Seçmenin iktidara kaybettirme güdüsünü ele aldığım bir önceki yazımın yayımlandığı gün, CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’le birlikte Anıtkabir’e yürüyen yaklaşık 100 bin kişinin tümünün partili olduğunu söylemek mümkün olmadığına göre, toplumda önümüzdeki ilk seçimlerde Cumhur İttifakı’na karşı oy (negative voting) kullanma eğiliminin oldukça güçlü olduğu görülüyor. Demokrasilerde, bu kadar kötü ekonomik performansı olan ve toplumu üç yıldır bu kadar gelir ve vergi eşitsizliği içinde yaşamaya mahkûm eden hükümetlerin seçim kazanmaları mümkün değildir doğal olarak.

Ne var ki demokratik hukuk devletinin işlemediği ülkelerde seçimi kaybedeceklerini anladıkça koltuklarını koruyabilmek için en büyük siyasi rakiplerini hukuku çiğneyerek bölmek dahil her yoldan muhalefeti zayıflatmayı mübah gören ve siyasi mühendislik yapmaya kalkışan politikacılar oluyor. Ama seçimlerde oy kullananlar siyasi partiler değil seçmenler olduğu için siyasi etikten yoksun bu tür girişimler genelde öngörülen sonuca ulaşmıyor. Büyük bir medya gücüne sahip olunsa bile, şirazesi kaçmış siyasi mühendislikleri insan zekasıyla alay edercesine halka “hukuk” diye yutturmak mümkün olmuyor doğal olarak.

Hukukla yakından uzaktan ilgisi olmayan butlan kararıyla Türkiye’de demokrasiden uzaklaşma eşiği artık aşılmış bulunuyor. CHP’li belediyelere yapılan operasyonlarla, iktidar partisinin diğer siyasi partilerden yaptığı belediye başkan transferleriyle sadece iradesinin gasp edildiğini gören milyonlarca seçmen değil, ayrıca siyasi mühendisliklerin ilkeleri anayasada tarif edilen demokrasiyle bağdaşır yanı olmadığını değerlendiren tüm demokrat seçmenler de koltuk uğruna olduğu insanların gözüne sokulurcasına yapılan bu uygulamalara artık son verilmesi gereğini duyuyor. Anıtkabir’de gördüğümüz resim iktidar tarafından doğru okunmasında yarar olan demokrasiye özlemi yansıtıyor.

Gel gör ki iktidarın bu yapılanlarla yetinmeyeceğine inanan, bence bazıları mümkün olmayan senaryolar yazanlar ve yazılı ve görsel medyada tartıştıranlar da var. Bu senaryolardan biri, bence tek kelimeyle imkânsız olanı, bu yasama döneminde fiilen mümkün olmadığı halde iktidar cephesinden gelen içi boş yeni anayasa çağrılarına bakıp üçte iki çoğunlukla anayasa değişiklikleri yapılacağına ilişkin. İkincisi hazır CHP butlan kararıyla bölünmüş haldeyken Kasım ayında baskın seçime gidilmesi. Üçüncü senaryo ise seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve yakın mesai arkadaşlarının fezlekelerinin kabulüyle dokunulmazlıklarının kaldırılarak tutuklu yargılanmaları. Bu senaryoları ayrıntıyla inceleyelim.  

