Chris Rabb’in Philadelphia’da kazandığı ön seçim, ilk bakışta sıradan bir yerel yarış gibi görünebilir. Oysa bu sonuç yalnızca bir Kongre koltuğunun el değiştirmesiyle sınırlandırılamaz. Demokrat Parti içindeki müesses nizam ile yükselen sol/ilerici kanat arasındaki mücadelenin görünür hale geldiği önemli bir kırılma anıyla karşı karşıyayız. Pennsylvania’nın 3. Kongre Bölgesi, Demokrat Parti’nin çok güçlü olduğu “en mavi” bölgelerden biri. Bu yüzden ön seçimi kazanan aday, Kongre’ye gitmeyi büyük ölçüde garantiler. Hâliyle asıl yarış genel seçimden ziyade, ön seçimdir. Rabb’in oyların %44,3’ünü alması, yerel parti mekanizmasının desteklediği Sharif Street’in %29,5’te, Dwight Evans’ın halefi olarak görülen Ala Stanford’un ise %24,1’de kalması bu yüzden daha geniş bir anlam taşımaktadır.

Rabb’in rakipleriyle arasındaki bu fark üzerinde durulması gereken bir bağlamın ürünü. Rabb, büyük bağışçılara, müesses parti nizamına, İsrail lobisinin de içinde olduğu lobi ağlarına ve Washington’ın “önce İsrail” diyen dış politika ezberlerine karşı tabandan örgütlenen bir siyaset kurdu. AIPAC’in daha önce Cori Bush ve Jamaal Bowman gibi “Squad” (Manga) olarak anılan solcu isimlere karşı yürüttüğü pahalı kampanyaların etkisiyle elde edilen yenilgilerin ardından Rabb’in zaferi sol Kanata yeniden ivme kazandırdı.

Artık bu sonuç, yalnız Philadelphia’nın yerel dengeleriyle açıklanamaz. Demokrat Parti’nin geleceği, Amerikan solunun yönü, Filistin meselesinin ABD iç siyasetindeki yeri ve İsrail lobisinin etkisi bakımından da okunması gereken bir işaret haline geldi. İlerici hareketin yalnız savunmada kalmayacağını, doğru örgütlenme ve net bir siyasal hatla taarruza da geçebileceğini gösteren sınanmış bir model sundu.

Parti Makinesine ve Büyük Paraya Karşı Taban Örgütlenmesi

Rabb’in kampanyasının merkezindeki fikir oldukça vurucuydu: “paraya karşı halk”. Bu slogan, açıktır ki, Amerikan siyasetine hem soyut bir ahlaki itiraz hem de somut bir siyasal meydan okuma mahiyetinde. ABD’de seçimler çoğu zaman büyük para, super PAC’ler (Political Action Committee/Siyasi Eylem Komitesi), televizyon reklamları, bağışçı ağları ve lobiler üzerinden yürümekte. Rabb ise kurumsal PAC parasını reddetti; yaklaşık 8 bin bireysel bağışçının desteğine ve gönüllü emeğine dayalı bir kampanya yürüttü. Böylece “paraya karşı çoğunluğun örgütlü gücü” fikrini sahada görünür kıldı.

Bu başarıyı sadece iyi kurulmuş bir söylemle açıklayamayız. Mahalle örgütlenmesi, kapı kapı çalışma, küçük bağışlar, yerel birikim ve ilerici grupların desteği gibi hususlara da bakılması gerekir. Amerika Demokratik Sosyalistleri, İşçi Aileleri Partisi, Adalet Demokratları, (Kongre İlerici Grub ve Komünist Partisi gibi oluşumlar ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi isimler Rabb’i yalnız bir aday olmaktan çıkarıp geniş bir sol/ilerici ittifakın temsilcisine dönüştürdü.

Zaferin bir diğer boyutu, Philadelphia’nın köklü “parti makinesi” düzenine karşı kazanılmasıydı. Mahalle komiteleri, yerel liderler, sendika ilişkileri ve parti içi ağlar üzerinden aday belirleyen bu düzen, Sharif Street’e güçlü Demokrat çevrelerin desteğini sağlamıştı. Fakat seçmen yukarıdan işaret edilen adaya otomatik olarak yönelmedi. Açık Mahalleler ve Çalışan Mahalleler gibi yerel girişimlerin komiteleri aşağıdan dönüştürme çabası; 350’den fazla mahalle komitesi adayı, 40 saha lideri ve yüzlerce gönüllünün emeğiyle birleşti. Rabb’in kampanyası, büyük para, medya reklamları ve lobi etkisine karşı örgütlü halk gücünün seçim kazanabileceğini gösterdi. Tepeden kurulan bir adaylık burada belirleyici olmadı. Etkili olan mahalle ölçeğinde inşa edilen siyasal güven, yüz yüze temas ve seçmenin kendi gücünü fark etmesiydi.

Chris Rabb’in Siyasi Profili ve Demokratik Sosyalist Çizgisi

Chris Rabb’in siyasi profili akademik birikim, tarihsel bilinç, yasama deneyimi ve demokratik sosyalist bir programın birleşiminden oluşur. Kendisini bir “rabble-rouser” (kışkırtıcı, ortalığı karıştıran) olarak tanımlar; fakat bu ifade onda sadece aktivist bir tavra tekabül etmez; adalet merkezli bir siyasal çizgiye de işaret eder. Temple Üniversitesi Fox İşletme Okulu’nda sosyal girişimcilik dersleri veren, Yale mezunu, Pensylvania Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış ve “Invisible Capital” (Görünmez Sermaye) adlı kitabın yazarı olan bir akademisyendir.

Rabb’in siyasetini ailevî geçmişi de şekillendirir. Bir yandan köle sahibi kurucu babalardan Philip Livingston’un soyundan gelir; diğer yandan kölelikten kurtulup Baltimore’da Siyahların çıkarlarını savunan bir gazete kuran John H. Murphy Sr.’ın mirasını taşır. Babası sivil haklar aktivisti, dedesi de toplumsal adalet savunucusuydu. Rabb, bu mirası yalnızca Siyahların özgürleşmesiyle sınırlamaz; “kolektif özgürleşme” fikriyle ekonomik adalet, tazminat, Siyah sosyalizmi ve Filistin halkının hakları arasında bağ kurar. Soybilim araştırmalarıyla ortaya konan trajik bağ da bu tarihin parçasıdır: Rabb, köleleştirilmiş Barbara Williams ile Philip Livingston’un torunu Philip Henry Livingston’un zoraki birlikteliğinden doğan Christiana Taylor Williams’ın doğrudan soyundan gelmektedir.

Pennsylvania eyalet meclisinde beş dönem görev yapan Rabb; polis reformu, ölüm cezasının kaldırılması, esrarın yasallaştırılması, onarıcı adalet, polis suistimali veri tabanı ve çocuklara destek fonları gibi alanlarda çalıştı. Yalnız slogan atan bir aktivist olarak kalmadı; yasama tecrübesi olan bir siyasetçi olarak fikirlerini icraata dökmenin uğraşı içinde oldu. Sorunları sınıfsal güç ilişkilerinin sonucu olarak görmesi onu klasik demokrat adaylardan ayırdı. Sağlık, eğitim, konut, gıda, ulaşım, çocuk bakımı ve internete erişimi insan hakkı saydı; Herkese sağlık hizmeti (Medicare for All), sosyal konut, yaşanabilir ücret, federal iş garantisi, evrensel temel gelir, kamuya ait marketler ve güçlü kiracı korumalarını savundu. Modern “Siyah Sosyalizmi” anlayışı da bu programda somutlaştı.

