“Başkası olma kendin ol
Böyle çok daha güzelsin
Ya gel bana sahici
Ya da anca gidersin”
Tarkan Tevetoğlu’nu yani kısaca Tarkan’ı bir pop star yapan bu şarkıda gerçekten bir mesaj mı verilmeye çalışılmıştı yoksa sadece nakarat uysun diye mi sözler böyle yazılmıştı bilmiyorum.
Başkası olma kendin ol diye akıl verilen kişi nasıl davranır?
Son dönemde Türkiye’de siyaset sahnesinde oynanan oyunun başrolüne yerleşen kişi Kemal Kılıçdaroğlu.
Oyun çok boyutlu ve katmanlı. Ama bütün katmanlar arasında akıllara en durgunluk vereni 4. Kuvvet olması gerekirken iktidarın aparatı haline gelen (muhalif deyimle yandaş) basınla kurulan oyun.
Bu mecrada uzun yıllar boyunca deryada damlayı geçemeyen bir görünürlük içinde yer alan CHP Genel Başkanı, yargı kararıyla göreve iade edilince birden bu özellikli iktidar basınının 1 numaralı sevgilisi oldu.
Parti aynı parti, adam aynı adam, basın aynı basın. Peki o zaman değişen ne?
Birileri şarkıdaki gibi davranıyor olmalı yani başkası gibi?
Bir film bize konuyu daha net anlatabilir.
https://film.iksv.org/tr/kirkdorduncu-istanbul-film-festivali-2025/tavus-kusu
Film distopik hikayesini doğallaştırarak açılıyor. Herşey çok normal ve doğal görünse de işin aslı öyle değil.
Bernhard Wenger’in ilk uzun metrajı Tavus Kuşu (Peacock / Pfau, 2024), Avusturya-Almanya ortak yapımı, kara komedi türündeki keskin bir yapım. Başrolde Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ile tanıdığımız Albrecht Schuch’un performansıyla izlediğimiz film, “kiralık arkadaş” işine odaklanıyor: Matthias, müşterilerinin ihtiyacı doğrultusunda kültürlü sevgili, mükemmel evlat, tartışma partneri ya da istenen her türlü rolü üstleniyor. Tüylerini açtığında göz alıcı bir tavus kuşuna dönüşen kahramanımız, bu profesyonel “başkası olma” ustalığında o kadar başarılı ki, kendi kimliğini yavaş yavaş kaybediyor. Mizahı trajediyle ustaca harmanlayan film, modern dünyanın sahicilik krizini absürt ama derinden sarsıcı bir dille sorguluyor.
Yani başkası olarak kendi olmayarak hayatını kazanıyor kahramanımız. İş fikrini geliştiren patronu modern yaşamda ihtiyaç duyulan yol arkadaşınızı size istediğiniz kıvamda sunuyor.
Bir toplantıda size eşlik etmesi gereken entelektüel bir partner, başkanı olmak istediğiniz sivil toplum kuruluşunda sizi yüceltecek bir aile bireyi, bir iş yemeğinde karşı tarafı etkilemek için masaya dahil olan bir yakın dost. Senaryoyu siz verin biz size eksik parçayı bulalım.
Tam bir kendin olma başkası ol projesi.
Tabi kaçınılmaz yan etkileri olan bir proje bu. Bölünen kişilik size iş hayatınızda başarı getirse de özel hayatınızda kaçınılmaz olarak yabancılaşma yaratıyor. Burada da olan tam olarak bu. Bu değişken kişilik ve gerçeklikle kopan bağ evdeki hayatı da etkiliyor. Artan gerilim bağları koparıyor ve kaçınılmaz son yani terkedilme gerçekleşiyor.
Bir insanın film gereği değil de gerçek hayatta olmadığı gibi davranarak; insanlar buna ikna olsunlar diye çabalarsa neler olur diye düşünmüş bu filmin yaratıcıları.
