Tarihi NATO zirvesinin ikinci günündeyiz. Erdoğan’ın ev sahipliği, Trump’ın showmen tavrı ve her zamanki kaba kötücülüğü, aman ağzımızın tadı bozulmasın diyen diğer ittifak üyeleri, Amerika şımarıklığını alttan alan konformist tavır. Zirve tam hız devam ediyor. Ankara’da neler olup bittiği meselesine geçmeden önce NATO’nun içeriği ve çelişkilileri üzerine bir analiz yapmak da fayda var. Şöyle ki, karşımızda neredeyse BM kadar eski uluslararası bir örgüt var. NATO askeri ve siyasi bir yapı. İttifak sadece üye devletlerinin ordularını dış tehditlere karşı konumlandırmıyor. Strateji belgeleri, düşman tanımı, risk algısı ve güvenlik mimarisi üzerinden reel politiği de şekillendiriyor. NATO dış politika, savunma politikası, hatta rejimlerin istikrarı bakımından iç politikayı şekillendiren bir yapı.

77 yıllık uzun tarihi için birkaç hatırlatma yapılabilir: Öncelikle siyasi aktörler düzeyinde liderlerin toplanması yeni bir eğilim. Her sene düzenli olarak dışişleri ve savunma bakanlarının ve üst düzey ordu komutanlarının bir araya gelmesi NATO’nun tarihsel rutini. Liderlerle yapılan düzenli yıllık toplantılar ise 2020’den sonra yaygınlaştı. Lider zirveleri iç birliği aile fotoğrafı üzerinden düşmanlara kanıtlamak bakımından önemli. Ama üst düzey siyasilerin bir araya gelmesi beklentiyi arttırıyor. Her NATO toplantısı kendisine yönelik ilgiyi karşılayacak düzeyde yeni, önemli ve kalıcı kararlara yol açmamakta.

NATO’nun ilk genel sekreteri Lord Hasting Ismay’ın kurumun amacına yönelik aforizmik ifadesi önemli ölçüde hala geçerli. Ismay’e göre NATO Amerikaları Avrupa’nın içinde, Rusları dışında, Almanları ise aşağıda tutmayı amaçlayan bir organizasyon. Almanya hatırlatması NATO’nun kurulduğu 1949 koşulları için önemli bir ayrıntı şüphesiz ki. İki defa dünya savaşı başlatmış Almanya’nın büyük bir ordu kurmaması Avrupa ve dünya barışı için elzem. Ama bugünün Almanya’sıyla o günkü durum arasında herhangi bir ortak nokta yok. Amerikalar ile Ruslar için söylenen sözler ise hala çok belirleyici. Bugünkü konjonktür bakımından Rusları Avrupa’nın dışında tutma amacı daha çok Ukrayna-Rusya savaşı, Amerikaların Avrupa’da kalması meselesi ise güvenlik harcamaları ve askeri işbirliği bakımından ABD ile Avrupa arasında denge kurma arayışında somut bir içeriğe bürünüyor. Bu arada son hatırlatma bağlamında NATO için en büyük tehdit Rusya veya terörizm değil, doğrudan doğruya Trump’un kendisi. 

