desteğini gösterdi. 21 metre uzunluğundaki duvarda beyaz bir arka plan üzerine siyah, kalın çarpı ve çentik işaretleri yer alıyordu. Bu çentikler Zehra Doğan'ın duvar resminin yapıldığı güne kadar hapiste geçirdiği 273 günü tek tek sembolize ediyordu. Duvarın ortasında yer alan çentiklerden birinin arkasında Zehra Doğan'ın yüzü gözüküyordu. Hapishane parmaklıklarından biri ise onu hapse sokan sanatsal eylemi simgeleyen bir kalemdi. Eserin sağ alt köşesinde "Free Zehra Doğan" (Zehra Doğan'a Özgürlük) yazıyordu.

banksy-zehra-dogan-houston-and-bowery-new-york-mart-2018

(Banksy, Zehra Doğan Houston and Bowery New York Mart 2018)


Eserin politik eylem boyutu sadece resim ile sınırlı kalmıyordu. Duvarın üzerinde yer alan bir projeksiyon sistemi üç farklı görseli ardışık olarak duvara yansıtıyordu: Güvenlik güçlerinin resmi hesaplarından paylaşılan Nusaybin'in orijinal yıkım fotoğrafı, Zehra Doğan'ın bu fotoğraftan yola çıkarak yaptığı suluboya resmi ve Doğan'ın eseri üzerine bindirilmiş, İngilizce olarak "Bu resmi yaptığı için 2 yıl, 9 ay ve 22 gün hapis cezasına çarptırıldı” ibaresi.

Banksy, aynı zamanda Instagram hesabından Doğan'ın resmini paylaşarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın resmi hesabını etiketledi ve milyonlarca takipçisini bu etiketi kullanarak tepki göstermeye çağırdı.

Banksy'nin kendisine verdiği desteği cezaevinde gazetelerden öğrenen Zehra Doğan, dışarı sızdırdığı bir mektupla Banksy’e teşekkür etti. Mektup Banksy’nin resmi web sitesinde, Hyperallergic gibi sanat platformlarında yayınlanınca Doğan küresel dayanışmanın sanat alanındaki sembollerinden biri haline geldi.  Doğan mektubunda ölüm, yas ve umutsuzluk sarmalında yaşamanın dayanılmaz hale geldiğini, "hiç kimse acımızı görmüyor, kimse yardım etmiyor, hayali bir hayatın içinde kurgusal bir yalanı yaşıyoruz" hissine kapılarak koğuşta kötümser tartışmalara girdiklerini anlatıyordu. Ancak tam da bu umutsuz tartışmaların yaşandığı bir anda ellerine ulaşan bir gazete kupüründe Banksy'nin New York'ta kendisi için yaptığı duvar resmini gördüklerini belirten Doğan, bu haberin koğuşta "devasa bir mutluluk" yarattığını yazıyordu. Mektubun can alıcı kısmı şuydu: “Kürt halkını Türkçe öğrenmeye zorlayan toprağımın yöneticileri benim dilimi anlamazken, beni duymazken; farklı topraklarda farklı diller konuşan insanların beni duyması kanıtlıyor ki; sanat, dillerin çok ötesinde devasa bir iletişim biçimidir." Doğan, hücresinde günde 12 saat hayal kurduğunu ancak tablosunun New York gibi bir şehrin sokaklarına yansıtılmasının kendi vahşi hayal gücünün bile ötesinde olduğunu belirterek; Borf ve Banksy'ye minnettarlığını sunuyordu.

Zehra Doğan, 24 Şubat 2019 tarihinde infazını tamamlayarak tahliye olduktan sonra hukuki mücadelesine devam etti. Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvurusu, Aralık 2019'da reddedildi. İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından Doğan'ın avukatları, 17 Eylül 2020 tarihinde masumiyet karinesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu. AİHM sürecinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti stratejik bir adım atarak, AİHM'in esastan inceleme yaparak olası ve muhtemelen Türkiye açısından daha ağır sonuçlar doğuracak bir ihlal kararı vermesini önlemek amacıyla 24 Şubat 2022 tarihinde mahkemeye bir "Tek Taraflı Deklarasyon" sundu. Hükümet, bu deklarasyonla Doğan'ın cezaevinde bulunduğu süreçte yargısal mekanizmalar tarafından "masumiyet karinesinin ihlal edildiğini" resmen kabul etti ve uğradığı maddi/manevi zararlar ile mahkeme giderleri karşılığı olarak kendisine 1.350 Euro ödemeyi taahhüt etti.

