Bir zamanlar komünist olmak zor işti. Parti kartı taşımanız, gizli hücre toplantılarına katılmanız, en azından “Das Kapital”in ilk elli sayfasını okumuş gibi yapmanız gerekirdi. Amerika'da 2026 yılında ise durum çok daha pratik; çocuklara ücretsiz okul yemeği önermeniz yeter. Donald Trump'ın gözünde artık kızıl komünistsiniz. Kızıl Meydan'da resmigeçit töreni yapmanıza gerek yok; bir belediye meclisi toplantısında toplu taşıma bütçesini savunmanız fazlasıyla kâfi.
Trump'ın ilerici Demokratlar için kullandığı bu etiket, aslında Amerikan siyasetinin en verimli buluşlarından biri. Düşünsenize: karşınızdaki adam sağlık sigortası reformu anlatıyor, elinde grafikler, maliyet analizleri, İskandinav ülkelerinden örnekler. Siz ne yapacaksınız şimdi, oturup bunların hepsine tek tek mi cevap vereceksiniz? Kesinlikle hayır; "Komünist" diyeceksiniz, salon alkışlayacak, mesele kapanacak. Ekonomistlerin yıllarca uğraşıp anlatamadığını, tek bir kelime otuz saniyede hallediyor.
Bu kelimenin en güzel tarafı, kullanım kılavuzunun olmaması. Klasik tanıma bakarsanız komünizm için üretim araçlarının kolektifleştirilmesi, özel mülkiyetin kaldırılması, tek parti diktatörlüğü gibi ağır şartlar aranıyor. Ama kim uğraşacak bunlarla? Günümüz Amerika'sında kelime artık serbest dolaşımda. Asgari ücret artışı mı? Komünizm. Zenginlere ek vergi mi? Komünizm. İklim politikası mı? O da komünizm, hem de yeşile boyanmış hali ki daha tehlikeli sayılıyor. Yakında trafik ışıklarındaki kırmızının bile şüpheli bulunmasına şaşırmamak lazım.
Trump bu konuda yalnız da değil elbette; Amerikan sağında "sosyalist" ve "komünist" kelimelerini eşanlamlı kullanmak neredeyse bir gelenek halini aldı. Ama Trump'ın katkısı, bu geleneği endüstriyel ölçeğe taşımak oldu. Mitinglerde, basın açıklamalarında, sosyal medya paylaşımlarında ilerici Demokratlar o kadar düzenli aralıklarla "radikal sol komünistler" olarak anılıyor ki şaşırmamak mümkün değil.
İşin tarihsel ironisine de bir dakika ayıralım. Soğuk Savaş döneminde komünizm gerçek bir şeydi; nükleer başlıklar, Berlin Duvarı, casus takasları. Batı dünyası o dönemde bu tehdidi ciddiye alırdı, çünkü ciddiye alınacak bir tehdit algısı vardı ortada. Sovyetler Birliği çökeli otuz beş yıl oluyor. Bugün Amerikan siyasetinde "komünizm" diye anılan şeyin somut karşılığı ise çoğu zaman, Batı Avrupa'nın herhangi bir muhafazakâr partisinin bile itiraz etmeyeceği türden sosyal politikalar. Danimarka'da merkez sağın savunduğu sağlık sistemi, Amerika'da önerildiğinde Stalin'in hortlaması muamelesi görüyor. Kopenhag'daki muhafazakârların bu durumdan haberi var mı bilmiyorum, ama öğrenseler herhalde epey şaşırırlar.
Bir de şu var: gerçek komünist rejimlerin alamet-i farikası neydi? Tek parti esastı, muhalefetin "halk düşmanı", "karşı-devrimci" gibi kategorilerle damgalanıp tasfiyesi tipikti. Şimdi bir düşünün: koca bir siyasi hareketi, en ılımlısından en radikaline, tek kelimeyle damgalayıp tartışmayı kapatmak... Tanıdık geldi mi? Eleştirilen ideolojiyle bu kadar benzer yöntemler kullanarak anti-komünistlik yapmak, herhalde ancak Amerikan siyasetinin başarabileceği bir denge hareketi.
Peki, hedefteki ilerici Demokratlar ne yapıyor? Bu kesimin büyük çoğunluğu "Yahu ben serbest piyasayı savunuyorum, sadece sağlık sistemi düzelsin istiyorum" diye kendini anlatmaya çalışırken, küçük ama sesi gür bir azınlık "İyi de sosyalizmin nesi kötüymüş?" diyerek cevap veriyor. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi kendini açıkça "demokratik sosyalist" olarak tanımlayan isimlerin varlığı, Trump'ın eline hazır malzeme veriyor; o da bu malzemeyi alıp bütün partiye teşmil ediyor. Sonuçta ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: yüz kişilik bir grupta üç kişi kırmızı tişört giymiş diye, yüz kişinin tamamı Kızıl Ordu korosu ilan ediliyor.
Açıkçası, bu yaftalama oyununu sadece sağcılar oynamıyor. Amerikan solunun da karşı tarafa "faşist" damgasını benzer bir cömertlikle yapıştırabiliyor. İki taraf da rakibini tarihin en karanlık sayfalarından bir kostümle sahneye çıkarmayı, onunla gerçekten tartışmaktan daha pratik buluyor. Fark şu ki, "komünist" etiketi şu an iktidardaki en yüksek kürsüden, en geniş megafonla dağıtılıyor.
Sonuç olarak Amerika ilginç bir noktaya geldi: siyasi yelpazenin tanımları o kadar esnedi ki, kelimeler artık pusula değil sopa işlevi görüyor. "Komünist" kelimesi bir zamanlar bir dünya görüşünü tanımlardı; bugün ise sadece hoşunuza gitmeyen siyasetin karşılığı olarak kullanılıyor. Dil böyle aşınınca, gerçekten radikal bir öneri geldiğinde onu tarif edecek kelime de kalmıyor. Çünkü o kelimeyi çoktan okul yemeği tartışmasında harcamış bulundunuz.
Ama karamsar olmayalım, bu sistemin herkese bir faydası bulunuyor. Trump kullandığı tek kelimeyle miting salonlarını doldurabiliyor, ilerici Demokratlar mağduriyet üzerinden bağış toplayabiliyor ve haber kanalları ciddi ciddi tartışma programları yapabiliyor. Kaybeden herhalde yalnızca, iki taraf arasında bir yerde durup "acaba bu politikanın maliyeti gerçekten ne kadar?" diye soran seçmen. Ona da verilebilecek tavsiye şu olabilir: sormayın kardeşim bu gereksiz soruyu, yoksa kim bilir, belki siz de komünist ilan edilirsiniz.

