En az bir saattir konuşmadan telefonlarına bakıyorlardı. Hande arada bir yan yan Sinan’ı kollamaktan sıkılıp telefonu yanına bıraktı ve gözünü dikip ona bakmaya başladı. Bunun karşı tarafta hiçbir karşılığı olmadı, hep olduğu gibi.

“Eee neye bakıyorsun, bayramda nereye gideriz diye bir sürpriz peşinde misin Sinan?”

“Anlamadım?”

“Bayram geliyor.”

“Ne olmuş geliyorsa?”

“Ben daha yaşamaktan vazgeçecek kadar bıkmadım hayattan. Herkesin tatlı tatil telaşına nasılsa biz yine Sinan’ın anne babasıyla yemek yiyip sonra toplu halde televizyona bakıp ertesi günlerde de Melis’le eve kapanıp, Sinan’ın birkaç akraba ziyaretinden dönüp evde telefona bakmasını bekleyeceğiz kısmından bıktım ama.”

“Edebiyat parçalamana gerek yok Hande. Ne diyeceksen de. Ama ben arife günü de çalışacağım bayramın son günü de.”

“Bu bayram ziyaretlerini aksatmamak için klasikleştirilmiş bahaneyi yemiyorum artık.”

“Sen bilirsin. Yersin yemezsin. Ben bayram tatili düşünecek kadar rahat çalışmıyorum.”

“Hadi beni geçtim. Melis’in hakkı yok mu annesi babasıyla normal bir aile gibi bir şeyler yapmaya?”

“Normal aile neymiş, o senin normalin. Bayramda tatil yapılması gerektiğini kim söylemiş?”

Hande birkaç dakika nefes molası verdi. Susarsa zaten hep susacaklarını biliyordu. İçinde bir kaplan birkaç tur attı. Çocukken de dehşetle sıkıldığı bayramlar onunla beraber büyümüştü sanki. Bir kenara çekilip hayaller kurduğu yaşta da bir kızı vardı artık. Derin bir nefes alıp denize dalar gibi hamle etti.

“Biz ne zaman yaşayacağız Sinan? Bununla ilgili bir planın var mı?”

Bu noktadan sonra alıştığı üzere bir cevap alamayacağını biliyordu. Ancak tek taraflı bir kavgaya girmek ya da gidip yatmak gibi seçenekler vardı. Melis’in kapısını ve uyuyup uyumadığını kontrol etmek için ayağa kalktı. Dönüp oturduğunda Sinan telefonu bırakmış duvara bakıyordu.

“Sinan, boşanalım mı?

“Ya bırak bu lafları Hande. Böyle tehditlerle bana bir şey yaptıramazsın.”

“Ben bu bayramda da zorunlu ve sıkıcı bir aile yemeği yiyip nerede hata yaptığımı düşünmeyeceğim Sinan.”

“Ne istiyorsan onu yap.”

“Ben de çalışıyorum ve seninle evlenmiş bulundum. Herkes gibi insanca neşeli şeyler yapmak istiyorum. Yapmamak konusunda ısrarın sürecekse de boşanalım diyorum. Her bayram aynı katastrofi.”

“Öyle kafana estiğinde boşanalım diyemezsin kolayca. Evlilik çocuk oyuncağı değil.”

“Hah ben de tam olarak onu söylüyorum Sinan. Ortada iki yetişkin ve bir çocuk var. Çekirdek aile diyorlar. Ama ben aile olmak adına hiçbir şey görmüyorum ortada.”

“Bayramda tatil yapmak mı aile olmak?”

“Seninle konuşmak imkânsız ki nerede kalmış anlaşmak filan…”

Adatepe köyünde kahvaltı ediyorlardı. Sinan birkaç bayram tebriği telefonundan sonra konuşmadan kahvesine uzandı. Sadece cıvıldaşan kuşlar, hafif serinlik ve insanı ya çok mutlu ya da çok mutsuz edebilecek bir ıssızlık vardı. Otelin garsonu bayramlarını tebrik edip bir şey isteyip istemediklerini sordu. İstemediler.

Melis’in daha ne kadar gideceğiz mızıldanmaları eşliğinde Zeus Altar’ına yürüdüler. Hande onlara sunakla ilgili internetten okuduklarını anlattı. Sinan susuyordu. Melis ne zaman bitecek bu yol diye söyleniyordu. Sunağa vardıklarında Edremit Körfezi, zeytinlikler, Midilli Adası uçsuz bucaksız ve ancak rüyalarda açılan kapılardan sonra karşılaşılabilecek büyüleyiciliğiyle önlerinde uzandı.