Tarih, bugün olup bitenin, elekten geçmiş ve geleceğe kalmış halidir. Sık sık dönüp o tecrübelere bakmak, geleceğin doğru inşa edilmesini kolaylaştırır. Bu nedenle tarihin, geleceğin aynası olduğuna inanırım. Tarihe bakarsanız, geleceği görürsünüz. Tarih, mihmandardır aynı zamanda; dikkate alırsanız size yürümeniz gereken yolu da tarif eder.
Bize yürümemiz gereken yolu tarif eden tarihlerden birinin, 8-9 Temmuz 1919’un 107. Yıldönümündeyiz.
Bugün, bu tarihi günün izinde bir yolculuğa çıkalım.
Mustafa Kemal, askerdir; üstelik mesleğini çok sever. Anadolu’ya geçtikten sonra yaptığı organizasyonlar ve özellikle “Anadolu İhtilalinin Bildirisi” olarak tanımlanan Amasya Genelgesi, işgalci İngiliz emperyalistlerini rahatsız eder.
Amasya Genelgesinin en belirgin ifadesi, “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Bunun için milli bir heyetin varlığı zorunludur” şeklindedir.
ASLOLAN MEŞRU OLMAKTIR
Bu ifade, bir bağımsızlık vurgusudur ve Anadolu ihtilalinin başladığının işareti kabul edilir. İşgalci güçler de, bunun farkındadır. Bu nedenle Mustafa Kemal’in geri çağrılması için Padişaha ve onun işbirlikçi hükümetine baskı yapar.
Bu baskıların sonucunda, Damat Ferit Hükümetinin Harbiye Nazırı Şevket Turgut, Mustafa Kemal’e, “Beraberindekilerle en kısa zamanda İstanbul’a dön” telgrafı çeker.
Bundan sonrasını Nutuk’tan aktaralım.
“Harbiye Nezareti, İstanbul'a gel, diyor. Padişah, önce ‘hava değişimi al, Anadolu'da bir yerde otur, fakat bir işe karışma’ diye başladı. Daha sonra, ikisi birlikte ‘mutlaka gelmelisin!’ dediler. ‘Gelemem!’ dedim. Sonunda, 8/9 Temmuz 1919 gecesi, sarayla açılan bir telgrafbaşı görüşmesi sırasında, birdenbire perde kapandı ve 8 Hazirandan 8 Temmuza kadar bir aydır süregelen oyun sona erdi. İstanbul o dakikada, benim resmî görevime son vermiş oldu. Ben de aynı dakikada, 8-9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50'de Harbiye Nezareti'ne, saat 23.00'te Padişah'a resmi görevimle birlikte askerlikten de ayrıldığımı bildiren telgraf çekmiş oldum. Durum, tarafımdan, ordulara ve millete duyuruldu. Bu tarihten sonra resmi sıfat ve yetkilerden sıyrılmış olarak, yalnız milletin sevgi ve fedakârlığına güvenerek ve onun tükenmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve güç alarak vicdani görevimize devam ettik...”
Mesele bu kadar basittir.
İnanıyorsanız, geri adım atmazsınız. Hedefinizi doğru belirlemiş ve o hedef doğrultusunda kararlı bir biçimde hareket ediyorsanız, her makam, geride bırakılabilir. Makam dediğiniz şeyi önemli hale getiren, onun üstünde oturandır. Lider odur ki herhangi bir makam yahut mevki olmadan sözünü dinletebilendir. Halkın gönlüne oturabilendir.
ASLOLAN HALKIN GÖNLÜNE GİREBİLMEKTİR
Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas Kongrelerine askeri üniformasından yoksun katılmıştı. Güvendiği tek şey, “milletin sevgisi ve fedakârlığı” idi.
Kurucusu Mustafa Kemal olan parti, 107 yıl sonra, uluslararası siyaset mühendisliği yapan güçlerin yazdığı senaryo sonucu butlan kararı ile bölünmek istenmektedir. Tam da iktidarın kapısına kadar gelmiş olduğu şu durumda CHP’nin karşı karşıya kaldığı bu senaryonun amacı, mevcut iktidarın ömrünü bir dönem daha uzatmaktır. Öngörülen o ki, iktidarın ömrü uzarsa küresel hükümdarın Ortadoğu ve Kafkasya için yaptığı planın aksamadan gerçekleşir.
Öyle midir? Küresel hükümdarın yaptığı her plan, başarıya ulaşır mı?
Başta Sevr’in parçalanması olmak üzere tarihi tecrübemize baktığımızda, her plan başarılı olacaktır, diye bir kural yok. “Kim zorluk çıkartabilir ki küresel hükümdarın planına?” diye soranlar için yazıyorum; elbette bağımsız ve demokratik Türkiye’yi savunan bizler, küresel hükümdarın karşısında olacağız.
Türkiye için “merhametli monarşi” önerenler, bize sınır çizmek istiyor olabilirler. Tıpkı Hindistan’da fillere çizdikleri gibi…
Bilindiği gibi Hindistan’da filleri eğitmek için küçücükken kalın zincirlere bağlarlarmış. Yavru fil, bağlandığı zincirden kurtulmak için uğraşır durur ama kurtulamadığı için vaz geçermiş. Büyüdüğünde, gücü kuvveti yerinde olmasına rağmen zincirden kurtulamayacağına olan inancı nedeniyle herhangi bir çaba göstermezmiş.
Filin zincirini kırabilmesi için kendilerine belletilenlerden vazgeçmeleri mümkün olmayabilir. Ama biz insanız. İşte Özgür Özel’i görüyorsunuz; seçilmiş genel başkanlık makamı, butlan kararıyla elinden alınmış olabilir ama o halkın gönlüne girerek, sokakları, kentleri fethediyor.
O sokakta, sandalyenin üzerine çıktıkça, benim aklımdan Oktay Rıfat’ın şu dizeleri geçiyor:
“Ağlama Ahmet ağlama
Davranma kuşağına ikide bir
Anam avradım olsun
Bu kara günlerin sonu gelir
Büyük balık, küçük balığı yutar demişler
Bok yemişler.
Onu sardalyeler düşünsün,
Sen balık değilsin ki Ahmet”
Odak Noktası 107 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

