Nilay ve Canan öğle arasında kahve içmeye çıktılar. Ani bir telefonla geri çağrılma ihtimallerine karşı pek de bayılmadıkları bir kafedeydiler.

Bugün işten konuşmamaya karar vermişlerdi.

“İK artık işe alım yaparken burçlara bakıyormuş biliyor musun?” dedi Nilay. Boğa burcunu övmek için hiçbir fırsatı kaçırmaz hatta fırsatı yaratırdı. Canan’ın bu soruya cevap vermesi beklenmiyordu. Sorduğu yerden devam etti.

“Ben mesela evet ani her şeyden irkilirim. Güzel bile olsa istemem. Kendi halime bırakılmam lazım. Karar verdikten sonra ama… Beni kimse tutamaz. O yüzden sabır ve kararlılık gerekiyorsa boğa derim ben. Daha da önemlisi sadakat. Yani bir yere alıştıysam zor giderim.”

Canan’ı da konuya sokmak için biraz da akrep güzellemesi yapmaya meyletti.

“Sen de tam İK insanısın bence. Akrep herkesi okur, çaktırmaz. Kinci derler ama bence kinci değilsiniz. Unutmamakla karıştırılıyor. “

Konu iş olmasa bile yine işe bağlanıyor ve bunu bile bile öyle değilmiş gibi yapmaya devam ediyorlardı. Canan ağzını kıvırarak savuşturdu:

“Bilemeyeceğim. Hiç düşünmedim kinci miyim unutmayan mıyım ama ona bakarsan Ahmet Bey de akrep değil mi?”

“Yooo o tam bir terazi. Politik. On beş sene nasıl dursun orada yoksa. Nabza göre şerbetçi.”

“Yükselenleri ne yapacağız?”

“Onların da etkisi büyük tabii ama o kadar detaya girmeden ana hatlarıyla bakarak da durum kotarılabilir. Mahmut Bey tam bir oğlak. Adam bence muhasebe müdürü olmak için doğmuş. Kontrol manyağı. Gidip yay burcunu koyamazsın oraya.”

Canan konuya ilgi duymamaya devam ederek kahvesinden bir yudum aldı. Nilay boşlukları boğa burcuyla doldurmaya kararlıydı.

“Bak ben sana bir şey diyeyim mi? Hep boğanın galip gelmesini istemişimdir matadora karşı. Zavallım direkt saldırmaz zaten neden saldırsın. Ekipçe kışkırtırlar hayvanı. Kendilerine saldırtmak için uğraşırlar. Zaten etrafta binlerce insan bağrış çağrış, aslında baştan kurban olanı, saldırgan bir avcıya dönüştürmeye ve kendilerini ona zarar vermek, sonra da öldürmek için haklı çıkarmaya çalışırlar. Geçen sene Ahmet Bey’in bana yaptığı da buydu. İzinlerimi iptal etme denemesi, bayram tatilinde bile iş istemek, üstüne lafı bile edilmeyen zam… Sen göster kendini de ona göre yaparız imaları… Bir de toplamış etrafına kafa sallayıcıları. Aynı işte o bildiğin arena. Hangisine sinirleneceğini bilemiyor insan. Ama ne oldu?

Murcielago oldum. Yirmi dört mızrak darbesine göğüs germişti Murcielago. Normal bir boğa çoktan kan kaybından yıkılacakken o yıkılmamıştı. Aksine her darbede daha da hırslanarak savaşmaya devam etti. Matador kılıcını çekip öldürücü darbeyi vurmaya hazırlandığında tribünlerdeki binlerce insan ayağa kalktı ve beyaz mendillerini sallayarak onun için af istediler. Matador kılıcını indirdi ve hayatını bağışladı. Ne haşin ne hazin…

Kendi ölürken matadorun şah damarına son bir gayretle boynuzunu sokup, onu da ölüme götüren Islero’yu da unutmamak lazım. Boğayla oyun olmaz. Hep demişimdir, bakmayın böyle sakin kalender idareci durduğuma. Tepem atarsa yıkar geçerim. Çok zor sinirlenirim, sinirlenirsem de hiç iyi olmaz.”

Canan’ın boğaların başına gelenleri dinlemekten içi kıyılmıştı. “Nilay’cım insan kadar acımasız bir canlı da bulunmaz” diyebildi.

Nilay kendi kendini iyice sinirlendirmiş burnundan soluyordu.

“Hiç sevmiyorum insanları. Burçları da batsın hepsinin yükselenleri de. Bir tek boğalar boğa burcudur, gerisi hikâye. Mümkün olsa aralarına katılır, bütün bu kirli oyunlara baştan uyandırırdım onları. Hah derdim, şimdi matador ve onun alkışçısı kana susamış insan kılıklı canavarlar düşünsün.”

Bir iki dakika sustuktan sonra hesabı isteyip kalktılar. Yol boyu konuşmadan işlerine döndüler.