Daha önceki yazıların birincisinde CHP mi Cumhuriyet mi sorusu soruldu ve Cumhuriyet olmadığında CHP’nin bir addan ibaret bir parti olacağı belirtildi.

CHP Cumhuriyet tarihinde eşine rastlanmamış bir mutlak butlan kararıyla kapatılmaktan beter edildi.

Oysa siyasal iktidar daha önce siyasal parti kapatmaya kesin olarak karşı olduğunu defalarca ilan etmiş ve 2010 Anayasa değişikliğinin gerekçesinde de bunu açıklamıştı.

Ancak bu durum artık şaşırtıcı değildi; iktidarın “kendisi” için ayrı “diğerleri” için ayrı bir hukuk vardı.

Kendisi söz konusu olduğunda partiler kapatılmamalı ama kendisinin iktidarına engel olan partiler derhal her türlü yöntemle kapatılmalıydı; aslolan AKP iktidarıydı.

İktidarın ilk yıllarında aralarında eski bir başbakanın da bulunduğu çok sayıda Bakan yargılanmak üzere Yüce Divan’a gönderildi ancak iktidarın kendi bakanları söz konusu olduğunda bu yol tamamen kapatıldı; bugüne kadar hiçbir bakan Yüce Divan’a gönderilmedi.

İktidarın lehine olduğunda yargı kararlarına saygılı olmak gerekirdi ama siyasal iktidar uygun olmayan mahkeme kararlarına saygı duymak zorunda değildi.

Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Bu gerçekler ortadayken mutlak butlan kararını bir kapatma kararı olarak kabul edip Cumhuriyetçi ilkelere göre örgütlenmiş bir yapılanmaya gitmekten başka yol olamazdı.

İkinci yazıda yeni yapılanmada CHP’nin uzak durması ve karşısında mücadele etmesi gereken olgular incelendi: Vahşi kapitalizm sağ bir partinin ideolojisiydi ve sol partiler bu ideolojiye tepki olarak doğdular.

Sanayi kapitalizminin ilk dönemlerinde burjuvazi devlet müdahalesine şiddetle karşı çıkıyordu; burjuvazi, piyasada işçi ile baş başa kaldığında dengenin kurulacağını ileri sürüyordu.

Oysa piyasada silahların eşitliği ilkesi geçerli değildi ve yaşamını sürdürmek zorunda olan emekçiler çok ağır koşullarda çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakılmıştı.

Burjuvazi bu durumda bir toplumsal karşı çıkışı ya da ayaklanmayı önlemek için devlete güvenliği sağlama görevi yüklüyordu; devletin baskı aygıtları ile düzen korunmalı ama bunun dışında herhangi bir müdahale söz konusu olmamalıydı.

1929 Büyük Dünya Buhranı klasik iktisadın iddialarının çöküşüydü: Yeterli gelir yaratılamadığından üretilen mallar elde kalmış ve bir deflasyon yaşanmıştı.

Neo klasik iktisatçı Keynes krizden çıkışın tek yolunun devletin ekonomiye müdahalesi olduğunu söylüyordu: Devlet gelir yaratmak için gerekirse çukur kazdırıp yeniden doldurtmalı ve bu sayede gelir yaratarak talep üretmeliydi.

Ama bu döneme kadar devlet müdahalesine karşı çıkıldı ve sermaye birikimini sağlamak için çok yüksek düzeyde bir emek sömürüsü gerçekleşti.

Buradan sol bir partinin çıkaracağı ders şu olmalıydı: Piyasa, aktörlerin kendilerine bırakılabilecek bir alan değildi; silahların eşit olmadığı piyasaya devlet müdahalesi olmadığı takdirde insanlık dışı tablolar ortaya çıkması kaçınılmazdı ve bu durum sermaye için de son derece tehlikeliydi: Kapitalist sistem, kriz üretiyordu ve sermaye kendi başına bu tür krizlerin üstesinden gelme yeteneğinden yoksundu.

Bu yüzden klasik iktisatçılar bile teorilerinde birtakım değişiklikler yapma yoluna gittiler ve devletin yoksullara yardım etmesi ya da işçileri koruyan yasalar yapması zorunluluğu kabul edildi.