Anayasa değişikliği senaryosu 

Yukarıda belirttiğim üzere, üç yılını doldurmuş olan hem bu nedenle hem transferlerle seçmen iradesini artık güncel olarak yansıtmayan bu Meclis’in değil yeni bir anayasa, herhangi bir anayasa değişikliği yapması mümkün değil. Bu senaryonun, iktidar partisi ve İttifak ortağının 321 olan sandalye sayısının atanmış CHP’nin milletvekillerinin ve bağımsızların katkısı ve DEM Parti’den anayasanın 42. ve 66. maddelerinde değişiklik yapılması karşılığında alınacak destekle mümkün olabileceği ileri sürülüyor. 42. madde eğitim ve öğrenim hakkıyla, 66. madde vatandaşlığın tanımıyla ilgili. DEM’in anadilde eğitimin mümkün olması ve Türklüğe bağlı vatandaşlığın Kürtleri de kapsadığının daha açık yazılmasına ilişkin bilinen taleplerine Cumhur İttifakı tabanından ve dışarıdan itirazlar var. Senaristlere göre, AK Parti bu değişiklikler karşılığında 101. maddede yer alan Cumhurbaşkanı için iki dönem olan görev süresi sınırının kaldırılmasını istiyor. Bazı senaristler o kadar ileri gidiyor ki Cumhur İttifakı’nın yasama, yürütme ve yargı erklerini benliğinde birleştiren “Başyücelik” makamını getirecek bir anayasa istediğini öne sürüyor. Bu ironik bir tanım olsa da dile getirilmesinin dahi asap bozucu olduğunun altını çizmek gerekir.  

Anayasa değişikliği senaryosunun hiçbir mantığı olmadığı kanısındayım. Bir kere, mevcut anayasada 101. maddeyle çelişen bir madde var. O da 116. maddenin 3. fıkrası. Bu fıkra, Cumhurbaşkanlarına ikinci dönemlerinde TBMM’nin beşte üç çoğunlukla seçimlerin yenilenmesi kararı alması halinde tekrar aday olma hakkı veriyor. Cumhur İttifakı’nın bu fıkra mevcutken, bu hakkın sadece zamanında yapılacak seçimlerde de geçerli olması için faturası ağır olma riski taşıyan böyle bir girişimde bulunacağını düşünmüyorum. Kimilerinin yaptığı gibi, Cumhur İttifakı’yla beraber olma olasılığı olan siyasi partilerin milletvekillerinin sayısını toplayıp 400 sandalyenin bulunduğunu ortaya koyarak senaryo yazmanın hiçbir ciddi bir yanı yok. Bir kere DEM Parti, demokratik hukuk devletinin belkemiğini oluşturan iki dönem kuralının kaldırılmasına evet der mi bilmiyoruz. Kaldı ki dediğini varsaysak bile diğer milletvekilleri, seçimlerde bumerang gibi kendilerine dönebilecek DEM’in taleplerinin altına imza atarlar mı büyük bir soru işareti. Bunlar senaristlere göre DEM seçmeninin oylarını getirecek olsa bile AK Parti ve MHP’de daha çok kan kaybına yol açmaz mı sorusu akla geliyor. Özetle bu senaryonun tartışılması bile zaman kaybı.        

Baskın seçim senaryosu

Bu senaryoyu dile getirenler Cumhur İttifakı’nın butlan kararı sonucu CHP’nin bölünmüşlüğünden yararlanmak isteyebileceğine işaret ediyorlar. Bu konuda anketler henüz sağlıklı bir nabız yoklamasına dayanmıyor olsa da seçilmiş CHP’nin AK Parti’nin önünde olduğunu, atanmış CHP’nin ise partiye yüzde 2-3 dolayında oy kaybettirdiğini ortaya koyuyor. Net-Ar’dan sonra Gündem Ar’ın önceki gün yayınlanan anketi de bu yönde. Gündem-Ar’da ayrıca kurulma olasılığı bulunan yeni parti, Özel’in CHP’sinden bile yaklaşık 4 puan fazla (35.65’e karşılık 31, 90) oy alıyor.  

