Bir önceki yazımda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 39. olağan kurultayını yapmış olan CHP’nin 38. olağan kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan ve ihtiyati tedbir kararının anayasanın 79. maddesine ve Siyasi Partiler Kanunu’na (SPK) aykırı bir yetki gaspı (usurpation de pouvoir) olduğunun altını çizmiştim. Ayrıca YSK’nın da 79. maddeye ve kendi içtihatlarına aykırı bir kararla Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına geçerlilik kazandırmış olduğunu vurgulamıştım. Bu hukuki bir gerçek. Her ne kadar Adalet Bakanı hukuk bilen herkesi şaşırtarak Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını “demokratik iradenin korunmasına yönelik önemli bir karar” olarak nitelemişse de İttifak ortağı MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın gün sonunda sildiği söylenen mesajı son derece net: “Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yetki alanı, Genel Kurulun seçim maddesine kadar olan işlemlerine ilişkindir. Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. Maddesi mevcutken, Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu hükümlerinin burada uygulanması mümkün değildir”. Hukukun dili birdir elbette ama siyasallaşmadığı takdirde.

Bu yazımda hukuki bir tartışma yapma niyetinde değilim. Ama ortada biri YSK olmak üzere iki mahkemenin birbiriyle ilintili yanlış kararları ve bu kararlardan kaynaklanan tam bir kördüğüm var. Bu kördüğümü daha da sıkılaştıran bir tedbir kararı da var. Bu da uzun sürmesi kaçınılmaz olan Yargıtay aşaması beklenmeden kördüğümü daha da sıkılaştırıyor. Çünkü bu kurultayı kaybetmiş olan eski Genel Başkan’ın karar onanmamış, başka bir deyişle kesinleşmemiş olduğu halde sonradan telafisi mümkün olmayan idari kararlar almasına imkân veriyor. Nitekim önceki gün CHP Genel Merkez binasına biber gazlı polis müdahalesi ve seçilmiş Genel Başkan Özel ve arkadaşlarının zorla sokağa atılmasına yol açmış bulunuyor. Bu, siyasi tarihimize geçen utanç verici bir tablo.

Bu yazım, sözünü ettiğim hukuki kördüğümün siyasi sorumluları üzerine de değil. Bu konuda çeşitli siyasi partiler ve siyasetçilerin açıklamaları var. Bunlar üzerinde sayfa doldurmaya gerek yok. AK Parti cephesinden gelen açıklamalar özetle bu konunun CHP’nin iç çatışmasının sonucu yönünde. Parti sözcüsü Ömer Çelik, “CHP’lilerin CHP’lilerle yürüttüğü bu tartışma, kendi içlerindeki bu çatışma, birilerinin sürekli olarak kasti bir biçimde AK Parti üzerinden bu işi yürütmeye, değerlendirmeye çalıştığı bir yalan siyasetine dönüşmüş durumda” diyor. Hiçbir siyasi partinin üyesi dolayısıyla avukatı değilim. Objektif olarak baktığımda, bu çatışma her ne kadar CHP’lilerin iç sorunu olsa da söz ettiğim kördüğümün nedeni bu iç çatışma değil sürekli altını çizdiğim gibi yanlış mahkeme kararları. AK Parti’yi bağlayan da Adalet Bakanı’nın bu kararlara verdiği açık destek. Dolayısıyla Ömer Çelik’in açıklaması iktidar partisini pek temize çıkarmıyor. Kaldı ki anayasa ve yasalara aykırı tek örnek de değil bu kararlar. Çoğu Özgür Özel CHP’sinin, belediye başkan ve üyelerinin aleyhine masumiyet karinesi çiğnenerek siyasi söylemlerle de desteklenen birçok dava var. Hal böyle olunca sadece birileri değil doğrudan halk bu kararın kime yaradığına bakıp konuyla ilgili kararını veriyor, tutumunu belirliyor.

Hukuki çözüm var mı?