Filmin süprizli sonunda baş kahramanın rolden çıkmak için gösterdiği çabanın ikna dozunu daha da artırması ise bizim yalancı çoban diye bildiğimiz hikayenin ters çevrilmiş hali olarak gerilimi artırıyor. Dönüştüğünüz halden çıkışın o kadar da kolay olmadığını gösteriyor.
Filme adını veren Tavus Kuşu normalde yani tüyleri kapalı iken sıradan bir canlı iken tüylerini kaldırdığına göz alıcı bir sanat eserine dönüşür. Tavus kuşunun gerçekliği aslında o parlak tüyler mi yoksa tüyler aşağı indiğinde karşımıza çıkan basit tavuk veya hindi formu mu? Bir de tavus kuşunun sesi var tabi. Pek hoş olmayan bu sesi duyurmaktansa kendine ait olmayan repliklerle konuşmak kolay görünse de bir süre sonra sıkıcı olacaktır.
AK Partinin neredeyse 3. 10 yılı devirecek iktidarını pekiştiren en güçlü katmanını yani medyasının bir zamanlar eleştirmek dışında yok saydığı Kemal Kılıçdaroğlu ile barışmasını sağlayan şey tam da bu filmin merkezindeki başkası olmak hali.
Parti aynı , iktidar aynı , kişi aynı mı?
Yoksa aslında uzun zamandır bize sunduğu kişi başkası mıydı?
Tüm siyasi çatışmaları, bir partiyi yönetmek için gösterilen çabayı ihtirası anlamak mümkün ama anlaşılmaz olan varlık sebebine sırtını dönmenin tuhaflığı. Kemal Kılıçdaroğlu aslında başkası olmuştu da şimdi mi özüne döndü?
Artık geri dönülemez sınırı aştığını Rubicon’u geçtiğine göre o parlak tüyler alımlı renkler baş döndüren estetik gerçekliğin bükülmesiydi. Kemal Kılıçdaroğlu özüne dönerek asıl olduğu hale geri döndü. Biz onu farklı biri sanıyorduk sadece.
Kaçınılmaz olarak Gramsci’ye dönüyorum. Sivil toplumdan nasibini almamış bir ülkede siyaset dediğimiz şey gücü eline alanın yanında tavuskuşu gibi farklı görüntüler sunanlara kapısını açıyor.
Başkası olarak var olmak halkın siyaset etme kanalları kapalı ise sadece mümkün değil zorunlu da belki.
Aslında Türk siyasetinin en büyük illüzyonu bu: Rolünü en iyi oynayan kazanır. Bir anda “iktidar basınının sevgilisi” haline gelmek için yıllarca eleştirdiğin her şeyi yutmak, duruşunu değiştirmek, gerektiğinde tamamen başkalaşmak yeterli.
Kılıçdaroğlu örneği ortada; aynı adam, aynı parti, ama medya birden bağrına basıyor. Bize iyi aile babası bir pilot diye pazarladıkları kişi gerçek hayatta yürüyen merdivene bile zorlanarak binen kişi miydi acaba?
Zayıf sivil toplumun olduğu bir ülkede siyaset, gerçek bir fikir ve karakter mücadelesinden çok, usta bir kılık değiştirme yarışına dönüşüyor.
En başarılı olan da en esnek olan; bugün bir yüzle, yarın başka bir yüzle çıkabilen. Ne var ki rol ne kadar parlak olursa olsun, bir süre sonra o yapay tüylerin altından çıkan gerçek ses duyuluyor. Ve o ses genellikle pek hoş olmuyor.
İnsanlar artık sahte tüyleri ve ezberlenmiş replikleri daha kolay fark ediyor. Belki de yakın gelecekte, kendi sesiyle konuşan, tüylerini kapatınca da aynı kalan cesur seslere daha fazla alan açılacak. Çünkü sahicilik, eninde sonunda en güçlü ve kalıcı olandır.
