“Sen de mi kedi aldın? Hadi gazan mübarek olsun Pınar.”
“Neden öyle dedin ki şimdi? Bugüne kadar olmaması acayip değil miydi sanki…”
“Hah bak daha şimdiden başladın hahaha, kedili biri gibi konuşmaya. Daha bunlar iyi günlerin.”
“Aman sen de İlkay, sosyal medya ağzı yapma bana.”
“Tamam bekleyip görelim o zaman. Kaç vakte kadar başlayacak standart çözümlemeler… Ben sana birincisinden başlayım: İnsan yaşamayı ancak bir kediden öğrenebilir, başka bir insandan değil. Freud’un da dediği gibi bir kediyle geçirilmiş zaman asla vakit kaybı değildir.
O da şehir efsanesi ya neyse…Can Yücel’e atfedilen şiirlerin bile bir tutar yanı var, bunun yok. Sonra devam ediyorum. Sabahtan akşama tıkıldığımız ve adına iş dediğimiz kafesimizden ancak onları izleyerek çıkabiliriz. Bize yaşamanın ne olduğunu, en basit manasıyla onlar anlatabilir.
İnsan bir sıkımlık ömrü uğruna türlü yalakalık yaparken akıllıyım deyip ömrünü heba ederken, kelle koltukta yaşayan bir kedi bile bunların hiçbirini umursamaz. Tek gayesi vardır, aslına uygun biçimde yaşamak… Yani aslında bir gayesi de yoktur. Yaşayabilmek için tuhaf fikirlere kapılan insana, varlığın anlamını çoktan yemiş bitirmiş bir olgunluk ve sakinlikle bakar.
İkinci döktürme safhası birkaç sene sonra gelir: Kedinin dürüstlüğünü, sınırlarını ve buradan hareketle insanın insana koyamadığı mesafeyi dillendirdikten sonra, insanları sevmediğini anlamaya başlarsın. Hatta bir insanın bir insanı çıkarsız ve tek yüzle sevmesine imkân olmadığını ancak bir anneyle çocuğunun arasında böyle bir bağ olabileceğini, onun da zamanla kirlenebileceğini fark edersin. Burada kedinin köpekten farkını anlatan cümleler de mutlaka ara paslara girer.”
“İlkay’cım benim bu kadar fanatik olacağıma nereden emin oldun?”
“E tersi eşyanın tabiatına aykırı… Sen de sonuçta bir beyaz yakasın. Doğduğun günden beri köyde bağda bahçede kedi köpekle yaşayıp hayatına öyle devam etmedin. Artık öyle yaşayanlar da uyandı bu sosyal medya işlerine ya neyse…Bütün gün bilgisayara, telefona, abudik gubudik hedeflerin boş muhabbetlerine katlanıp eve geldiğinde, gerinen o tüy topunu gördüğünde susamayacaksın. Var oluşun cadı kazanına düşeceksin illa.”
“İlkay alınmak gücenmek yok. Senin bu her şeyi bilenci konuşmaların da epeyce kendini çürütüyor. Madem o kadar kedicisin, azcık öğreneydin onlardan iddia etmemeyi. Sanki kediler senin tekelinde. Tamam biz geç kalmış olabiliriz kediyle yaşamaya da… Bunca senedir güzelim bir tecrübe edindiysen bize de alan tanı yahu… Daha baştan darlama yani. Belki yeni bir cümle kurarız belli mi olur? Kurmayız belki o daha güzel olur. Senin yüzünden şimdi instagramda kedimi paylaşamayacağım tamam anladık. Nasıl ve ne şekilde sevip sevmeyeceğimize karar vermiş gibisin”
“Yok canım estağfurullah… Ben işin özünde kedinin sana alan tanımayacağını, tüm yaşam alanını nasıl işgal edeceğini anlatmak istedim. Ama galiptir bu yolda mağlup… İnsan da neyi düşüneceğini iyi seçmeli değil mi? Sedat Bey senin canını bugün nasıl sıktı diye uzun uzun düşünmek yerine, kedinin patisini çekersin güzel bir ışıkla, altına da hayatın anlamı yazarsın sadece olup biter. Arkadaşlarının da en az yüzde ellisi kedicidir zaten, mutlaka bir şeyler söylerler. Onlara ne cevap vereceğini düşünür yazarsın. Al sana mis gibi bir akşam ve iş dönüşü… Üçüncü aşamayı söyleyeceğim ama kızdın sen. Tamam söylüyorum. Hep kedi videolarına bakarken bulacaksın kendini. Kedi reels’ları forever…
Hem biz plastik salon bitkisi gibi yaşarken tabiatın bir parçası olduğumuzu nasıl anlayacağız. Hahaha bak bu kıyağımı da unutma. Güzel cümle ha… Bu arada onları da kendi kutumuza hapsedip hapsetmediğimizi düşüne duralım tabii… Kimse istemez aymaz ruhsuz bir canavar onları yolda ezip geçsin ama bir yandan da acaba… Kendimize yapamadığımız o güvenli bahçede böcek avlamaya çalışırken daha mı mutlu olurlardı, ayrı konu…”