Doğan'ın hapis yatmasına neden olan ceza kararına yapılan temyiz başvurusunu yıllar sonra gündemine alan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 19 Ekim 2023 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını oybirliğiyle bozdu.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin bozma kararının hukuki gerekçesi, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamında sanatsal ifade ile "örgüt propagandası" suçu arasındaki sınırın çizilmesi açısından son derece önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Yargıtay kararında; bir ifadenin, sanat eserinin veya eylemin hukuken "terör örgütü propagandası yapma" suçu sayılabilmesi için, sadece örgütle ilgili bir öğretinin veya inancın başkalarına yayılması amacının yeterli olmadığı; söz konusu paylaşımların terör örgütünün "cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, bu yöntemleri övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek" nitelikte, objektif bir şiddet çağrısı olması gerektiği kesin bir dille vurgulanıyordu. Yargıtay sonuç olarak mahkumiyet hükmünün açıkça "hukuka aykırı" olduğunu karara bağladı ve dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geri gönderilmesine karar verdi. Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yeniden başlayan yargılama süreci, 9 Mayıs 2024 tarihinde yapılan ikinci duruşmayla sonuçlandı. Zehra Doğan, "terör örgütü propagandası yapmak" suçlamalarından kesin olarak beraat etti.

Zehra Doğan, resim yapmasının yasaklandığı mahkumiyet süreci esnasında geliştirdiği sanatsal direniş yöntemleri ile Türkiye’nin sanat tarihinde her zaman özgün bir yere sahip olacak. Doğan, gizlice yaptığı resimleri kirli çamaşır paketleri olarak cezaevinin dışına çıkarabiliyordu. Sanatçı kendisine resim malzemesi verilmediğinden dökülen saç tellerinden ve cezaevinin avlusuna düşen kuş tüylerinden fırça yaparken gazeteleri, mektup kağıtlarını, ilaç prospektüslerini, ambalaj kağıtlarını, çarşafları, havluları ve kıyafetleri tuval olarak kullandı. Kahve telvesinden, zerdeçaldan, rokadan, karalahanadan, sigara külünden, ezilmiş aspirinlerden pigment oluşturup boya üreten Zehra Doğan kırmızı rengi ise kendisinin ve koğuş arkadaşlarının regl kanlarıyla elde ediyordu.

Şubat 2019'da tahliye olmasının ardından yeniden tutuklanma endişesiyle yaşamını Berlin, Londra ve Milano gibi Avrupa şehirlerinde sürdüren Doğan, Mayıs 2019 tarihinde Londra'daki Tate Modern'de, "Ê Li Dû Man" (Geride Kalanlar) başlıklı bir enstalasyon gerçekleştirdi. Fransa’nın yayınevlerinden Editions Delcourt, 2021 yılında Zehra Doğan’ın “5 No'lu Cezaevi” isimli bir sanatçı kitabınını yayımladı. Dünyanın farklı kentlerindeki önemli sanat kurumları Doğan’ın eserlerinin yer aldığı sergilere ev sahipliği yaptılar. 20 Şubat- 16 Mayıs 2026 tarihleri arasında İtalya'nın Termoli kentindeki Çağdaş Sanat Müzesi'nde (MACTE) düzenlenen "Io, Testimone" (Ben, Tanık) başlıklı, küratörlüğünü Francesca Guerisoli'nin üstlendiği kişisel sergi Doğan’ın bugüne kadarki en kapsamlı sergisi oldu. İtalya’daki sergi sona erdiğinde ise bu sefer 7. Mardin Bienali’nin açılış cümbüşü devam ediyordu.