Bundan tam 10 ay önce 6 Temmuz 2025’de “Bir telefon kadar uzağım” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Bu yazıyı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın bazı isimlerle görüştükten sonra yazmıştım.

O yazıdan uzun bir alıntı paylaşacağım;

“Eğer otokrasi karşısında demokrasinin kazanması isteniyorsa Özel’in atması gereken adımlar bellidir. Önce kendi içinde, sonra halk desteği ve diğer muhalefet partileriyle açık ve samimi bir diyalog süreci başlatmak ilk adımlar olmalıdır.

Evet CHP, iktidar/devlet blokunun hedeflediği otokrasiye karşı mücadeleye bu aşamada önce kendi içinde başlamalı ve parti içi birliği sağlanmalıdır. Çünkü bugün CHP’nin önündeki sorun, kurultayın yok sayılıp sayılmamasından daha önemli bir Türkiye meselesi vardır.

Son yazımı, “İktidar/devlet blokunun CHPyi devletin yasaklı çocuğu haline getirip marjinalleştirmek istediği bu siyasi iklimde, CHPnin, diğer muhalefet partileriyle asgari demokrasi, özgürlük ve adalet temelinde kuracağı bir koalisyon çok değerli olacaktır. 

Ve bu koalisyonun ilk durağı CHP parti içinde kurulmalıdır.”  şeklinde bitirmiştim.

Yakınlarından aldığım bilgi Kılıçdaroğlu böyle bir girişime uzak olmadığı ve Özel’e “Bir telefon kadar uzağım” dediği şekilde. 

Ama şunu unutmayalım, ülkenin karşı karşıya olduğu sorun sadece CHP’nin değil, DEM Parti dahil olmak üzere tüm muhalefetin siyaseten var olup olmaması ile ilgilidir.

Geçen hafta istinaf mahkemesinin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararı sonrasında muhalefetin Özgür Özel ile gösterdiği dayanışma bundan 10 ay önce yazdığım gerçeğin fark edilmesi açısından anlamlı.

Ancak ben aynı yazıda gelmekte olan bu sürecin önlenebilmesi konusunda Özel’e de sorumluluk düştüğünü ifade etmiş ve Kılıçdaroğlu’nun, Özel’e bir telefon kadar uzak olduğunu yazmıştım.

Nedeni ne olursa olsun ne yazık ki bu konuda adım atılmadı.

Bu yazıdan birkaç ay sonra 14 Eylül 2025’de aynı temenniyi içeren bir yazı daha kaleme aldım; “İhtiyaç olan tek şey: Samimi bir görüşme”.

Yazıyı şöyle bitirmiştim;

“Parti içi tartışmaların kamusallaşarak seçmende güven hissini kırmak için her şeyi yapıyor. Buna milletvekili, belediye başkanı ve belediye meclis üyesi transferi de dahil.

***

CHP’nin, içe dönük kısır tartışmalardan, küçük iktidarlar mücadelelerinden hızla kurtulması ve büyük iktidara yürüyüşüne devam etmelidir.

Bunun için de, hep söylediğim gibi bu aşamada, bu günlerde Genel Başkan Özgür Özel’e büyük sorumluluk düşmektedir.

Önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Özel ve parti yönetimi, İBB Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları hakkında ne düşünüyorsa düşünsün, Özel, Kılıçdaroğlu’nı aramalı ve görüşmelidir. Belki Kılıçdaroğlu’nun beklediği sadece böyle bir telefondur.

Özel kendi ifadesi ile “O’nu -Kılıçdaroğlu’nu- partiden atmak değil baştacı yapma” söyleminin ilk adımı, bir telefon kadar uzak olan Kılıçdaroğlu’nu araması ve ziyaret etmesidir.

Üstelik bu kamuoyuna açık olmak zorunda değildir.

Açıkçası içinde olduğumuz siyasal iklimde bu bir genel başkan için zor olmamalı.

Unutmayalım ki, ebedi dostluklar gibi düşmanlıkların da siyasette yeri yoktur.

İktidar/devlet blokunun muhalefeti bu kadar sıkıştırdığı, toplumsal kutuplaşmanın bu kadar derinleştiği, CHP içi tartışmaların partiye güveni aşındırdığı iklimde Özel’den bu adımı beklemek muhalefetin hakkıdır.

Bu adım, iki liderin tarihe başka geçmesinin yolunu da açabilir.”

Bunun dışında aynı amacı taşıyan çok yazı yazdım ama ne yazık ki, beklentim gerçekleşmedi.

