NATO'nun 36. Toplantısı Ankara’da dün başladı. Bugün sona erecek.

Dün yaşananlardan sonra şunu söylemek mümkün; NATO Zirvesi’nin ilk günü, ABD lideri Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesinin gölgesinde kaldı.

Zirvedeki gelişmelerin tüm detaylarını bugün ve devam eden günlerde medyadan birlikte takip edeceğiz.

Peki çoğunlukla iç siyaseti takip eden bir gazeteci olarak zirveyi nasıl okumalıyız?

NATO Zirvesi sadece bir dış politika meselesi mi?

Özellikle de Türkiye için?

Bu ve benzeri soruları sorma nedenimiz, iktidarın zirvesi bir dış politika meselesi olmaktan çok iç politika meselesi haline getirmesidir.

Dahası Erdoğan/iktidar blokunun Trump üzerinden siyasi meşruiyet üretme ve bunu toplumsal baskı unsur olarak kullanma çabasıdır.

BELİRSİZLİK VE KİŞİSELLEŞEN SİYASET

Kuşkusuz küresel ölçüde siyasi “belirsizliğin” hakim olduğu bir dönemden geçiyoruz. Trump’ın ikinci dönem başkanlığı ile bir belirsizlik hali çok daha görünür oldu.

Trump’ın tek taraflı aldığı siyasi kararlar, ek vergiler, savaş çıkarma olasılığı, işgal, el koyma planları, aynı konuda saatler içinde yaptığı çelişkili açıklamaları ile bu belirsizlik gözümüzün önünde yaşanıyor.

Belirsizlik riskler kadar fırsatları da getirdiği açık.

Doğal olarak riskler zayıf yanları; fırsatlar da güçlü yanları öne çıkarıyor.

Yarattığı bu belirsizliğe rağmen Trump’ın başkanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve çalışma arkadaşları için sevinçle karşılandı. Bunda Trump’ın ilk döneminde iki ülke ilişkileri devletler düzeyinde kurumsal olmaktan çok; kişisel ilişkilere indirgenmişti. Bunda iki liderin siyasi anlayış ve siyaset yapma tarzlarının yakınlığı da etkili oldu. Ki, bugün de böyle.

Ki dün iki liderin yakınlıkları, sohbetleri bunun örneği olarak karşımıza çıktı.

TRUMP’IN GÜCÜ BİZİ AB ÜYESİ YAPAR MI?

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde NATO ile ilgili kimi kararlar aldı. Bunlardan birisi de NATO’ya olan maddi ve askeri desteği azaltma kararı. Özellikle 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan operasyona NATO üyesi Avrupa ülkelerinden gerekli desteği alamayan Trump, bu kararında ısrarlı görülüyor.

Bununla birlikte özellikle Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası, Avrupa ülkeleri olası Rus tehdidine karşı savunma sistemlerini güçlendirme hatta yeniden yapılandırma çabasına girdiler.

Tam bu noktada Erdoğan iktidarı durumdan vazife çıkararak bir anlamda bu sürecin parçası hatta ana öznesi olmak istedi.

Bu çabada, kuşkusuz Türkiye’nin son yollarda savunma alanında sağladığı başarının payı var.

Dahası Erdoğan yönetimi, bu olası ortaklık karşılığında Türkiye’nin AB yolunun yeniden açılmasını arzu etti. Yani savunma sanayiinde elde edilen başarıyı AB Üyeliği yolunu açma aracı gördü.

Ancak AB üyeleri buna görünen o ki savunma mimarisi katkısına olumlu bakarken; AB Üyeliğine aynı derecede sıcak bakmıyorlar.

Dün başlayan NATO Zirvesi bize gösteriyor ki, Erdoğan bunun gerçekleşmesi için Trump’ın Avrupa ülkeleri üzerinden gücünü kullanmak isteyecek.

Ama olumlu sonuç alabilecek mi, kuşkuluyum.

Bunun temel nedeni Avrupa ve AB ülkelerinin her şeye rağmen askeri işbirliği için de olsa bir anlamda bu olası ortaklığın temel belirleyici olanın, hala temel hak ve özgürlükler, demokrasi gibi değerler olması.

Bu açıdan Avrupa ülkeleri için Türkiye Avrupa Güvenlik Mimarisi için potansiyel bir ortak olabilir ama bu otomatik AB Üyeliği yolunu açmaz görülüyor.

Uluslararası ilişkilerin temel motorunun reel-politik olduğunu düşünürsek; hiçbir konuda kesin tespit yapmanın zorluğunun farkındayım. Eğer bu ortaklık olacaksa da; bunu sağlayacak olan reel-politik çıkarlar ile Trump’ın Avrupa ülkelerine ekonomi temelli ağır baskısı olabilir.

SAVUNMA ELBETTE ÖNEMLİ AMA HER ŞEY DEĞİL

Diğer yandan Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda sağladığı gelişmenin önemli olduğunu ve desteklenmesi gerektiğini ifade edelim.

Ama soru, sadece bu alanda yaşanan olumlu gelişmeler; Türkiye’yi bu belirsizlik döneminde, ne kadar oyun içinde tutabilir, bu belirsizlikte hiyerarşide ne kadar yukarıya taşıyabilir?

Türkiye için sorun tam da bu noktadadır.

Türkiye savunma sanayi alanında önemli başarı elde etmiştir kabul ediyoruz ama aynı derecede temel hak ve özgürlükler, demokrasi, adalet gibi değer temelli alanlarda gerileme yaşanmış ve ülke otoriterleşme güç kazanmıştır. Sahip olduğu tüm yumuşak gücünü kaybetmiştir.

Trump ile kurulan ilişki, ondan sağlandığı düşünülen siyasi meşruiyet kendi tabanında memnuniyet de yaratabilir ama bu meşruiyet, tek başına Erdoğan ve Türkiye’nin bu belirsizlik döneminde oluşmakta olan yeni hiyerarşide yukarıya taşımaz.

Bunu sağlamanın yolu siyasi ve hukuki baskı ile rıza üretme çabası değil ancak demokrasi, özgürlük ve adaletle olur.

Trump’tan siyasi meşruiyet alınsa da, toplumsal meşruiyet zayıflamaktadır. Toplum giderek siyasete ağırlığını koymakta, siyasi özne haline gelmektedir.

Odak Noktası 10 yazı NATO Ankara Zirvesi Türkiye önemli bir zirveye hazırlanıyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak Nato Zirvesi için Ankara’da adeta olağanüstü hal ilan edildi. Peki zirvede ne konuşulacak? Zirve Türkiye için ne ifade ediyor? Yazar ve yorumcularımız değerlendiriyor. Tüm Yazılar