Uçuk olarak nitelediğim senaryolar içinde belki en akla yakını bu. Ama ekonomi hala kriz içindeyken, başta emekliler olmak üzere sabit gelirlilerin çoğunluğu 35 bin TL ‘yi aşmış bulunan açlık sınırının altında maaş alırlarken değil. Emekli platformlarında, AK Parti kulislerinde Temmuz ayında en düşük emekli maaşının 36 bine çıkarılması olasılığının tartışıldığı dile getiriliyor ama gerçekleştirilmesi pek mümkün görünmüyor. Temmuz’da enflasyon farkıyla 23-24 bin TL civarına çıkacağı söylenen en düşük emekli maaşının 36 bin TL olmasının en düşük maliyeti tüm emekli maaşlarına en az 12 bin TL seyyanen zam olur ki bütçeye aylık maliyeti yaklaşık 20 milyar TL yi bulur. Hükümet bu kaynağı yaratsa bile bu yıl Kasım ayında yapılacak bir erken seçimi kazanması mümkün değil. Platformlarda dile getirilen görüşlere bakılırsa, Cumhur İttifakı öfkeli emekli seçmenin büyük çoğunluğunu kaybetmiş durumda ve geri alması da mümkün görünmüyor. Üç yıl boyunca negatif ayrımcılık yaparak emekliyi süründürmenin bir bedelinin olması doğal. O bakımdan bu senaryonun olabilirliğinin Temmuz’da emekliye ciddi oranda refah payı verilmesine bağlı olduğunu düşünüyorum ama hem buna ihtimal vermiyorum hem de bunun Cumhur İttifakı’na seçim kazandırmasını mümkün görmüyorum.    

Dokunulmazlıkların kaldırılması senaryosu

Düşünmek dahi istemediğim en korkunç senaryo, seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve haklarında fezleke düzenlenmiş yakın arkadaşlarının dokunulmazlıklarının kaldırılması olur. Bu senaryo yürütmenin arzusu doğrultusunda çalıştığı sokaktaki insan tarafından da bilinen bu yargı önüne çıkarılmaları, hatta tutuklanmalarıyla da sonuçlanabilir. Dokunulmazlık kararına yeşil ışık yakmak, bugüne kadar izlediği tutarlı politikayla milyonların umudu olmuş Özgür Özel ve genç arkadaşlarını, CHP’ye mutlak butlan gibi absürt bir kararı almış olan bu taraflı yargının pençesine bırakmak demek olur. Sayın Cumhurbaşkanı ve AK Partililer bu kararla hiçbir ilgileri olmadığını söyleye dursunlar, halkın büyük bir çoğunluğunu buna inandırabilmiş değiller. Tıpkı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının ahtapot gibi kolları her yana uzanan bir yolsuzluk şebekesi olduğu hususunda toplumu ikna edemedikleri gibi. Aynı doğrultuda mesajlar verdiğine bakılırsa, Sayın Kılıçdaroğlu, CHP seçmeni başta olmak üzere, toplumu bu konuda ikna görevini üstlenmiş izlenimi veriyor. Bu nedenle de çok tepki çekiyor.    

Siyaset sosyolojisinin temel özelliklerinden biri mağduriyetin her zaman oy ve meşruiyet üretmesidir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın kendisi de geçmişte okuduğu bir şiir yüzünden hapse girmiş ve bu mağduriyetin rüzgarını arkasına alarak iktidara yürümüştü. O bakımdan bu senaryonun sahnelenmesi, halk desteği kısa sürede artmış olan Özgür Özel’i sadece CHP içinde değil ayrıca toplumda da demokrasi kahramanı yapacaktır doğal olarak. Bu uçuk senaryonun gerçekleşmesi ayrıca sorumlularının siyasi intiharı olur ve daha da önemlisi Türkiye’nin sadece siyasi değil ekonomik felaketine de yol açar ne yazık ki.

Sözünü ettiğim ve uçuk olarak nitelendirdiğim bu senaryoları havuz medyası dışında kalan bağımsız haber kaynakları olarak nitelediğim kanallara çıkan bazı konukların dillendirdiğine ve uzun, uzun tartıştığına tanık oluyorum. İktidar bloğunun çılgınlığına karşın gerçekleşme olasılığının yüksek olmadığı bu senaryolar izleyiciyi karamsarlığa ve umutsuzluğa sürüklüyor.

Oysa bir önceki yazımda altını çizdiğim gibi, iktidar partisi siyasi mühendisliğin dozunu arttırdıkça sandıkta yiyeceği tokadın şiddeti de artacak görünüyor. Nitekim Anıtkabir’den yansıyan resim, toplumun tercihinin artık iktidar değişiminden yana olduğuna işaret ediyor. Demokrasilerde değişim de değişim istemek de doğal aslında. Doğal olmayan halk iradesine karşın koltukta oturmak için bu denli hukuksuzluğu göze almak.