Lider; ışıltılı bir mekânın merdivenlerinden koşar adım sahneye inip, “yeni CHP” sloganının arkasından bir kaset operasyonuyla çıkarken- utanmadan- “okyanus ötesine” selam çakarak gidenlerden olmuyormuş, öğrendik.
Lider; siyaset cahili bir bürokratın emeklilik hayallerini süsleyen siyaset sevdasına, reklamcı uyanıklığıyla “yeni Gandi” etiketi yapıştırılarak da olunmuyormuş, onu da öğrendik.
Sokakta, mücadelede, kamyon kasasının, meyve sandığının üzerinden halka hitap etme becerisinde, arkadaşlarını satmadan bir davaya inanıp samimiyetle bu davanın peşinde koşarak lider olunuyormuş, onu da gördük, öğrendik.
Artık bir lider arayışına ihtiyacımız olmadığına göre yeni bir partiyi nasıl örgütleyeceğiz, buna kafa yorma zamanı gelmedi mi?
2017 referandumuyla değişen rejimi yeniden kendi temelleri üzerinden ayağa kaldırmanın mümkün olup olmadığı, bir kurucu meclis ihtiyacı ve bu meclisin ancak bir kurucu irade öncülüğünde gerçekleşebileceği kısmına geçsek de şu örgütlenme mevzunu bir tamamlasak mı, ne dersiniz?
Genel Başkan dâhil, başta milletvekili adayları olmak üzere bütün yetkili kurulların seçiminde üyelerin tamamının ve bu çeperlerin dışında kalanların “temayüle” izin verecek şekilde seçiminde anlaştıysak devam ediyorum.*
Siyasi partiler, kendilerini oluşturan üyelerin hemen tamamının birebir aynı şekilde düşünmesiyle oluşmazlar. Üyeler, ortak bir hedefin çevresinde, parti disiplinine helak getirmeyecek şekilde, farklı fikirlerin kendilerini ifade edebilme hakkıyla bir siyasi partiyi oluştururlar. Bu hak, ancak ve ancak parti disiplinine koşulsuz uyarak mümkün olur. Büyük bir senfoni orkestrasını yönetmek beceri ister. Lider** bu beceriyi gösterme kabiliyetini mücadele sürecinden geçerek ve tabii ki en yüksek katılımla seçilerek gösterir.
Bu partinin kanatları*** olmalıdır. Bu kanatlar parti tüzüğünde güvence altına alınmalıdır. Parti içerisindeki seçimler, hemşerilik, komşuluk ya da mezhepçilik üzerinden karakaşını, kara gözünü beğendiklerimizi - ve hatta beğenmediğimiz halde- seçmeye zorlandığımız değil, farklı düşüncelerin temsil edilebildiği seçimler olmalıdır. Gerçek bir Halk Partisi çeperlerin dışında kalanların bir ittifakla bir arada olduğu değil ortak bir iradeyi oluşturabilmek için çaba gösteren farklı seslerden senfoni yaratmakla mümkündür.
Daha kurulmadan ben bu partinin içeresinde bir taraf olduğumu ilan edebilmeliyim. Aynı zamanda her bir tarafın da tüzük güvencesiyle korunduğu bilgisi/güveniyle parti disiplinine riayet etme sözünü verebilmeliyim. Her şeyi aynı şekilde düşünmeden de aynı yerde olabilmek, bir ortak idealin peşinde koşarak iktidar olmak mümkündür.
* Burada teknik anlamda bir açıklama sanırım zorunlu oluyor. Elimden geldiğince bir önceki yazımda - https://yeniarayis.com/yazi/vicdani-hegemonya-15653 - mevzuyu ilkesel olarak anlatmaya çalışsam da gelen soruların büyük bir çoğunluğu teknik olarak bu mümkün mü üzerinden olunca anlatma ihtiyacı doğuyor: Öncelikle siyasi partiler yasası üye olmayanların parti içerisinde seçimlere dair oy hakkının olmadığı söylüyor. Ancak “temayül” kısmına dair yasa herhangi bir şey söylemiyor. Kurultay sürecini iki güne sıkıştırmak, politika yerine kişilerin tartıştırıldığı bir ortam yaratmak yerine daha uzun süreli, örneğin bir haftaya yayılan, bir konferans süreci, aynı zamanda sokaktaki herkesin oy kullanarak görüş belirtebildiği, nasıl bir lider tasavvur ettiği sorusunun “temayül” olarak karşılığı olabilir. Hukuk; yasaların bizi sınırladığı değil vicdani meşruiyet alanı üzerinden şekillenir. Hiçbir bağlayıcılığı yoktur ama yetkili kurullar sokaktaki insanın görüşünü, hele hele iyi düzenlenecek kampanyalarla etkin katılımı sağlayabilirlerse birçok mitingden daha etkili bir siyasi gösteri de mümkün olabilir. Kaldı ki CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı hiçbir yazılı kural olmaksızın böyle bir yöntemle belirlenmiştir. Keza burada başarılı olunduğu ölçüde bu durum partinin diğer kurumları için de denenebilir/yapılabilir. Gelelim üyeler tarafından yapılacak seçimlere: Partinin iç hukuk mekanizmaları buna göre düzenlenebilir; her üye delegedir hükmüyle çözülebilir. Diyelim ki bu yeterli olmadı o zaman da daha önce Türkiye’de hem siyasi partiler hem de sendikalarda uygulandığı gibi kurultaya “zorunlu/gönüllü” bir onay olarak sunulabilir bu kararlar. Burada korkusuzca, pervasızca doğrudan demokrasinin sonuna kadar zorlanması, ilkesel olarak kabul görmesi ve buradan hareket ederek davranılması önemlidir; zor mudur? Evet ama “Zor oyunu bozar.”
** Her ne kadar lider sözü kullanışmışsa da sözü edilen aslında liderlik kurumudur. Bu ise günümüzde/alışageldiğimiz kavram olarak Parti Meclisi ve Lider’in ortaklaştırıldığı bir kavramdır.
*** Avrupa’da birçok sol partide farklı kanatların örgütlenme hakkı tüzükle/iç hukukla güvence altına alınmıştır: Alman Sosyal Demokrat Partisi, İngiliz İşçi Partisi, Fransa Sosyalist Partisi, İspanya’da Podemos.
Odak Noktası 16 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar

