Portekizli yazar Jose Saramago'nun Körlük kitabında insanlar bir anda bir salgına kapılır; beyaz körlük. Herkes kör olmuştur, bir kişi dışında; o kişi ise kör olan toplumun vicdanı olmuştur. Devletin ilk yaptığı şey ise salgına yakalanan herkesi karantinaya almak ve izole etmek olmuştur. Karantinaya alınan, göremeyen, beyaz körlüğe yakalananlar arasında ise en primitif haliyle hayatta kalma savaşı başlamıştır.
Bu kitaptaki distopik hikayeyi alıp şu anki toplumumuza entegre ettiğimizde bir anda çarpıcı bir gerçeklikle karşılaşmaktayız. İnsanların en büyük korkularından birinin ya görememek ya da görünmemek olduğu sanılır. Ondan mütevellittir ki insanların en büyük savaşı görünmek, görünür olmak üzerine verilmektedir.
Hikayeyi çok uzaklara taşımadan şu anki gündemle değerlendirdiğimizde karşımıza TikTok ve Instagram gibi sosyal mecralarda insanların daha fazla görünmek ve görünür olmak uğruna sarf ettiği enerjiye ve bu enerjinin bir kara delik gibi herkesi içine çektiğine, bir boşlukta yavaş yavaş hepimizin kaybolduğuna şahit olmaktayız.
Gündemi hiç kurcalamadan, büyüteci tutup en canlı örneği üzerinden, hayatımıza giren Dilan Polat ve eşrafından ilerleyebiliriz. Bizler ne kadar görmek için çabalıyorsak onlar da o kadar görünür olabilmek için çabalamakta ve digital kara delik gibi hepimizi içine çekmektedir. Jose Saramago'nun romanında hikayeleştirdiği üzere bir salgına kapılmaktayız.
Öyle bir salgın ki ne görmek isteyenin ne de daha da görünür olmak isteyenin sağ çıkabileceği bir düzen değildir bu. Ya da devletin salgının artmasını önleme adına alabileceği bir karantina ortamı da yoktur. Ya da salgından tek etkilenmeyen kişinin diğerlerinin vicdanı olabileceği bir ortam da söz konusu değildir. Çünkü bu öyle bir kara deliktir ki göreni de görünmek isteyeni de içine çeker ve ne ortada görmek ne de görülür olmak kalır. Bir yok oluş vardır. Ve bu yok oluş, yerine daha iyi bir varoluş da bırakmayacaktır.
Çünkü ahlaki bir erozyon söz konusudur; ve bu ahlaki erozyon derinin eroze olması gibi, eroze olan tabakanın zamanla sağlıklı yapıdan kopup yerine sağlıklı bir hücre koyaması gibi değildir. Toplumlarda gelişen kültürel, değer ve güven erozyonu aşındıkça toplum enfekte olur ve zamanla çürümeye geçer ve maalesef kolay kolay insan derisi misali yerine sağlıklı bir hücre(toplum) koyamaz. Direkt enfekte olur ve bu enfeksiyonla tüm toplumun katli gerçekleşir. Dijital kara deliğin günümüz toplumuna ve insanlarına yaptığı tam da budur. Ve artık ortada salgına uğramış kişileri karantina altına alıp toplumu koruyabilecek bir devlet de kalmayacaktır, salgından kurtulan bir vicdan da. Jose Saramago'nun anlatımıyla en primitif şekilde bir yeniden var oluş mücadelesi başlayacak ve korku terörü toplumu saracaktır. Kulağa şu an itibariyle distopik geliyor olsa da, diğer tüm gelişen distopik olaylar gibi bu da elbet vuku bulacaktır.
Vesselam görünebilmek ve görebilmek tarihte hiç bu kadar vahşice olmamıştı.

