Çocuğumuzun arkadaşlarını bütünüyle seçemeyiz ve aslında seçmemeliyiz de. Ancak ona, bir arkadaşlığın kendisine iyi gelip gelmediğini anlamayı öğretebiliriz.
Arkadaşlar; çocuğun kendisini nasıl gördüğünü, hangi davranışları normal kabul ettiğini, nelere cesaret ettiğini etkileyen önemli bir sosyal çevredir.
Çocuklar ve ergenler başta kendilerine benzeyen kişilere yaklaşırken zaman içinde arkadaşlarının davranışlarından ve alışkanlıklarından etkilenebiliyorlar. Çalışkan, dürüst, meraklı veya yardımsever arkadaşlar da birbirlerinin olumlu özelliklerini güçlendirebiliyorken aynı mekanizma riskli davranışların yayılmasında da etkili olabiliyor.
Arkadaşlık etkisi yalnızca çocukluk ve ergenlik yıllarıyla sınırlı kalmayabilir. Ergenlik döneminden yetişkinliğe kadar katılımcıları izleyen uzun süreli bir araştırma ile, yakın arkadaşlıkların niteliğinin ilerleyen yıllardaki sosyal ilişkileri, iş yaşamı ve depresif belirtileri öngörebildiği görülmüştür. Bu araştırma, yakın arkadaşlıkların uzun vadeli önemini açıkça göstermektedir.
“Daha iyi arkadaş” ne demektir?
Daha iyi arkadaş; dersleri daha başarılı, daha popüler ya da her zaman uslu olan çocuk değildir.
İyi arkadaşlık; karşılıklı güvenin, saygının, yardımın ve duygusal güvenliğin bulunduğu ilişkidir. Araştırmalar, nitelikli arkadaşlıkların çocukların ve ergenlerin özsaygısı ve iyi oluşuyla bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Sağlıklı arkadaşlık, her konuda aynı düşünmek anlamına gelmez. Önemli olan kusursuzluk değil; ilişkinin genel olarak güvenli, karşılıklı ve onarılabilir olmasıdır.
Çocuğumuza bu ayrımı öğretebilmek için ona aşağıdaki soruları sormayı öğretebiliriz.
1. “Onunla vakit geçirdikten sonra kendini nasıl hissediyorsun?”
Çocuklar çoğu zaman arkadaşlarının davranışlarını anlatabilir ancak bu davranışların kendilerinde bıraktığı etkiyi fark etmekte zorlanabilirler. Bu nedenle arkadaşlıkları değerlendirmenin en basit yollarından biri, çocuğun duygusuna dikkat etmesini sağlamaktır.
“Birlikteyken eğlendiniz mi?” sorusu tek başına yeterli değildir. Çünkü çocuklar kendilerini baskı altında hissettikleri ilişkilerde de zaman zaman eğlenebilirler. Daha belirleyici sorular şunlardır:
“Yanından ayrıldığında kendini rahat mı hissediyorsun, gergin mi?”
“Olduğun gibi davranabildin mi?”
“Sürekli yanlış bir şey yapmaktan korktun mu?”
“Kendini değerli mi hissettin, yoksa küçük mü?”
Her arkadaşlıkta zaman zaman kırgınlık, kıskançlık veya gerginlik yaşanabilir. Burada önemli olan tekrar eden duygusal örüntüdür. Çocuk bir arkadaşının yanından sürekli kaygılı, suçlu, yetersiz veya tükenmiş hissederek ayrılıyorsa bu durum üzerinde durulmalıdır.
Çocuğa şu basit cümleyi öğretebiliriz:
“İyi bir arkadaşın yanında sürekli kendini kanıtlamak zorunda kalmazsın.”
2. “Hayır dediğinde ne oluyor?”
Bir ilişkinin niteliği, her şey yolunda giderken değil, taraflardan biri sınır koyduğunda daha iyi anlaşılır.
Sağlıklı bir arkadaş hayal kırıklığı yaşayabilir. Hatta üzülebilir veya kızabilir. Ancak çocuğu tehdit etmez, dışlamakla korkutmaz, onunla alay etmez ve kararını değiştirmesi için duygusal baskı kurmaz.