Hukuki çözümün tek yolu Yargıtay’ın Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını bozması. Ama bu zaman alacak bir süreç. Yargıtay eski savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, “dava kesinleşirse, Kılıçdaroğlu kurultayı toplamak zorunda. Toplamazsa herhangi bir partilinin başvurusuyla mahkeme kurultayın toplanmasına karar verir zira 3 yıllık kurultay toplama süresi aşılmış durumda" görüşünde. Dolayısıyla temyize gitmek yerine kararın kesinleşmesini sağlamayı salık veriyor. “Aksi takdirde, Yargıtay aylarca dosyayı bekletebilir ve tedbiren göreve gelen Kılıçdaroğlu, bu görevde kalır” uyarısında bulunuyor. Nitekim Kılıçdaroğlu cephesinden gelen açıklamalar, Özel’in talep ettiği gibi en kısa değil en uygun zamanda kurultay yapılması yönünde. Bu da iki taraf arasında bir uzlaşmanın kolay olmadığı izlenimi veriyor.

Aslında uzlaşma olmadığı takdirde Özgür Özel ve arkadaşlarının delegelerin girişimiyle kurultay yapması da olanaksız. CHP tüzüğünün 22 maddesi uyarınca delegeler topladıkları noter onaylı imzaları Genel Başkanlığa teslim eder. Kurultay tarihi ve yeri Genel Başkanlıkça belirlenir. YSK her ne kadar 39. kurultayı onamış olsa da Özel yönetiminin tam kanunsuzluk başvurusunu reddetti. Özgür Özel’in imzasıyla yapılacak bir kurultayı onar mı, büyük bir soru işareti. Öyle bir kördüğüm var ki taraflar aksi yönde bir uzlaşma sağlamadığı takdirde, yeni kurultay YSK’nın onadığı 39. kurultayı yapan değil, mahkeme kararı nedeniyle 37. kurultayda seçilen delegelerle yapılmak durumunda. Bu kördüğüm özellikle tedbir kararıyla yaratılmış durumda.

Sonuç olarak, bu kördüğümü hukuken çözmek mümkün görünmüyor. Çözüm için kurultayı yenilemek, bunun için Kılıçdaroğlu ile Özel arasında bir uzlaşma sağlanması şart. İki taraf da partiyi bölenin kendisi olmadığını ispat etme yönünde açıklamalar yapıyor ama seçilmediği halde başkanlık koltuğuna oturmayı normal karşılayan Kemal Bey’in bahaneler üreteceğine koltuktan MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin önermiş olduğu gibi feragat etmesi gerekir. Kördüğümü yaratan yürütmeden bağımsız olmadığı izlenimi veren yargı Kemal Bey değil ama sokaktaki insanın kendisini koltuk sevdalısı bir “bölen” olarak gördüğünü de hesaba katmasında yarar var.

Fiilen bölünmüş CHP

Görünen o ki CHP fiilen bölünmüş durumda. Bir tarafta YSK’nın onamış olduğu Genel Başkan ve arkadaşları, diğer yanda mahkemenin belirlemiş olduğu Genel Başkan ve az sayıdaki kadrosu var. İlginç olan şu ki tedbir kararı sayesinde partinin Genel Başkanlık koltuğunda Kemal Kılıçdaroğlu oturuyor. Elinde kullandığı ve kullanabileceği birçok yetki var. Bu kördüğüm, sokakta Türkiye’ye siyasi tarihimizin gerek ekonomi gerek hukuk alanında en kötü dönemini yaşatan AK Parti’nin seçim kazanmak için yaptığı bir siyasi mühendislik olarak algılanıyor. Bu mühendislik planında Sayın Kılıçdaroğlu’nun oynadığı hayati önemde bir rol var. Sokak bu planın işleyebilmesini sağlayanın Kemal Bey olduğunu düşünüyor.  

