(Erkekler) Dünya Kupası İspanya-Arjantin final maçıyla sona erdi. Bir ay boyunca dünyanın gündemi futbolla doluydu. Milyonlarca insan maçları izledi. Taktikler, hakem kararları, yıldız oyuncular konuşuldu. Turnuvaya grup aşamasında veda eden Türkiye’de gözler şimdi Voleybol Milletler Ligi’nde mücadele edecek Filenin Sultanları'na çevrildi. Son yıllarda uluslararası alanda Türkiye'ye en büyük sportif başarıları getiren takım, yeni bir turnuvada yeniden madalya mücadelesi veriyor. Erkek futbolu Türkiye'de kurumsal olarak ayrıcalıklı bir konuma sahip. Başarı beklentisi yüksek ama başarısızlığın maliyeti düşük. Kadın voleybolu ise başarı üretmesine rağmen aynı kurumsal desteği ve sembolik takdiri görmüyor. Başarı neredeyse bir ön koşul haline gelmiş durumda. Sürekli kazanması beklenen takım, buna rağmen başarılarının ötesinde başka tartışmaların da merkezinde kalıyor. Sporcuların performansları kadar, hatta bazen ondan daha fazla, kim oldukları, nasıl yaşadıkları ve neyi temsil ettikleri konuşuluyor.

Bu durum Türkiye’ye özgü de değil. Son yıllardaki en dikkat çekici örneklerden biri 2019 Kadınlar Dünya Kupası'ydı. Amerika Birleşik Devletleri kupayı kazanırken turnuvanın yıldızı ve ABD takım kaptanı Megan Rapinoe yalnızca saha içindeki performansıyla gündeme gelmedi. Turnuva boyunca ABD Kadın Milli Takımı'nın erkek milli takımından daha başarılı olmasına rağmen çok daha düşük ücret almasını eleştirdi ve eşit ücret kampanyasının yüzü haline geldi. LGBT hakları konusundaki açık tutumu ve Donald Trump'ın Beyaz Saray davetini reddedeceğini açıklaması onu futbolun ötesinde bir siyasal figüre dönüştürdü. 2019 Kadınlar Dünya Kupası boyunca sadece ABD'nin nasıl oynadığı değil, Rapinoe'nin temsil ettiği değerler de tartışıldı.

Kadın sporunda toplumsal cinsiyet tartışmaları bazen sporcuların doğrudan yürüttüğü eşitlik mücadeleleriyle, bazen de hiç istemedikleri olaylar üzerinden görünür hale geliyor. Bununla ilgili en çarpıcı örneği 2023 Kadınlar Dünya Kupası sonrasında İspanya'da gözlemledik. İspanya, tarihinde ilk kez dünya şampiyonu olmuştu. Böyle bir zaferin ülkenin futbol tarihinde uzun yıllar kutlanması beklenirdi. Ancak kupa töreninin hemen ardından yaşanan bir olay bütün gündemi değiştirdi. İspanya Futbol Federasyonu Başkanı Luis Rubiales, madalya töreni sırasında oyuncu Jenni Hermoso'yu rızası dışında dudaklarından öptü. İlk günlerde olay "anlık bir sevinç gösterisi" olarak sunulmaya çalışıldı. Hermoso ise bunu istemediğini açıkça ifade etti. Tartışma kısa sürede yalnızca bir öpücük meselesi olmaktan çıktı. Kadınların iş yaşamında maruz kaldıkları güç ilişkileri, rıza kavramı ve spor kurumlarındaki erkek egemen kültür İspanya'nın en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Rubiales önce FIFA tarafından görevden uzaklaştırıldı, ardından istifa etmek zorunda kaldı. 2023’te İspanya’nın dünya şampiyonluğu tarihe geçti ama hafızalarda daha çok kadın sporcuların maruz kaldığı cinsiyetçi tutumlara ilişkin tartışmalar kaldı.