“Bunu yapmazsan seninle konuşmam.”
“Başka biriyle oynarsan artık arkadaş değiliz.”
“Gerçek arkadaş olsaydın sırrını bana söylerdin.”
“Hemen cevap vermezsen herkese anlatırım.”
Bu tür ifadeler yakınlığın değil, kontrolün göstergesidir.
Çocuğun sınır koyabilmesi için önce evde sınırlarının saygıyla karşılandığını görmesi gerekir. Araştırmalar, çocuğunu dinleyen, ona yaşına uygun seçim alanları tanıyan ve kuralların nedenlerini açıklayan, destekleyici ebeveynliğin daha olumlu sosyal ve duygusal sonuçlarla ilişkili olduğunu gösteriyor. Buna karşılık aşırı psikolojik kontrol, çocuğun arkadaşlık ilişkilerindeki yeterliğini de olumsuz etkileyebiliyor.
Çocuk “hayır” dediğinde evde sürekli suçluluk hissettiriliyorsa arkadaşlarına karşı sınır koymasını beklemek gerçekçi olmayacaktır.
3. “Başarılı olduğunda senin adına sevinebiliyor mu?”
Bir arkadaşlığın önemli göstergelerinden biri de tarafların birbirlerinin gelişimine nasıl tepki verdiğidir.
Çocuğunuz yüksek bir not aldığında, bir yarışmayı kazandığında, yeni bir arkadaş edindiğinde ya da bir konuda övgü aldığında arkadaşı nasıl davranıyor?
Onunla birlikte sevinebiliyor mu?
Yoksa başarısını küçümsüyor, konuyu hemen kendisine çeviriyor, alay ediyor veya çocuğun kendisini suçlu hissetmesine mi neden oluyor?
Kıskançlık insani bir duygudur. Bir çocuğun zaman zaman arkadaşını kıskanması onu kötü bir arkadaş yapmaz. Burada asıl ölçüt, bu duyguyla ne yaptığıdır. Kıskançlık sürekli küçümsemeye, dedikoduya, dışlamaya veya ilişkiyi kontrol etme çabasına dönüşüyorsa arkadaşlığın güvenli yapısı zarar görmeye başlar.
Çocuğa şu ayrımı öğretebiliriz:
“Gerçek bir arkadaş kıskansa bile seni incitmeden bu duyguyu yönetebilen kişidir.”
4. “Onun yanındayken nasıl birine dönüşüyorsun?”
Belki de çocuğun kendisine sorabileceği en güçlü soru şudur:
“Bu arkadaşımın yanındayken olduğum kişiyi seviyor muyum?”
Çocuğunuz bazı arkadaşlarının yanında daha cesur, üretken, düşünceli ve kendinden emin olabilir. Bazılarının yanında ise başkalarıyla alay etmeye, yalan söylemeye, kuralları ihlal etmeye veya normalde yapmayacağı davranışlarda bulunmaya başlayabilir.
Burada arkadaşın “kötü çocuk” olarak etiketlenmesi doğru değildir. Arkadaşlık ilişkilerinde etki çoğu zaman karşılıklıdır. Sadece diğer çocuk bizim çocuğumuzu etkilemez; bizim çocuğumuz da onu etkiler.
Bu yüzden “O çocuk seni bozuyor” demek yerine şu sorular daha işlevseldir:
“Onun yanındayken normalde yapmayacağın şeyleri yapıyor musun?”
“Birlikteyken başkalarına nasıl davranıyorsunuz?”
“Bu davranışı yalnız başınayken de doğru bulur muydun?”
Bu sorular çocuğu savunmaya itmeden kendi davranışlarını gözlemlemeye yönlendirir.
5. “Bir sorun yaşadığınızda ilişkinizi onarabiliyor musunuz?”
İyi arkadaşlar da tartışır. Birbirlerini yanlış anlayabilir, bazen düşüncesiz davranabilirler.
Asıl önemli olan çatışmadan sonra ne olduğudur.
Taraflar sakinleşebiliyor mu?
