ODTÜ’de tanıdığım en ikonik öğretim görevlilerinin başında Ümit Hassan gelir. Ümit Hoca’nın retorik kabiliyetleri ve akademik bilgi birikimi derslerini her zaman ilgi çekici kılardı.
Yakın zamanda yitirdiğimiz hocamızın eski topluma dair anlatısı içinde Anacı topluma verdiği yer özellikliydi. Bugüne göre ilkel diye adlandırılan bu insanlık evresi kadınların topluma hükmetmesi yönünden bugünün erkek gücü ile kurgulanan dünyasından ayrışmaktaydı.
İnsanlığın anaerkil düzeyden ataerkil düzeye geçişi elbetteki tarım toplumu ile birlikte oldu. Tarımsal hayat insanlığı pek çok yönden dönüştürürken kadını da tepeden aşağı indirdi.
Uzun bir süre sadece çoğalmanın aracı fonksiyonu ile aşağılanan erkek cinsi tarım toplumunda Patriyarkın ipleri eline alması ile patronun kendisi olduğunu gösterdi. Kadınların bu yeni düzen içinde yerleri şairane ifadeyle “ Öküzden sonra” olacak şekilde konumlandı.
Din ise Tarım Toplumunda bu müesses nizamın kuruluşunda çok önemli rol oynadı. Müslümanlıkta kadınlar erkeklerin savaşından korunmak için dördü tek bir erkeğe bağımlı olacak şekilde zapt edildi. Hristiyanlıkta ise işler biraz daha farklı kurgulanmıştı.
Burada özellikle Katolik inancında kadınlar kendilerini kiliseye ya da manastıra kapatarak erkek egemen dünya ile bağlarını kesebiliyordu.
Katolikliğin engizisyon çağındaki anıları ile beraber dünya üzerinde kurduğu mütehakkim düzene karşı gelen dünyevi muhalefet Hristiyanlığın İsa’dan neredeyse 15 asır sonra bölünmesine yol açmış Hristiyanlık Kıta Avrupa’sı ve İngiltere’de farklı mezheplere bölünmüştür.
Avrupa’daki bölünmeye nazaran İngiltere’deki bölünme daha farklı nitelikler taşımıştır. İngiltere’nin diğer ismi olan Britanya’ya bağlı yakın ve uzak ülkeler arasında İrlanda bu bölünmenin sonuçlarından nasibini en fazla alan ülke olmuştur.
Politikanın dinle ilişkisinin merkezinde yer aldığı bu çatışma sürecinin pek çok boyutu olsa da İngiltere kilisesine karşı Katolik inancından vazgeçmeyen İrlanda tarihi bu çatışmanın izleri ile şekillenmiştir.
Böyle Küçük Şeyler’İn merkezinde yer alan hikaye de aslında İrlanda’yı tarif eden Katolik inancının toplumsal bir boyutunu anlatıyor.
Filmin uyarlandığı Claire Keegan’ın Small Things Like These (Türkçe Böyle Küçük Şeyler) 1985 İrlanda’sında, sıradan bir kömür tüccarı Bill Furlong’un gözünden Magdalene Laundries skandalını anlatıyor.
Kilise tarafından yönetilen bu kurumlar “düşmüş kadınları” (evlilik dışı hamile kalanlar, “günahkar” görülenler, yetimler vb.) “ıslah” adı altında zorla çalıştırıyordu. Çamaşır yıkama, ütüleme gibi işler ücretsiz emek sömürüsüydü.
Devlet-kilise işbirliğiyle toplumun “utanç verici” gördüğü kadınlar tecrit edildi. Fiziksel, psikolojik istismar ve bebeklerin zorla alınması gibi belgelenmiş vakalar da bulunuyor.
Hikaye büyük bir sistematik kötülüğe karşı bir kişinin küçük ama cesur adımlarını anlatıyor. Furlong’un vicdan muhasebesi, susmanın konforu ile harekete geçmenin riski arasında kalıyor.
Konu tabii ki başlangıçta altını çizdiğimiz Kadının konumuyla da ilgili. İnanç, ekonomik şartlar ve toplum kuralları içinde çaresizlikle sınanan kadınlar için bulunan ilginç bir çözüm resmediliyor.
Toplumun ıslah edemediği ve ıslah olmasında fayda görülen kadınlar için bulduğu pratik çözüm onları rahibelere emanet etmek. Bu günahkar nefislerden rahibe olmalarını beklemek iyimserlik olacağına göre en iyi çözüm onları bünyede tutmak ama şeytani işlerden de uzak tutmak. Eğer bütün gün çamaşır yıkar, yer siler ve ütü yaparlarsa şeytan da onların aklını çelemez.
Bu parlak fikir bu küçük ülkede 20. Yüzyıl boyunca yaklaşık 40 bin kadının kilise çamaşırhanelerinde bir tür mahpus olarak emeklerinin istismarı ile sonuçlanmış.
Hikaye kendisi de bir yetim olarak büyüyen toplumda yer edinmiş bir sürü kızı olan bir aile babasının gözünden anlatılıyor. Parçası olduğu toplumda genel kabul gören bir adaletsizliğe göz yumması aslında onun da kabulünü riske atacak. Ailesinin ondan beklentisi de bu değil. Özellikle eşi için bu tür boş işler kabul edilir değil.
Yine de kendi deneyimlerini de anımsadığında susmanın ve olanı kabul etmenin doğru olmadığına kanaat getirir. Tek bir insanın yaşamına değmenin değerini kendi hayatında görmüştür. Yaşadığı toplumla ters düşmek ve belki de çatışmak pahasına harekete geçer.
Toplumun kadınlardaki kırılganlığı fark ederek onları kontrol edebileceğini anlaması ile başlayan ve yüzyıllardır devam eden ayrımcı tahakkümün gerçek hayata yansıdığı bu hikaye buralarda yaşamlarını tüketmiş kadınların anılarını da kendine dayanak olarak alıyor.
Erkeklerin ve erkeklere bu düzeni sürdürmeleri için yardımcı olan kadınların birlikte kurdukları bu hapishane benzeri çamaşırhaneler artık İrlanda için tarihte kaldı. Buna karşın dünyanın pek çok yerinde kadınlar toplum normları ile yargılanıyor ve farklı tecritlere maruz kalıyor.
Türkiye’de neredeyse her gün 1 ya da 2 kadın erkek şiddetine kurban gidiyor. Patriyark için kadına layık görülen yaşamın sınırlarını ise sadece erkekler değil düzenle işbirliği içindeki kadınlar birlikte çiziyor.