Toplumsal cinsiyet tartışmalarını görünür kılan örneklerle erkek sporlarında da karşılaşabiliyoruz. Bu yılki Erkekler Dünya Kupası sırasında Japon taraftarların maçlardan sonra tribünleri temizlemesi buna ilginç bir örnek sundu. Bu davranış uluslararası medyada büyük övgü topladı. Ancak Japonya'da sosyal medyada dolaşıma giren bir görsel, erkek Japon taraftarı evde koltuğa uzanmış maç izlerken, eşini ise mutfakta bulaşıkları yıkarken resmediyordu. Kısa zamanda viral olan bu görsel aracılığıyla kamusal alanda örnek vatandaş olarak sunulan erkek ile ev içindeki toplumsal cinsiyet ilişkileri yan yana getiriliyordu[i]. Mesaj açıktı: "Stadyumda yaptığınızı evde de yapın." OECD verilerine göre Japon erkekleri ev işi, çocuk bakımı ve benzeri ücretsiz işlere günde ortalama yalnızca 41 dakika ayırıyor ve OECD ülkeleri arasında en alt sıralarda yer alıyor[ii]. Kısacası, Japon taraftarların maç sonrası tribünleri temizlemesine dair bu futbol haberi, kısa sürede kadınların görünmeyen emeğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçasına dönüştü.

Türkiye’de de Dünya Kupası’nın ardından gözler kadın voleyboluna çevrilmişken yine göreceğiz ki kadın sporcuların omuzlarında yalnızca milli formayı taşımak yok. Aynı zamanda toplumun kadınlara ilişkin beklentileri de onların omuzlarına yükleniyor. Nasıl konuştukları, nasıl giyindikleri, nasıl yaşadıkları, nasıl bir aile hayatı kurdukları ya da hangi değerleri temsil ettikleri, sportif performanslarıyla birlikte değerlendirmeye alınıyor. Bunun en görünür örneklerinden biri Ebrar Karakurt. Türkiye'nin yetiştirdiği en başarılı sporculardan biri olmasına rağmen kamuoyundaki tartışmalar çoğu zaman onun smaç yüzdesi, blok performansı ya da maç kazandıran sayıları etrafında şekillenmiyor. Özel hayatı, yaşam tarzı, sosyal medya paylaşımları ve cinsel kimliğine ilişkin tartışmalar defalarca kamuoyu gündeminin merkezine oturdu[iii]. Bazı gruplar tarafından hedef gösterildi; bazıları tarafından ise tam tersine özgür yaşam tarzının sembolü haline getirildi. Destekleyenler de eleştirenler de çoğu zaman Ebrar'ı yalnızca bir voleybolcu olarak görmedi. O, farklı kesimler için farklı kadınlık anlayışlarının, kültürel kimliklerin ve yaşam tarzlarının temsilcisine dönüştürüldü. Böylece kamuoyundaki tartışmalar, onun sportif performansından çok temsil ettiği kimlikler etrafında şekillendi.

Kadın sporunun yerleşik toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulandığı bir alana dönüşmesiyle ilgili örnekleri arttırmak mümkün. Bunun nedeni kadın sporcuların her zaman bilinçli bir siyasal mücadele yürütmeleri değil. Kimi zaman sadece işlerini yaptıkları için kendilerini bu kimlik tartışmalarının içinde buluyorlar. Güçlü bir beden, rekabetçilik, liderlik ve uluslararası başarı uzun yıllar erkeklikle özdeşleştirilen özellikler olarak görüldü. Kadın sporcular bu alanlarda görünür oldukça yalnızca kupalar kazanmıyor aynı zamanda kadınlara ilişkin yerleşik kabulleri de ister istemez tartışmaya açıyorlar.

Dünya Kupası sona erdi. Şimdi gözler Filenin Sultanları'nda. Önümüzdeki günlerde onları izlerken yine servis yüzdelerini, blok sayılarını ve maç sonuçlarını konuşacağız. Ama kadın sporunda tartışma çoğu zaman yalnızca sahada olup bitenlerle sınırlı kalmıyor. Kadınlara atfedilen roller ve onlardan beklenenler de oyunun bir parçası haline geliyor.


[i] https://www.bbc.com/news/articles/crel9xlp8r1o

[ii] https://www.oecd.org/en/data/datasets/time-use-database.html

[iii] Mustafa Gökcan Kösena & Emre Erdoğan (2025) Spiking up anger, nostalgia and disgust: The polarized dynamics of Turkish women’s volleyball, Mediterranean Politics, 31(1): 160-189.