Siyah Sosyalizmi: Neoliberalizme Karşı Sınıf, Kimlik ve Özgürleşme

Amerikan ana akımında Siyah seçmenlerin genellikle ılımlı ve kurumsal Demokrat adaylara yakın olduğu savı güçlüdür. Rabb’in zaferi bu kanaati sarstı ve onun Siyah Sosyalizmi çizgisini yeniden tartışmaya açtı. O, sosyalizmi Siyah topluma dışarıdan gelen yabancı bir fikir olarak görmez. Martin Luther King Jr’ın radikal dönemi, Ella Baker’ın örgütlenme anlayışı, Kara Panterler’in toplumcu programları ve sivil haklar mücadelesinin ekonomik adalet mirası bu çizginin içindedir.

Bu yaklaşım kimlik siyaseti ile sınıf siyasetini karşı karşıya koymaz; tersine “Kolektif Özgürleşme” fikri içinde birleştirir. Rabb’e göre Siyah toplumun yaşadığı eşitsizlik yalnız kültürel tanınma eksikliğiyle açıklanamaz. Konut piyasası, sağlık sistemi, polislik, eğitim finansmanı, servet eşitsizliği ve iş güvencesizliği aynı sorunun parçalarıdır. Bu yüzden çözüm, maddi kaynakların yeniden dağıtılmasını gerektirir.

Rabb’in kamu güvenliği ve göçmenlik anlayışı da bu çizginin uzantısıdır. Gerçek güvenlik aşırı emniyet tedbirlerinden değil, güçlü topluluklardan doğar. Konuta, eğitime, iyi işlere ve ruh sağlığı hizmetlerine yatırım ister. Ölüm cezasına, uyuşturucu savaşına, çocukların yetişkin gibi yargılanmasına, ICE’a (Immigration and Customs Enforcement/Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi) ve göçmen gözaltı merkezlerine karşı çıkar. Özgürlük onun için herkes adına yürütülen ortak bir mücadeledir.

Yeni Ekonomik Düzen: Kamu Marketleri, Sosyal Konut ve İklim Adaleti

Chris Rabb’in ekonomik programı sağlık, konut, gıda, ulaşım, enerji ve iklimi aynı adalet çerçevesinde ele alır. Çünkü barınma, eğitim, gıda ve sağlık piyasanın insafına bırakılacak “piyasa ürünü” değil, kamusal haktır. Bu nedenle Rabb, gıda enflasyonu ve market tekellerine karşı “kamuya ait ulusal marketler” kurulmasını savunur; devletin temel gıdayı kâr amacı gütmeden halka ulaştırması gerektiğini söyler.

Konut alanında sosyal konut inşasını sınırlayan mevcut yasanın kaldırılmasını ister. Ona göre barınma krizi, yalnız piyasa arzı meselesi değil, kimin kentte kalabileceğini belirleyen sınıfsal bir iktidar meselesidir. Federal hükümet doğrudan konut inşa etmeli, sosyal konut stokunu artırmalı, kiracıları mülk sahiplerine karşı daha güçlü korumalıdır. Bu yaklaşım “evrensel temel güvenceler” fikrinin parçasıdır. İklim politikası da aynı sınıfsal ve ırksal adalet çerçevesinde düşünülür. “Yeşil Yeni Düzen”, yeşil sendikalı işler, yenilenebilir enerjiye adil geçiş ve “Sivil İklim Birliği” bu programın parçalarıdır. Rabb’e göre iklim dönüşümü yalnızca karbon emisyonlarını azaltmak değil, yoksul mahallelerde çevresel adaletsizliği gidermek ve iyi ücretli işler yaratan yeni bir ekonomik düzen kurmaktır.

Filistin: Seçimin Ahlaki Fay Hattı ve "Nakba" Kararlılığı

Chris Rabb’in kampanyasında Filistin meselesi de yalnızca bir dış politika başlığı olarak kalmadı. Seçimin “ahlaki fay hattı” ve “ahlaki turnusol kağıdı” oldu. Rabb’in 7 Ekim sonrası yaşananlar konusunda tavrı nettir: Gazze’de olup bitenler ona göre tereddütsüz “soykırım”, İsrail ise bir apartheid devletidir. “Nekbe hiç bitmedi” derken 1948’de yaşanan büyük felaketi bugünkü işgal, sürgün ve kuşatma politikalarıyla ilişkilendirir.

