Nedir hayat?

Tarihin bir dönemecinde başlayıp, bir başka dönemecinde biten ömür müdür?

Uzun uzadıya yaşayıp, her olup bitene evet demek midir?

Bir kariyer uğruna aynı yolun yolcularının ensesine binmek; yaptığın başarısız kariyerin üstünü örtüp hala o koltuğun peşinde koşmak mıdır?

Değildir.

Nazım Hikmet şöyle anlatır:

“Hayat harekettir

Hareket-tezat

Cemiyet tabiatın yapışmış gırtlağına

Sınıflar, sınıflara çekmiş bıçak

İşte bak

Bu bizim dışımızda dönen

Bizim oynadığımız sinema şeridinin

Beynimizin perdesinde ‘ilim’ denen

Çizgileşmiş resmi var

‘İlim’ kavgadan doğar

Kavga içindir ‘ilim’.”

Dünyayı kasıp kavuran Hitler’e hatırlayın!

Yakıp yıktığı kentler, ölümüne yol açtığı milyonlar nedeniyle insanların tükürüğünde boğulacakken bir sığınakta intihar etmek zorunda kaldı. Onun ölümü, insanlığın bayramı oldu.

Tıpkı Musoli’nin, Franko’nun, Salazar’ın ölümünde olduğu gibi…

KUYUNUN DİBİNDEKİ TAŞ OLMAK

Peki nedir hayat?

Hayat, her türlü konfora sahip olabilme olanağına sahipken, kendisini feda etmesini bilebilme kararlılığıdır.

Tıpkı Deniz Gezmiş gibi!

Hayat, “kuyunun dibindeki taş gibi” yapayalnız kalabilmeyi göze alabilmek ve buna rağmen kırk günlük yolda kıpırdayan yaprağı hissedebilmektir.

Tıpkı Nazım Hikmet gibi!

Hayat, ince eleyip sık dokumak, stratejik hamleler yapmak, karga henüz uykusunu almamışken baskınlar yapmak değil; varsın onu yapanlar yapsın. Hayat, vicdanlı olmaktır; insana, doğaya, her türden canlıya, ağaca, börtü böceğe sahip çıkmaktır.

Turnalara selam vermek; kurdun, kuşun hakkını gözetmektir.

Dün, hayatın bir hakkı olduğunu; o hakkı yaşarken vermemiz gerektiğini; yoksa borçlu gideceğimizi bize belleten babalarımızın günü idi.

SEFALETİN ZİYAFETİ BİTECEK ELBET

Bilirim sığmazlar takvime babalar ama gene de bir günlük bile olsa hatırlamak lazım onların bize verdikleri öğütleri.

İncinsen de incitme diyen bir gelenekten geliyorum.

Kimsesizin, yoksulun, ötekinin, sesi az çıkanın yanında durmak, boyun borcudur bizim için.

Haksızlığa karşı durmak, hukuksuzluğa direnmek; topal karıncanın hakkını savunmaktır aslolan.

Nazım’la başlamıştık; onunla bitirelim:

“Rüzgâr akar gider,

Aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.

Ağaçta kuşlar cıvıldaşır,

Kanatlar uçmak ister.

Kapı kapalı,

Zorlayıp açmak ister.

Ben seni isterim.

Senin gibi güzel,

Dost

ve sevgili olsun hayat…

Biliyorum henüz bitmedi

Sefaletin ziyafeti...

Bitecek fakat.”