Buradan yeni bir oluşum için çıkarılacak dersler vardı: Liberal sağın vahşi kapitalizminden uzak durmak ve ona karşı mücadele etmek gerekiyordu.

Üçüncü yazıda CHP’nin uğrunda mücadele etmesi gereken ilke ve değerler ütopik sosyalistler üzerinden incelendi.

CHP sol bir parti olacaksa bu tür değerlere sahip çıkmak zorundaydı.

Özetlemek gerekirse sol (sosyal demokrat) bir parti,

·      Cumhuriyet ve demokrasinin yanında, mutlak monarşinin karşısında,

·      Hukuk devleti ve hukukun üstülüğünün yanında,

·      Laiklik ilkesi ile din ve vicdan özgürlüğünün yanında,

·      Emeğin yanında; emek sömürüsünün karşısında,

·      Üretimin artırılmasının yanında; kamu kaynaklarının israf edilmesinin karşısında,

·      Toplumun genel yararının yanında; kendi kişisel çıkarını toplumun çıkarının önüne koyanların karşısında,

·      Üretimin hakça bölüşülmesinin yanında; yolsuzluk yaparak zenginleşenlerin karşısında,

·      Gelir eşitsizliğinin azaltılmasının yanında,

·      Ezilmişlerin ve mağdurların yanında

·      Sömürülenlerin yanında,

·      Haksızlığa uğrayanların yanında,

·      Koşulsuz biçimde doğrunun yanında,

·      Adalet ve hakkaniyetin yanında, adaletsizliğin karşısında,

·      Toplumdaki bireyler arasında işbirliği ve işbölümünün yanında, karşısındakinin tahribine yol açan yarışmanın karşısında,

·      Bilimin yanında, hurafelerin karşısında,

·      Kamu hizmeti sunmakla ilişkili olmayan ayrıcalıkların karşısında, kadınlara, çocuklara, engellilere yönelik pozitif ayrımcılığın yanında,

Olmalıydı.

Sağ ideoloji ve değerler bu tür sonuçları üretmeye elverişli değildi; çünkü sorunlar sağ ideolojinin desteklediği vahşi kapitalizmin sonuçlarıydı.

İnsani kaygılarla harekete eden ütopik sosyalistlerin düşünceleri ilham verici olabilirdi.

Dolayısıyla sol bir parti için bir parti adının, partinin binalarının, otomobillerinin, kupalarının, çay ocaklarının, masalarının, sandalyelerinin, dolaplarının vs. hiçbir önemi olmamalıydı.

Parti için önemli olması gereken sol ideoloji, değer ve ilkelerdir.

Partinin sağ seçmenden oy alabilmesi için ideoloji, değer ve ilkelerinden vazgeçmesi gerekmez; tam tersine onları sahiplenmesi gerekir; çünkü nesnel olarak bakıldığında, toplumun büyük çoğunluğunun yararı sol ilke ve değerlerdedir.

Toplumun mağdur, yoksul, ezilen kesimlerinin yararı sol politikalardadır; bu kesimler sağ partilere oy vermekteyse, bunun sorumlusu onlarla iletişim kuramayan sol partilerdedir.

Sol partiler halka inmek, halkla yakından temas kurmak ve halkın çıkarlarından başka tasaları olmadığını göstermek zorundadır.

Sol partiler, göreve getirecekleri adayların parti politikalarına içtenlikle bağlılığını nesnel biçimde saptamak zorundadır; yakınlığı dolayısıyla bir göreve getirilmek hiçbir koşulda söz konusu olmamalıdır; parti, hiç kimsenin ayrıcalık kullanabileceği bir alan değildir ve liyakat ilkesine dayalı olmadıkça hiçbir görevlendirme yapılamaz.

Dolayısıyla sol bir partinin iktidarı, “kendisi” olmasına bağlıdır.

Kendisi olan bir sol parti, toplumun ezici çoğunluğunun sorunlarına kolaylıkla çözüm üretebilir: temel formül üretimin artırılması ve artan üretimin hakça paylaşılmasıdır.

Bu temel formülün hayata geçirilmesi için binalara ve otomobillere ihtiyaç yoktur.

Odak Noktası 107 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar