Ortada bir yargı kararı var, bu yargı kararı 2023 Kasım ayında yapılan ve Özgür Özel’in CHP genel başkanı seçildiği CHP Kurultayında delege iradesinin fesada uğratıldığını söylüyor ve bir tedbir kararı beraberinde 2023 Kasım öncesi CHP yönetimini tekrar göreve getiriyor.
Hukukçu değilim, siyaset hukukunun da çok karmaşık olduğunu görebiliyorum galiba, İBB iddianamesinde de olduğu gibi kim delege iradesini fesada uğratmış ya da uğratmamış, kim belediye işleyiş süreçlerinde hukuk dışı yollara başvurmuş ya da iftiraya uğramış gerçekten bilmiyorum, daha doğrusu bilemiyorum, işler beni aşacak ölçüde karmaşık.
Ancak, bazı noktalara sadece usa vurarak ulaşmaya çalışıyorum, somut belge ve bilgiye dayanmadan yapılan bu usa vurmalar ne ölçüde doğru sonuçlar üretebilir, bundan da yüzde yüz emin değilim.
Gelelim biz 2023 Kasım CHP Kurultayına.
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP, altılı masa Mayıs 2023 seçimlerinde çok ağır bir yenilgiye uğruyor, Erdoğan rejiminden İllallah demiş bir kitle, diyelim seçmenin ortalama yüzde ellisi ağır bir depresyona giriyor, sonuçlar malum, Haziran 2023’de başlayan adı enflasyonla mücadele olan ama asla enflasyonla mücadele etmeyen, hatta mücadele etmek dahi istemeyen ama Türkiye’yi sadece ağır bir ödemeler dengesi krizinden, bir tür moratoryumdan büyük pahalar karşılığında kurtaran bir Şimşek programı gelir bölüşümünü sosyal açıdan kabul edilmesi imkansız bir noktaya getiriyor, sonuçlar ortada.
Bir meşhur tabir vardır, gömleği giyerken bir düğmesini yanlış iliklersen gerisini düzgün getirmek olanaksızdır, 2023 seçimlerinin mağlubu, geçmişinde de çok sayıda siyasi mağlubiyet olan Kemal Kılıçdaroğlu 2023 Kasım Kurultayına yine başkan adayı olarak girerek çok ama çok vahim bir siyasi, vicdanı, ahlaki hata yapıyor.
Malum gerçekler, özünde Kenan Evren’in kucağımıza bıraktığı bir Siyasi Partiler Kanunu var, bu kanun parti başkanlarına yasal ama gayrimeşru yetkiler veriyor, bir kurultaya başkan olarak giren kişinin delege iradesi ile başkanlığı kaybetmesi adeta olanaksızdır ve bu durumu ısrarla Siyasi Partiler Kanununa eleştiri dahi getirmeyen Özgür Özel ve arkadaşları da çok iyi biliyorlar, onların da derdi bir biçimde parti yönetimini ele geçirmek ama sonra da aynı Siyasi Partiler Kanununun yasal ve gayrimeşru yetkileri ile CHP’yi yönetmek ve sonra da adeta bir tür yenilmezlik kazanmak, aynen Kılıçdaroğlu’nun senelerdir yaptığı gibi.
Özgür Özel ve arkadaşları çok muhtemeldir ama elimde asla bir belge, bilgi yok, bu kısır döngüyü çok iyi bildiklerinden Kılıçdaroğlu’nun bu delege sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu ile yüz yaşına kadar, Allah ömür versin, partinin başında kalacağını gördüler ve tekrar diyorum çok muhtemeldir kimi hukuk dışı yollara başvurarak delege iradesini malum ifade ile fesada uğrattılar, başka yasal ve meşru yolları Siyasi Partiler Kanunu adeta kapatmış idi yüzlerine, hafızam yanıltmıyor ise Ecevit dışında kurultay yaparak parti başkanının yenildiği başka bir örnek yok, bu durum da parti başkanlarının karizmasından değil sadece Siyasi Partiler Kanunundan kaynaklanıyor ülkemizde.
Peki yani böyle usa vurarak Özgür Özel ve ekibini haklı mı çıkarıyorum?
Asla, çünkü Özgür Özel ve ekibi Kurultay öncesi de, sonrasında da, tekerler kırılana kadar, Siyasi Partiler Kanununa radikal bir itiraz getirmediler, mesela üyelerle seçim yapalım dememişler idi yani oyunu gayrimeşru ama yasal kurallarla (SPK) oynamayı tercih ettiler ve maalesef su testisi su yolunda kırıldı.
Amerikancada bir deyim var, “Those who live by sword, die by sword”, yani “kılıç gücüyle yaşayanlar kılıç gücü ile ölürler”.
Agatha Christie’nin baş eseri “Roger Ackroyd’un katli” romanı kendince kusursuz bir cinayet planlayan ve işleyen katilin yakayı ele verdikten sonra şu lafı ile biter: “Keşke Hercule Poirot (Yazarın efsanevi dedektifi) emekli olup da buralara kabak yetiştirmeye gelmese idi”.
Keşke Özgür Özel de bugün yaklaşık herkesin, kendisini desteklemeyenler dahil, hayranlığını kazanan enerji, direnç ve radikalliğini daha en başından Siyasi Partiler Kanununun değiştirilmesi için ve başka doğrular için kullansa idi.
Ben izlemedim, Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde Sözcü TV’ye çıkmış ve çok sayıda siyasetçinin hapse girmesine neden olan dokunulmazlıkların sınırlandırılması anayasa değişikliğini desteklediğine pişman olmadığını söylemiş, bence çok utanç verici berbat bir açıklama, bildiğim kadarıyla Demirtaş hala bu berbat tercih nedeniyle hapiste, kızı açıklama yapmış, rahmetli Sırrı Süreyya Önder de bu nedenden hapse girmişti, kızı asla affetmeyeceğiz diyor.
Peki, Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasını utanç verici bulduğumu yazdım ama şeytan insanın aklını kurcalamaya devam ediyor, bu anayasa oylamasında acaba Özgür Özel ve o gün milletvekili olan bugünkü arkadaşları nasıl oy kullandılar, kanımca kendilerinin vatandaşa bu açıklamayı yapma manevi borçları mevcut.
Bildiğim kadarıyla anayasa oylamalarında grup kararı alınamıyor, alansa bile o kadar berbat ve sonuçları öngörülebilir bir karar ki partiden ihraç edilme pahasına bile böyle bir karar desteklenemez.
Ben Özgür Özel ve arkadaşlarının nasıl oy kullandıklarını, açıklamak gibi bir hukuki mecburiyetleri yok ama madem bugün Kılıçdaroğlu’nun bu lafını eleştiriyorlar, siyasi borçları var, ben sıradan bir vatandaş olarak öğrenmek istiyorum doğrusu.