Rabb’in Filistin konusundaki tavrı sembolik olmanın ötesindedir. ABD’nin İsrail’e askeri yardımını ve silah satışlarını durdurmasını, fiili bir silah ambargosu uygulanmasını savunur. Kalıcı ateşkes, Gazze’ye sınırsız insani yardım, Filistinli esirlerin serbest bırakılması, Nekbe’nin resmen tanınması ve Filistinli mültecilerin Geri Dönüş Hakkı’nın teyit edilmesi gibi talepleri açıkça dile getirir. Seçilmesi halinde Ilhan Omar ve Rashida Tlaib gibi isimlerle bu çizgiyi Kongre’ye taşıma sözü verir. Bu pozisyon Demokrat Parti ana akımının çok solundadır. Birçok Demokrat ateşkes çağrısı yapsa da ABD-İsrail askeri ilişkisini kökten sorgulamaz. Rabb ise Amerikan suç ortaklığını merkeze koyar.

Rabb’in ABD’nin soykırımda suç ortağı olduğunu ortaya koyan söylemi Philadelphia’d karşılık buldu; çünkü seçmen yerel bütçe kesintileriyle savaş harcamaları ve İsrail’e yapılan yardım arasında artık bağ kuruyor.

AIPAC, Massie ve Lobi Gücünün Sınırları: Bir Strateji Fiyaskosu

Philadelphia’daki sonuç, Cumhuriyetçi Thomas Massie’nin yenilgisiyle birlikte okunduğunda daha geniş anlam kazanır. Massie de İsrail’e yardıma karşı çıkan bir isimdi; fakat itirazı daha çok liberteryen ve “Önce Amerika” çizgisinden kaynaklanıyordu. Chris Rabb’in itirazı ise insan hakları, anti-emperyalizm ve Filistin özgürlüğü temelinde yükseliyordu. Kentucky ve Philadelphia’daki iki önseçim, aynı lobi gücüne karşı iki ayrı siyasal zemini gösterdi.

AIPAC, Kentucky’de Massie’ye karşı büyük harcamalarla ve Trump desteğiyle sonuç alabildi. Disiplinli, Trump’a biat etmiş ve Hristiyan Siyonist etkiye açık Cumhuriyetçi taban, lobi parasıyla birleşince Massie gibi aykırı bir figür tasfiye edilebildi. Fakat aynı strateji Philadelphia’da işlemedi. “Mavi” ve sol eğilimi ağır basan bir bölgede AIPAC bağlantılı para ters tepti. AIPAC’in, Ala Stanford lehine 314 Action Fund adlı Demokrat eğilimli siyasi eylem komitesi üzerinden dolaylı biçimde para aktardığı iddiaları, Siyonist lobinin seçime müdahale ettiği yönündeki tepkileri artırdı. Stanford’un “soykırım” kelimesini kullanmaktan kaçınması, bu terimi İsrailliler için incitici bulması, hatta Siyahlar için pejoratif bir kelime olan “nigger” ile kıyaslaması negatif algıyı güçlendirdi. ICE konusunda ikna edici cevap verememesi de buna eklendi.