Partinin artık fiilen bölünmüş olduğunu Özgür Özel de kabul ediyor: “çok üzülerek söylüyorum, biz burada durdukça, milletvekilleri, toplumun kabulü, iki tane CHP var artık. Bir tanesi SCHP, seçilmiş CHP, diğeri atanmış CHP”. Bu bölünmüşlük Özgür Özel’in yedek parti formülünün hayata geçmesine yol açar mı sorusunun yanıtı bence belli ama kendisi bunu bu aşamada kabul etmek istemiyor, partiden ayrılmayacaklarını söylüyor.

Bu aşamada dememin nedeni Kılıçdaroğlu’nun henüz kullanmadığı ama Özgür Özel ve arkadaşlarına karşı kullanabileceği yetkiler. Özel kendisi, “öyle şeyler duyuyorum ki seçilmiş il başkanlarının hesaplarına el koyuyorlar. Vekil maaşlarından grupta çalışan arkadaşlara takviye yaptığımız bir havuz hesabımız var, o hesabın ödemesini kesmeye çalıştılar. Öyle bir noktaya geldi ki CHP mitinglerine mâni olunması için miting başvurusu yapan il başkanını görevden alacaklarmış”. Bunlar Özel’in söyledikleri. Bir de hazırlandığı iddia olunan partiden ihraç listeleri var. İçinde Özel’in yakın mesai arkadaşlarının isimlerinin yer aldığı. Bütün bunlar gösteriyor ki CHP’nin oylarını kısa zamanda yüzde 50 oranında arttırmış Özel ve ekibi durdurulmak, hatta tasfiye edilmek isteniyor. Bunu isteyen Özel’in atanmış CHP dediği Kılıçdaroğlu başkanlığındaki parti merkezi ama bunun öncelikle iktidar partisine yaradığını sokakta görmeyen yok.

Öyle görünüyor ki Kılıçdaroğlu cephesi henüz söylenti düzeyinde olan Özel ve ekibi aleyhindeki bu yetkileri kullanırsa seçilmişlerin CHP’si yedek parti planını uygulamaya geçirmek zorunda kalacak. CHP Cumhuriyeti kuran parti, Özel ve arkadaşlarına başka bir parti içinde siyaset yapmak ağır gelebilir ama bunu sokağın özellikle seçmenlerinin anlayışla karşılayacağına kuşku yok. Nitekim 25 Mayıs akşamı Net-Ar’ın yayımladığı Türkiye Siyasi Gündem Araştırması’na göz atıldığında, Özel’in yeni partisinin yüzde 32,4 oranıyla AK Parti’nin 3 puan önünde olduğu görülüyor. Kılıçdaroğlu CHP’si ise bu ankette sadece yüzde 2,7 oranında oy alıyor. Her anket gibi rakamlar tartışılabilir ama bu anketten çıkan sonuçlar, seçmenin Özel’i açık farkla Kılıçdaroğlu’na tercih ettiği, yeni parti kurulursa oylarını oraya kaydıracağı, Kılıçdaroğlu’nun sadece partiye oy kaybettirdiği ve yüzde 3 civarındaki bu kaybın AK Parti’ye yaradığı ama siyasi mühendisliğin, mimarlarının beklediği sonucu sağlayamadığı yönünde.

Aslında siyasi mühendisliğin bekleneni vermediğini ve sokak bir siyasetçinin arkasında durduğunda kazananın o olacağını en iyi AK Partililer bilir. Refah ve Fazilet partileri haksızca kapatılınca içinden çıkan bir grubun kurduğu AK Parti 24 yıldır bu ülkenin başında. Ama partileri miadını doldurduğu için mi bilemem ama siyasi rakiplerinin iktidar yolunu yargı yoluyla engellemek için yıllar önce kendilerine siyasi mühendislik yapmış olanların yolundan gitmeyi yeğlemiş görünüyorlar. Ama siyasette asıl önemli olan milletin iradesidir. Arkasına millet iradesini alanların çözemeyeceği kördüğüm yok çünkü.