“Sabahları çigong yapıp evden çıkmamla, yapmadan çıkmam arasındaki farkı anlatamam kızlar size.”

Yeliz ve Zehra “o ne” diye sormaya çekindiler. Bir öğle tatilinin tamamı Duygu’nun yeni heyecanıyla kapanabilirdi. Ama sormalarına da gerek kalmadı.

“Eminim pek duymadınız bile. Çünkü böyle havalı bir satışı yok. Zaten iddialı olsaydı bu kadar iyi olmazdı. Yeliz bak esas sana çok iyi gelir, sırtın ağrıyıp duruyor ya.”

“Ben öyle her gün şu kadar dakika denen şeylere devam edemiyorum Duygu. Boş ver.”

“Ya vallahi öyle değil. Bak ben bazen Nilay Hanım beni delirttiği zaman üç dakika sadece üç dakika yapıyorum. İki bile olsa bak yeminle, yetiyor. Demirel’e bağlanıyorum.”

“Hahaha o neymiş be?”

“Meseleleri mesele etmezsen mesele galmaz oluyor.”

“O kadar diyorsun yani” dedi Zehra, merak etmeyen bakışıyla.

Duygu ayağa kalkıp, sandalyesini masaya doğru ittirerek hemen tarife girişti. Yeliz ve Zehra ona değil de etrafa göz attılar gülümseyerek. Evet yine Duygu bir duygu patlaması içindeydi. Hoş kendini de öyle ya da böyle iş bunalımından kurtarmanın yolunu bulmuş oluyordu. Her ne kadar altı ayda bir yeni bir “pratikle” geliyor olsa da herhalde bu oturduğun yerden evhamlanmaktan daha iyiydi.

“Bakın bakın tek duruş. Ağaç duruşu. Şu an gösterirken bile ruh halim değişiyor.”

“Güzel söylüyorsun da Duygucum, o duruştan beş dakika sonra Tamer Bey telefonda car  car edince etkisi ne kadar sürebilir sence?” dedi Yeliz.

Duygu iştahla yerine oturup anlatmaya devam etti.

“Şimdi size büyük sırrı açıklıyorum kızlar. Hiçbir problem bizim düşündüğümüz kadar uzun sürmüyor. Süreyi biz uzatıyoruz. Zihnimizde neyi beslersek o büyüyor. Yani Çinlilere bir bakın arkadaşlar. Adamlar ne din ne peygamber, sadece güzel inanç sistemleriyle dev bir ekonomi… Her sabah genci yaşlısı parklarda kaç bilmem yıldır bu ritüeli yapıyorlar. Batılı kardeşlerimiz kenardan fantezi olarak katılıyorlar bu işe ama… İş ne gösteride ne kıyafette ne de öyle ağdalı cümlelerde. Sadece on beş dakikada tüm güne yetecek kalp temizliği, sükûnet, disiplin, huzur…Hayat hep güzel paketle gelmiyor insana. Paket açılınca sen onunla nasıl baş edeceğini öğrenirsen, düşsen de kalksan da yoluna devam edersin. Bu çigong sana bunu kemiklerin ve zihnini birbirinden ayırmadan yaptırıyor. Kan ter içinde nefes nefese kalmadan güçleniyorsun. Bilin bakalım ne gibi… Ağaç gibi. Bazen bir ayının bazen de geyiğin duruşunda kendinden çıkıyorsun. Bütün belamız sürekli kendimizde durmamız zaten. Hem kendindesin hem değilsin, bundan büyük saçmalık olabilir mi?”

O sırada Duygu’nun sözü telefonu çalarak kesildi. Ekranda Tamer Bey yazıyordu.

“Ay niye arıyor bu beni ya şimdi öğle tatilinde. Kesin çok saçma. Offf… Merhaba Tamer Bey. Evet dışardayım şu anda. Tabii beş dakikaya geleceğim. Yakındayım Tamer Bey evet. Anladım. Tabii yetiştirebiliriz sanıyorum akşamüstüne. Tamam tamam Tamer Bey.”

Yeliz’le Zehra, Duygu’ya ne oldu yahu diyemeden, “Hadi kızlar hadi çok acil gitmem lazım. İsterseniz siz kalın ben koşuyorum” diyerek ayağa fırladı.

Onlar da hemen kalktılar, kasada hesabı bölüştürüp Duygu’nun koşar adımlarına ve söylenmesine yetişmeye çalışarak yola düştüler.

“Bıktım abi bıktım bu adamdan… Hayatımı zehir etmeye ant içmiş sanki. Bak saat daha bire on var. Yani ne bu… On dakika da mı bekleyemedin. Amaç bir daha öğlende çıkma demeye getirmek… Ben orada durayım da aman ha bir nefes hava almayım. Hayır nedir yani bu kadar acele olan… Erhan Bey bir şey sormuş, ona cevap yazacakmış. Ben hemen ona bir altlık hazırlamalıymışım. Ya ben senin hayatının suflörü müyüm kardeşim… Vallahi delireceğim az kaldı. Köle miyiz çalışan mı? Ya da ikisi aynı şey mi? Ya valla yetti yetti.”

Arkada kalan, ona yetişmeye çalışan Yeliz ve Zehra’ya döndü dağılmış yüzüyle. İkisi de az önce dinledikleri çigongun etkisiyle müstehzi bakıyorlardı.

“E tamam arkadaşlar işte bu yüzden çigong yapın. Böyle zamanlarda sizin de bana bir faydanız olur belki.”