ABD’nin Avrupa içinde kalması bir süredir ABD-Avrupa ilişkilerinde yeni bir güvenlik mimarisi tesisi olarak karşımıza çıkmakta. Amerikan yönetiminin talebi Avrupalı devletlerin güvenlik harcamalarına daha fazla katkı sunmaları. Trump bu tezi hararetle savunuyor. Bu arada Trump’ın Avrupa yaklaşımı sadece bir bedavacılık eleştirisinden ibaret değil. Amerikan Başkanı Avrupa’yı zayıf, fazlasıyla heterojen, çoğulcu ve dağınık görmekte. İçeride Demokratlarla ilgili ne düşünüyorsa benzer eleştiriler Avrupalı devletler ve liderler için de yapılıyor. Nefret ettiği liberal dünyanın bir yansıması Avrupa. Dolayısıyla Avrupalılar güvenliğe daha fazla kaynak ayırsalar da ABD yönetiminin saygısını kazanmaları zor. Dünyayı büyük güçlerinin nüfuz alanlarına bölmüş ve 19. yüzyıl tipinde bir emperyalizme inanan bir liderin Avrupa’yı olumlaması imkansız. Trump’ın gözünde Rusya ve Çin büyük güçler. Avrupa ise kendi ayakları üzerinde durması gereken, ama asalak gibi Amerika’ya yapışmış tarihsel bir yük. Geçen sene yapılan Lahey zirvesinde NATO üyelerinin güvenlik ve savunma harcamalarının kademeli bir şekilde GSYİH’nin %5’ine kadar yükseltme taahhüdü Trump’ı bir ölçüde rahatlattı. Ancak Gröland’dan İran savaşına kadar pek çok başlıkta ABD liderinin Avrupa’ya yönelik suçlayıcı ve iğneleyici üslubunun devam ettiğini görüyoruz.

Avrupa’ya daha mesafeli ABD tavrı NATO’nun Avrupalı ülkeleri tarafından da içselleştirilmiş durumda. Bu yeni jeopolitik Türkiye’yi de ilgilendiren bir dizi alt tartışmayı beraberinde getiriyor. Öncelikle NATO’daki Amerikan etkisinin azalmasıyla ortaya çıkan boşluk nasıl doldurulacak? Bu kritik sorunun muhtemel yanıtı Avrupa ordusu seçeneği ve (veya) Avrupa Birliğinin militarize olması. Ama NATO’ya üye olup da AB’nin parçası olmayan ülkeler var. Türkiye’nin NATO üyesi olarak elinde tuttuğu avantajı Avrupa ordusu sürecinde kaybetme riski söz konusu. Ancak Avrupa’nın NATO’dan tümüyle bağımsız bir şekilde silahsızlanması o kadar da kolay değil. Bu arada ABD’nin Türkiye’ye olan ilgisi ve jestleri bu bağlamda değerlendirilebilir. Türkiye’nin askeri, siyasi ve jeopolitik avantajları NATO’nın merkezinde ve güney kanadındaki güç dengelerini değiştirebilecek nitelikte. Türkiye’nin artan nüfuzu ve ABD ile Rusya’nın Ankara’yla çalışma arzusu şimdiden karşı ittifaklar yaratmış durumda. Bu bağlamda Fransa-Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail arasındaki askeri ittifak sistemine dikkat çekmek lazım. Bazı ülkeler ABD-Türkiye ittifakını çevreleyen alternatif bir jeopolitik üzerinde çalışıyor.

Üzerinde durmamız gereken son husus silah sanayiyle ilgili olacak. Tabii bu konuda Trump’ın tavrı manidar. ABD yönetimi Avrupa’nın güvenlik risklerini daha az üstlenmek istiyor. Ama NATO üyesi ülkelerin Amerikan silah şirketleriyle yeni kontratlar yapması Amerikan yönetiminin hedefleri arasında. Avrupa ise silahlanmayı ulusal silah sanayisiyle birleştiren bir reel politikle hayata geçirmek istiyor. Bu noktada şirketler ile devletler arasında savunma harcamaları ve güvenlik hizmetinin sunumu bağlamında yoğun bir işbirliği var. Kapitalist bir savaş retoriği devrede. Türkiye ise atak yapan silah sanayisiyle genişleyen bu pazarda pay almak ve konumunu daha kalıcı hale getirmek istiyor. NATO zirvesinin resmi programına savunma sanayi forumunun eklenmesi bahsi geçen kapitalizm dolayımıyla güvenlik inşa sürecini destekleyen önemli bir kanıt niteliğinde.

Odak Noktası 10 yazı NATO Ankara Zirvesi Türkiye önemli bir zirveye hazırlanıyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak Nato Zirvesi için Ankara’da adeta olağanüstü hal ilan edildi. Peki zirvede ne konuşulacak? Zirve Türkiye için ne ifade ediyor? Yazar ve yorumcularımız değerlendiriyor. Tüm Yazılar