Birbirlerini dinliyor mu?
Hatalarını kabul edebiliyor mu?
Özür dileyebiliyor mu?
Yoksa her sorun tehdit, sessizlik, dışlama, hakaret veya intikamla mı sonuçlanıyor?
Çocuklara “Hiç tartışmadığın kişiyi bul” demek yerine şunu öğretmeliyiz:
“Seni hiç üzmeyen değil, üzdüğünde sorumluluk alabilen arkadaş değerlidir.”
Çocuğunuzun arkadaşlarını doğrudan eleştirmeyin
Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri, endişelendikleri bir arkadaş hakkında doğrudan hüküm vermektir:
“O çocuğu hiç sevmiyorum.”
“Ondan sana hayır gelmez.”
“Bir daha onunla görüşmeyeceksin.”
Ortada açık bir güvenlik riski bulunmadığı sürece bu tür ifadeler çocuğun arkadaşını savunmasına, ilişkiyi gizlemesine ve ebeveyniyle iletişimini azaltmasına neden olabilir. Üstelik çocuk, arkadaşlığın neden sağlıksız olduğunu anlamadığı için benzer bir ilişkiyi başka biriyle yeniden kurabilir.
Amaç ona hayatı boyunca kullanabileceği bir ilişki değerlendirme becerisi kazandırmaktır.
Bu nedenle hüküm vermek yerine gözlem paylaşmak daha etkilidir:
“Onunla görüştükten sonra sık sık üzgün olduğunu fark ediyorum.”
“Başka arkadaşlarınla vakit geçirmek istediğinde sana kızması dikkatimi çekti.”
“Bu olay senin başka bir arkadaşının başına gelse ona ne söylerdin?”
Bu yaklaşım çocuğun düşünmesini sağlar. Kararı onun yerine vermek yerine karar verme becerisini geliştirir.
Çocuğunuza kullanabileceği cümleler öğretin
Çocuklar bazen ilişkinin kendilerine iyi gelmediğini fark eder ancak ne söyleyeceklerini bilemezler. Onlarla önceden kısa cümleler çalışmak sınır koymalarını kolaylaştırabilir:
“Bunu yapmak istemiyorum.”
“Benimle böyle konuşmandan hoşlanmıyorum.”
“Başka arkadaşlarımla da vakit geçirmek istiyorum.”
“Bu sırrı saklamak beni rahatsız ediyor; bir yetişkine anlatacağım.”
“Özür dilemen önemli ama aynı davranış devam ederse görüşmeye ara vereceğim.”
Bu cümleleri evde küçük canlandırmalarla çalışabilirsiniz. Çünkü baskı altındaki bir çocuğun o anda doğru kelimeleri kendiliğinden bulması her zaman kolay değildir.
Ne zaman yetişkin müdahalesi gerekir?
Çocukların küçük anlaşmazlıkları konuşmayı, uzlaşmayı ve gerektiğinde ilişkiden uzaklaşmayı öğrenmeleri gerekir.
Ancak ilişki içinde sürekli tehdit, şantaj, aşağılama, fiziksel şiddet, zorbalık, dijital taciz, özel görüntü isteme, tehlikeli davranışlara zorlama, diğer arkadaşlardan ve aileden uzaklaştırma veya yoğun korku bulunuyorsa konu artık sıradan bir arkadaşlık anlaşmazlığı değildir. Böyle durumlarda aile ve okul birlikte, gecikmeden müdahale etmelidir.
Çocuğun güvenliğini ilgilendiren durumlarda “Kendi aralarında çözsünler” yaklaşımı uygun değildir.
Çocuğunuzun arkadaşlarını değil, arkadaşlık pusulasını şekillendirin
Çocuğunuzun hayatı boyunca karşısına yalnızca nazik, anlayışlı ve güvenilir insanlar çıkmayacak. Siz de her zaman yanında bulunamayacaksınız.
Bu nedenle en kalıcı koruma, kendi ilişkilerini değerlendirebilecek bir farkındalık geliştirmesini sağlamaktır.
Biz yanında değilken de onu koruyacak olan şey tam olarak budur.