Buna karşılık Rabb, seçimi lobi parasına karşı halkın iradesi olarak çerçeveledi. Stanford’un hanesine avantaj yazması beklenen dış destek, sol/ilerici seçmen nezdinde bir yük haline geldi. Mahalle örgütlenmesi, genç seçmen enerjisi ve ilerici ağlarla güçlü bir zemin kurdu. AIPAC karşısında Filistin yanlısı adayları destekleyen Amerikan Öncelikleri ve Barış, Hesap Verebilirlik ve Liderlik Siyasi Eylem Komitesi gibi oluşumlar da yeni bir karşı-gücün oluştuğunu gösterdi. Kentucky’de işe yarayan stratejinin Philadelphia’da fiyaskoya dönüşmesi, AIPAC’in gücünün mutlak olmadığını, bağlam değiştiğinde aynı aracın ters sonuç üretebildiğini ortaya koydu. Philadelphia’da zafer gecesinde atılan “AIPAC kaybetti!” sloganları bu nedenle yalnızca bir seçim sevincini ifade etmiyordu. Bu slogan, İsrail lobisinin Demokrat Parti içindeki dokunulmazlığının sarsıldığını ve etkisinin artık daha açık biçimde tartışmaya açıldığını gösterdi. Rabb’in başarısı, AIPAC karşıtı ilerici siyasetin yalnızca savunmada kalmadığını; doğru aday, güçlü örgütlenme ve uygun siyasal zeminle lobi gücüne karşı sonuç alabileceğini ortaya koydu.

Squad, Demokrat Parti ve İlerici Stratejinin Geleceği

Chris Rabb’in zaferi, “Squad” (Manga) hareketi için basit bir üye artışı olarak görülemez. Alexandria Ocasio-Cortez, Rashida Tlaib, Ilhan Omar, Ayanna Pressley ve Summer Lee gibi isimlerle anılan sol/ilerici hat yeniden moral kazanmıştır. Son yıllardaki bazı kayıplar bu hareketin savunmaya çekildiği izlenimi yaratmıştı. Zohran Mamdani’nin New York City Belediye Başkanı olması bu hatta yeni dinamizm kazandırdı; Rabb’in Philadelphia başarısı ise bu dinamizmin sürdüğünü gösterdi.

Rabb şunu gösterdi: “Radikal bir Siyah aday” güçlü parti makinesine ve büyük paraya rağmen seçim kazanabilir. Filistin konusunda net olmak, şirket ve lobi parasını reddetmek, demokratik sosyalist bir program savunmak ve mahalle örgütlenmesine dayanmak bazı bölgelerde kazandırıcı olabilir. Elbette bu model her yerde aynı sonucu vermez; Rabb güvenli Demokrat bir bölgede, güçlü yerel bağlara ve örgütlü tabana sahipti. Yine de sonuç, Demokrat Parti içindeki güç dengesini sola doğru zorlayan önemli bir işaret. Çünkü Rabb, radikal görülen başlıkları birbirinden koparmadan; ekonomi, ırk adaleti, iklim, göçmenlik ve Filistin arasında tutarlı bir hat kurarak seçmeni ikna etti. Summer Lee’nin Rabb’e açık desteği, ilerici kanadın daha koordineli bir aday ağı kurduğunun göstergesi. Rabb’in zaferi, “radikal olan marjinaldir” mitini zayıflatmakta; lobilerden ziyade mahallelerin söz sahibi olabileceği yeni bir ihtimali görünür kılmaktadır.

Sonuç: Philadelphia’nın Verdiği Cevap

Tek bir seçim Amerikan siyasetini değiştirmez. Chris Rabb tek başına Demokrat Parti’yi dönüştüremez. AIPAC de tek yenilgiyle gücünü kaybetmez. Fakat Philadelphia’da önemli bir eşik aşıldı. Seçmen, “fazla radikal”, “fazla sol” ve “fazla Filistin yanlısı” denilen bir adayı; büyük paraya, parti makinesine ve lobi baskısına rağmen seçti. “AIPAC kaybetti!” ve “Halk kazandı!” sloganları bu yüzden yalnız seçim sevincinin ötesinde ahlaki merkezin kayışını da anlatmakta. Rabb’in zaferi, radikal olmanın marjinal olmak zorunda olmadığının, hatta doğru zeminde çoğunluk dili kurabileceğinin göstergesi. Philadelphia’nın cevabı nettir: Gelecek, paranın, kapalı parti odalarının ve lobi ağlarının değil, örgütlü halkın iradesinin ellerinde.