Hatta mutlak butlan söylentilerinin çıktığı son 1-2 ay içinde de; 14 Nisan 2026’da; “Özel ve Kılıçdaroğlu’na çağrı”, 26 Nisan 2026’da; “Bir cisim yaklaşırken CHP” ve mutlak butlan kararından sadece 4 gün önce 17 Mayıs 2026’da da;“Görüşmek için mutlak butlan ilanı mı bekleniyor?” diye sormuştum.

ÖZEL’İN ATMADIĞI ADIMLARI KILIÇDAROĞLU ATMALI

Bütün bu yazıları sadece bir amaçla yazdım; CHP’nin iktidar alternatifi olma halinin güçlenerek sürmesi. Ve bunun da ancak parti içi konsolidasyonundan geçtiğini.

Dahası mutlak butlan kararından sonra da yazdığım yazılarda halef-selef iki liderin görüşmesinin, içine girilmesi muhtemel parti içi gerilimi ortadan kaldırmak açısından önemli olduğunu ifade etmeye çalıştım.

Özel mi adım atmadı, Kılıçdaroğlu mu görüşmek istemedi bilmiyorum ama içine girilen bu sürecin en az hasarla atlatılması konusunda iki liderin sorumluluğu vardı ve bu yerine getirilmedi.

Bu sorumluluğun mutlak butlan kararından önceki kısmı bizatihi parti başkanı olarak Özel’e aitti.

Kılıçdaroğlu ile yapacağı görüşme belki mutlak butlan kararını önlemeyecekti ama o karar açıklandığında böylesine ayrışmış bir görüntü çıkmayacağı açıktı.

Mutlak butlan kararı çıktı ve siyasallaşmış hukukun verdiği karar ile Kılıçdaroğlu artık Genel Başkan.

Geride kalan bir hafta içinde Kılıçdaroğlu da ne yazık ki, önceki yönetim gibi sorumluluk konusunda sınıfta kalmıştır.

Eğer istenen Özel ve ekibinin partiden tasfiyesi ise gidilen yolda devam edilebilir. Ama yok eğer CHP’nin hala güçlü bir iktidar adayı olarak kalması isteniyorsa; bu Özel ve siyasetinin dışlanarak değil kapsanarak mümkün olabilir.

Özel bir an önce olağanüstü kurultay istiyor ve bu siyaseten doğru bir adım.

Kılıçdaroğlu, bu talebin hukuki koşullar (davanın Yargıtay'da olması nedeniyle) gereği mümkün olmadığını söylüyor. Bu da hukuken bir gerçeklik.

Ama burada önemli olan hukuki gerçekliklerden ziyade karşılıklı iyi niyetin olup olmamasıdır.

Geride kalan bir haftada ben bunun olmadığını gördüm. Ve yanılmayı da çok isterim.

Ancak bu aşamada siyasi sorumluluğun Kılıçdaroğlu’nda olduğunu ve CHP’nin güçlü iktidar alternatifi olma halinin güçlenerek sürmesi ancak kucaklayıcı olmasıyla mümkün olacağını düşünüyorum.

YETER Kİ, O SAMİMİ KONUŞMA YAPILABİLSİN

Bu da ancak ve ancak diyalogdan geçer.

Özel ile yapacağı görüşmede, şikayet ettiği ahlaki zaafların ortadan kaldırılması dahil her şey konuşulup ortak bir yol haritasında pekala buluşulabilir. Yeter ki, konuşulabilsin.

Daha önemlisi o buluşmada, devlet/iktidar blokunun CHP biçtiği rol tartışılmalıdır. Çünkü geride kalan günler olası iki partinin iki farklı vizyonlar ile yola devam etme olasılığını barındırıyor.

Bu aşamada Kılıçdaroğlu, partiyi bir arada tutma çabasını kamuoyuna açık yapmalı, seçilmiş 3-4 gazeteci ile sınırlı olan iletişim kanalını genişletmeli, kendisine mesafeli duran hatta eleştiren isimler ve medya kuruluşları dahil herkesle iletişime geçerek toplumu ikna edecek adımları atmalıdır.

Aksi durumda CHP iktidar alternatifi olma vasfını yitirmiş, iktidar alternatifi olmayı ahlaki zaafları önceleyen bir parti olur. Kirli bir okyanusta temiz bir ada olunabilir belki ama o okyanusun temizlenmesi ancak iktidar olmaktan geçer.

O yüzden Kılıçdaroğlu, dışlayıcı değil kucaklayıcı, bölücü değil bir arada tutan ve bunun gereğini bekleyerek değil gerektiğinde ilk adımı atan, siyasi büyüklük gösteren lider olmalıdır.

Aksi halde yaşanacakların siyasi sorumluluğu Kılıçdaroğlu’nun üstünde kalır.