Julian Radlmaier’in Kan Emiciler (Blutsauger – Bir Marksist Vampir Komedisi, 2021) filmini izlediğim ilk Radlmaier yapımı olmasına karşın bu filmi kaleme alamamıştım.
Nadiren de olsa yazmadığım filmlerdendi. Yönetmenin uzun metrajlı üçlemesinin ortadaki parçasını tamamlamak için filmi tekrar izledim ve bu sefer oturdum klavyenin başına. 1 ve 3 ü yazdıktan sonra 2’yi atlamak olmazdı.
Film, Karl Marx’ın Kapital’indeki ünlü vampir metaforlarını merkezine alıyor. Marx kapitalistleri şöyle tarif ediyor:
“Sermaye, ölü emektir; vampir gibi yalnızca canlı emeği emerek yaşar ve ne kadar çok emeği emerse o kadar çok yaşar.” Bir başka pasajda ise şöyle devam eder: “Vampir, emdiği kanı kuruyana kadar kurbanını bırakmaz… Proleterin kaslarında, sinirlerinde, kanında hâlâ sömürülecek bir damla kalana kadar elini çekmez.”
Radlmaier bu eğretilemeyi lafın gelişi bir benzetme olmaktan çıkarıp kelimesi kelimesine hayata geçiriyor.
1920’lerin sonunda, Kuzey Denizi kıyısındaki lüks bir tatil beldesindeyiz. Burjuvazi, işçilerin emeğini vampir gibi sömürmekle kalmamış, düpedüz vampire dönüşmüştür. Marx’ın en keskin tasvirlerini fazlasıyla haklı çıkaran vahşi, kanlı ve kapalı devre bir kapitalist sistemle karşı karşıyayız.
Bu sistemin sıradan temposu, Devrim’den kaçan bir Rus’un (Lyovuschka) gelişiyle aniden hızlanır. Kendisini aristokrat olarak tanıtan bu yeni katılımcı, burjuvazi için ilgi çekicidir. Oysa gerçekte başarısız bir sinema oyuncusudur; Eisenstein’in filminden Stalin yüzünden kesilmiş, Yeni Dünya’ya (Hollywood’a) kapağı atmaya çalışmaktadır.
Fabrika sahibinin kızı Octavia önce bu karizmatik yabancıyla heyecanla yakınlaşır. Ancak adamın gece evi soyma girişimiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Evden kovulan Lyovuschka, limandan çıkışın da o kadar kolay olmadığını anlar. Yeni dünyaya ulaşmak için fabrikanın sahibi ve kentin belediye başkanı olan Octavia’nın babasından izin almak zorundadır.
Radlmaier filmografisinde ikinci uzun metraj olan Kan Emiciler, Brecht tiyatrosuna selamını en güçlü şekilde yabancılaşma efektiyle verir. 1920’lere tarihlenen hikâye, modern giysileri, arabaları ve hatta Kawasaki motosikleti çekinmeden kullanır. Kostüm Oscar’ıyla dalga geçen bu anakronik tercihler, izleyicinin zaman algısını bozar ve “Bu gerçekten bir dönem filmi mi?” dedirtir. Böylece seyirci, filmin hem geçmişe hem bugüne aynı anda seslendiğini fark eder.
Yönetmenin sosyalist hayalleri, Marx’tan pasajlar okuyan işçilerin bilinçlenme çabalarıyla ete kemiğe bürünür. Okuma seansında gündeme gelen “vampir kapitalist” imgesi, filmin ana temasına giriş niteliğindedir. Proleterlerin kapitalizme karşı örgütlenme ve bilinçlenme gayretleri samimi ama kırılgandır. Buna karşılık patronuna âşık olan hizmetçi Jakob, Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı’ndaki gibi umutsuz bir aşkın bedelini hayatıyla ödemeye hazırdır.
Radlmaier’in tüm filmlerinin gediklisi Çinli karakter (aslında Koreli ama tüm çekikler Çinl, değil midir) ise kapitalizmin sıkıştığında dönüştüğü faşizmin ilk kurbanı olur. Tıpkı Marx okumalarından öğrendiklerini hayata geçirmeye çalışan bilinçli proleter kız gibi. Vampirler halkın kanını emmeye devam ederken, halk suçsuz yabancıları günah keçisi ilan eder. Kendilerine doğruyu göstermeye çalışanları hainlikle suçlar.
Irkçılık, yabancı düşmanlığı ve sınıf çatışmasının kolayca manipüle edilebilirliği, filmin en karanlık ve en güncel yanını oluşturuyor. Kan Emiciler, hem keskin bir sınıf eleştirisi hem de absürd bir komedi. Radlmaier beylik deyime izleyiciyi güldürürken aynı anda düşündürmeyi başarıyor. Sonunda da tüylerini diken ediyor.
Brechtçi mesafe, Marx’ın gotik metaforları ve 1920’ler estetiğiyle modern anarşinin harmanlandığı bu film, yönetmenin eğlenceli politik anlatısına tam olarak uyuyor. Radlmaier bu filmde de sosyalizmin ideali ile reeli arasındaki yarığı ironik ve hüzünlü bir dille ortaya koyuyor.
Burjuva Köpeğinin Öz Eleştirisi’ndeki kötümserlikle Temmuz’un Hayaletleri’ndeki prekarya dayanışması arasında kurduğu köprü, kapitalizmin kan emici yüzünün ifşasıyla devam ediyor. Sosyalizmin bir seçenek değil, zorunluluk olduğuna dair inanç karşıt gücün sömürüde sınır tanımazlığıyla pekişiyor

