Küçük bir ameliyatın uzun nekahet evresiyle geçirdiğim şu nisan ayının ardından yeniden daktilonun başına oturmak kolay olmuyormuş. Gerçi, hadi itiraf edeyim, insan yazıp çizmeye başlayınca iyiden iyiye alışıyor, onsuz duramaz hale geliyor. Benim de şu bir aylık zaman zarfında dilim şişmedi değil -biz yaşlar için münasip bir şişlik.

Nekahet, aslında insanı motive eden bir evre. İnsan günden güne kendini buluyor, iyileşiyor, toparlanıyor, hatta iştahı açılıyor. Allah sevdiği kuluna eşeğini önce kaybettirip sonra buldururmuş ya, bizim yaşlarda iyileşmek ancak buna benzer bazı zararsız hızlı kötüleyişleri geriletmekle mümkün ancak. Düşünün ki benim şu durumumda, yıldızlar bana gençliğimden daha yakın -çok şükür, pek tanıyamasam da hâlâ memleketteyim.

Hal böyle olunca insanın içinde iyiye, umuda, mutluluğa doğru bir arayış başlıyor. Nerede iyi bir şey varsa üstüne atlıyorsun. Üstelik, mevsim de bu hissin dozunu artırmaya çok uygun. Ağaçların dallarında patlayan çiçeklerle günler sonra yeniden iştahla yemek yemenin arasındaki rabıtayı ancak iyileşenler anlar.

Bazı habislere göre Türkiye’de iyi bir şey olmaz. Onlar nerede kötülük varsa onun peşine düşerler. Mesela, bir endeks yayınlanır bunları hemen onu konuşurken görürsünüz. Yolsuzluk algısı endeksi, hukukun üstünlüğü endeksi, yok bilmem ne endeksi… Bayılırlar bunları puanlamaya. Dillerinden enflasyon düşmez; zaten enflasyon bizim ülkede genellikle düşmez.

Oysa ne hayat sürekli bu kadar kötüye gidiyor ne de Türkiye. Örnek gösterebilecek, umut aşılayacak bazı şeyler de oluyor. Görmeyi bilen gözler için tabii. Kafayı olur olmaz her şeye muhalefet etmek ile bozanlar bu gelişmeleri ıskalamayı da marifet addederler.

Tamamen iyileştiğime ve yazı yazmaya dönebileceğime kanaat getirdikten sonra haber kanallarını taramaya başladım. Ne yalan söyleyeyim, pek bir şey bulamadım. Tutturmuşlar bir hukuksuzluk ile hayat pahalılığı, gerisi hep aynı.

“Hep aynı” deyince aklıma geldi, gençliğimizde Dıranas’ın şiirlerini okurduk. “Bir bıçak saplı durur göğsünde / Hangi su tasına uzansan boş / Hangi pencereye koşarsan koş / Aynı siyah güneş gökyüzünde”. Şimdilerde Dıranas okuyan kaldı mı acaba? Haber bültenlerinde de adı anılmıyor hiç. Bu kadar kolay mıdır Dıranas’ı unutmak? “Aynı siyah güneş, aynı siyah, / Aynı susayış, aynı koşuş, aynı…  /Of… hep aynı şey, aynı şey, aynı şey, / Aynı, aynı, aynı, aynı, aynı…” Dıranas gibi Külebi de kayboldu ortadan. Neyse, iç açıcı şeylerden bahsetmeye çalışırken nereden düştüm yine buralara?

Aradığıma habere, bültenlerde olmasa da sosyal medyada denk geldim. Manama Büyükelçiliğimizin resmi hesabı her şeye rağmen enseyi karartmamamız gerektiğini bize muştular gibi.

Bilmeyenler olabilir; Manama, Bahreyn’in başkenti. Türkiye’nin Manama Büyükelçisi çok çalışkan ve gayretli bir hanım. Ayrıca, görüşmelerinin bir bölümünü büyükelçiliğin kurumsal hesabından da paylaşıyor. Böylece, Sayın Büyükelçi’nin gün içinde yaptığı bazı görüşmeleri takip etme fırsatı bulabiliyoruz.

Benim tesadüfen karşıma çıkan ilk paylaşım, Büyükelçimizin bir otel yöneticisiyle yaptığı görüşmeye dairdi. Az evvel bahsettiğim gibi, muhalif olmaktan başka bir şey bilmeyen zevat bu paylaşımları anlamsız buldu. Oysa, “o otelin adı ne?” diye düşünmediler hiç. Tamam, bir zincir ama başında da Diplomat yazıyor. Yani, Büyükelçimiz, çok isabetli bir karar vererek tek tek diplomatlarla görüşeceğine Diplomat adlı bir müesseseye gitmiş. Bunu da paylaşmış. Ne var bunda? Kurumsallığı anlamayanlar, Daron Acemoğlu’nun neden Nobel’le taltif edildiğini de anlayamazlar. Al sana Nogales, al sana Kore’yi bölen 38. paralel. Bir yarısı şöyle de diğer yarısı böyle. Kurumsallık azizim, işte bütün mesele bu.

Sonra birkaç işadamıyla görüşmüş mesela. Dikkatinizi çekerim, işinsanı değil. Neden? Görüştüğü adam da ondan, er kişi. Buna bile dikkat edilmiş. Büyükelçilik bu özeni göstermeyi gerektirir.

Sosyal medya hesabına baktıkça endişelenmedim desem yalan olur. Sayın Büyükelçim kendisini çok yoruyor. Bu kadar ciddi ve kritik görüşmeyi art arda yapmak yerine senede bire falan düşürse yeterli olur gibi.