Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne geçtikten sonra hak ve özgürlükler alanındaki uygulamalar nedeniyle sık sık 12 Eylül askeri yönetimiyle kıyaslanmaktadır. Zaman zaman bugünkü uygulamaların, 12 Eylül dönemini aratmadığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne geçtikten sonra hak ve özgürlükler alanındaki uygulamalar nedeniyle sık sık 12 Eylül askeri yönetimiyle kıyaslanmaktadır. Zaman zaman bugünkü uygulamaların, 12 Eylül dönemini aratmadığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

12 Eylül askeri darbesinin lideri Kenan Evren, 1983 sonrasında farklı kentlerde miting ve ziyaretler yapmadan önce, o şehirlerde cezaevinden yeni çıkmış ya da daha önce gözaltına alınmış sol ve sosyalistlere yönelik geniş polis operasyonları düzenletirdi. Gözaltına alınan kişiler TRT haberlerinde teşhir edilir, ardından önemli bir bölümü tutuklanırdı. Bu uygulamalar, darbenin meşruiyetini topluma kabul ettirme çabasının bir parçası olarak görülüyordu.

Bugün de Ankara'da başlayan NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi öncesinde, bir haftadan uzun süredir ülkenin birçok kentinde benzer operasyonlar gerçekleştirildi. NATO karşıtı eylemlere katıldıkları veya katılabilecekleri iddiasıyla çok sayıda sol, sosyalist ve muhalif kişi gözaltına alındı ve tutuklandı.

On gün önce Ankara'da 260 kişi gözaltına alındı, bunlardan 178'i tutuklandı. İki gün önce ise İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Çanakkale, Antalya, Denizli ve Bursa'da düzenlenen operasyonlarda avukatlar, Devrimci Gençlik Derneği üyeleri, Devrimci Hareket Dergisi çalışanları, hukuk öğrencileri, Halkevi Antalya Şubesi yöneticileri ve üyeleri, Türkiye İşçi Partisi Antalya İl Örgütü yöneticileri, Emek Partisi Kocaeli yöneticisi, Emek Gençliği üyeleri ile SOL Parti üyesi üç kişi evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındı. Operasyonlarda Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası yöneticileri, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi yöneticileri, akademisyenler ve T24 dış haberler editörü de yer aldı.

 
Sanat, Üniversiteler ve Sıkı yönetim- Silivri Yargısı

12 Eylül sonrasında binlerce siyasetçi, gazeteci, yazar, sanatçı ve aydın soruşturmaya uğradı; tutuklandı ya da yurt dışında sürgün yaşamına zorlandı. Sıkıyönetim mahkemeleri ve güvenlik güçleri, askeri yönetimin temel araçları hâline gelmişti.

Bugün de benzer baskı mekanizmalarının işletildiği yönünde güçlü eleştiriler dile getirilmektedir. Örneğin politik stand-up sanatçısı Deniz Göktaş'ın tutuklanması ile 12 Eylül sonrasında Müjdat Gezen ve "Çizgilerle Nâzım Hikmet" kitabının çizeri Savaş Dinçel'in sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmaları arasında siyasal bir benzerlik kuranlar bulunmaktadır. Her iki örnek de sanat ve mizah üzerindeki baskılar açısından karşılaştırılmaktadır.

Benzer biçimde, önceki yıl kayyum atanan Bilgi Üniversitesi'nde tarihçi Prof. Dr. Bülent Bilmez'in 21 yıldır sürdürdüğü görevine son verilmesi de akademik özgürlükler açısından 12 Eylül dönemindeki üniversite uygulamalarını hatırlatan gelişmelerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Bilmez’in  Türkiye’deki azınlıklar tarihi çalışması ve görevine son verme tebliğinde  hiçbir gerekçe belirtilmemesi tesadüf olamaz.

Bir başka benzetme de yargı alanında yapılmaktadır. 12 Eylül döneminde sol ve sosyalist örgütlerin sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmaları ile bugün muhalif siyasetçilerin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile CHP'li bazı belediye yöneticilerinin Silivri'de görülen davaları arasında benzerlik kuranlar bulunmaktadır. "Silivri yargısı" olarak simgeleşen yargı pratiğinin, yargının siyasallaşmasına ilişkin tartışmaları daha da büyüttüğü ve çıkmaz sokağa sapıldığı görülmektedir.

Benzerlikler ve Farklılıklar

Bu tür karşılaştırmaların  yapılması gerekiyor.  Ancak tarihsel bağlamların farklı olduğu ve iki dönemin bire bir özdeşleştirilmesinin yanıltıcı olabileceği daima akılda tutulmalıdır.

Her iki dönemde de muhalif siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar, akademisyenler ve aktivistlere yönelik gözaltı ve tutuklamalar ifade ve örgütlenme özgürlüğü açısından ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Kamu güvenliği gerekçesinin toplantı, gösteri ve ifade özgürlüğünü sınırlamak amacıyla kullanıldığı yönündeki eleştiriler de her iki dönem için dile getirilmektedir. Cezaevlerinin aşırı doluluğu, yargı süreçlerinin uzunluğu ve muhalif kesimler üzerindeki baskı iddiaları da benzerlik kurulan alanlar arasında yer almaktadır.

 
Bununla birlikte önemli farklılıklar da vardır.

12 Eylül askeri yönetimi, anayasayı askıya almış, parlamentoyu feshetmiş, siyasi partileri kapatmış ve ülkeyi doğrudan askeri yönetimle idare etmiştir. Günümüzde ise seçimler yapılmakta, parlamento etkisiz ve yetkisiz çalışmakta ve siyasi partiler faaliyetlerini, iktidar alternatifi olamayacak kadar sürdürmektedir. Bununla birlikte, yargının bağımsızlığı, tutuklamanın istisnai bir tedbir olmaktan uzaklaşması ve ifade özgürlüğüne ilişkin sorunlar konusunda hem Türkiye'de hem de uluslararası insan hakları kuruluşlarınca ciddi yakınmalar ve eleştiriler dile getirilmektedir.

12 Eylül döneminde özellikle Fırat'ın doğusunda çok daha ağır insan hakları ihlalleri yaşanmıştı. Son iki yılda Kürt sorununa ilişkin yeni çözüm arayışları gündeme gelirken, buna karşılık ana muhalefet partisine ve yerel yönetimlere yönelik operasyonlar siyasal gündemin temel başlıklarından biri olmayı sürdürmektedir.

Sonuç

Dolayısıyla doğru olan, bugünkü yönetim ile 12 Eylül askeri rejimini bire bir özdeşleştirmek değil; benzer baskı mekanizmalarının giderek daha görünür hâle geldiğini, ancak iki dönemin hukuki ve siyasal yapılarının farklı olduğunu teslim etmektir.

Türkiye'nin yeni savaşlara ve silahlı çatışmalara sürüklenmemesi, Ankara'nın NATO Zirvesi sonrasında üstlenebileceği olası yeni askeri angajmanların kamuoyunda demokratik yollarla tartışılması önem taşımaktadır.

Bu çerçevede, iktidarın hukuka aykırı olduğu ileri sürülen siyasi operasyonlarına karşı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin dayandığı temel hak ve özgürlükler çerçevesinde demokratik, barışçıl ve hukuk içinde kalan toplumsal direnme yöntemlerinin güçlenmesi, demokratik hukuk devleti açısından yaşamsal önem taşımaktadır.