Birleşik Krallık’ın en köklü yayın mecralarından biri olan BBC Radio 4, 90 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan 198 kHz Uzun Dalga (LW)1 yayınını resmen sonlandırdı. Yayının son anlarında spiker Al Ryan, “Uzun dalga sinyali bu sabah tarihe karışıyor olsa da, yarattığı anılar ve bağlar sonsuza kadar kalacak. Sıcaklığını ve o cızırtısını özleyeceğiz...” diyerek yayını “bir dönemin sonu” sözleriyle kalıcı olarak kapattı.

Bir Dönemin Sonu

BBC, bu kararı vericilerin ve teknolojinin artık ömrünü tamamlamış olması ve bu eski altyapıyı sürdürmek için çok büyük yatırımlar gerekmesi nedeniyle almış. BBC Radio 4 yayını internet, DAB (dijital radyo)2 ve FM frekansları üzerinden dijital olarak devam ediyor olsa da, neredeyse yüz yıllık “uzun dalga cızırtısı” artık tamamen sessizliğe gömülmüş oluyor.

Uzun dalga (LW) teknolojisi, FM veya dijital yayınlar gibi engellere takılmadan dağları aşar, denizleri geçer ve binlerce kilometre uzağa ulaşabilir bir aktarım altyapısı. 198 kHz frekansı sayesinde BBC Radio 4, sadece Birleşik Krallık’ta değil; İzlanda’dan Kuzey Afrika’ya, Atlantik Okyanusu’nun ortasından Avrupa’nın içlerine kadar her yerden net bir şekilde dinlenebiliyordu. İnternetin, uydunun ve telefonların çekmediği okyanusun ortasındaki balıkçılar, kargo gemileri ve yalnız denizciler için dış dünyayla olan tek bağ bu frekanstı. Şöyle bir ayrıntı da var. Birleşik Krallık’ın nükleer silah taşıyan denizaltıları, gizli görevlerde okyanusun derinliklerindeyken BBC Radio 4’ün uzun dalga yayınını arka planda sürekli dinlermiş. Bu yayın, askeri literatürde bir “yaşam belirtisi” olarak kabul ediliyormuş. Eğer Birleşik Krallık bir nükleer saldırıya uğrar, Londra yok olur, hükümet düşer ve BBC Radio 4’ün 198 kHz frekansı birkaç gün boyunca tamamen sessizliğe gömülürse, denizaltı komutanları ülkenin yok edildiğini böylece emin olabilirmiş. Yani bu frekans, ülkenin hala hayatta olup olmadığının gayriresmi kanıtıymış aynı zamanda.

Dijital altyapının ve internetin çökmesi veya işlevsiz kalması durumunda çok kritik bir konuma sahip bu frekansın yok olması beni tedirgin etti. Çok temel ve elzem bir iletişim altyapısını kaybetmiş bulunuyoruz aslında bir yandan.

Dijital radyo (DAB) ve internet tabanlı yayıncılık, beraberinde ciddi riskler getiriyor

BBC Radio 4’ün 198 kHz frekansını kapatması, yalnızca nostaljik bir vedadan ibaret değil; bilgi toplumu, veri minimizasyonu3 ve dijital haklar perspektifinden çok katmanlı bir kırılmayı temsil ediyor. Günümüzde tamamen bağımlı hale geldiğimiz dijital radyo (DAB) ve internet tabanlı yayıncılık, beraberinde ciddi riskler getirmekte.

Analog bir radyoyu açıp 198 kHz frekansını dinlediğinizde, arkada hiçbir dijital ayak izi4 bırakmazsınız. Ancak aynı yayını internet veya akıllı uygulamalar üzerinden dinlediğinizde; IP adresiniz, konumunuz, dinleme süreleriniz ve cihaz kimliğiniz merkezi sunucular tarafından kaydedilir. Kamu yayıncılığı, farkında olmadan bir gözetim mekanizmasına dönüşebilir. Dijital platformlar, içerik dağıtımını algoritmalar ve merkezi altyapılar (bulut sunucuları, internet servis sağlayıcıları) üzerinden yürütür. Bu durum, kriz anlarında siber saldırılar, sansür veya küresel altyapı çökmeleri karşısında bireylerin bilgiye erişim hakkını (dijital hakları) doğrudan tehdit eder.

Kurumların “maliyet” ve “teknolojik ömür” gerekçesiyle köklü ve dayanıklı analog altyapıları tamamen tasfiye etmesi, sorumlu teknoloji ilkeleriyle çelişmekte. Gerçek anlamda sorumlu bir teknoloji politikası, yenilikleri entegre ederken, kriz ve afet anlarında hayati önem taşıyan B planı" niteliğindeki temel iletişim altyapılarını korumayı gerektirir. Analog sistemlerin tamamen devreden çıkarılarak her şeyin “dijitalleştirilmesi”, bireyleri ve toplumları merkezi şebekelere, internet protokollerine ve dolayısıyla daha fazla izlenmeye açık hale getirmektedir.

Bir okuyucu ve dijital yurttaş olarak bilmeniz gereken en önemli unsur; kesintisiz ve iz bırakmadan bilgiye erişim hakkınızın (analog özgürlüğün) daraldığıdır. Dijital altyapıların çökmesi veya sansürlenmesi durumunda, elzem iletişim kanallarının yokluğu ciddi bir güvenlik ve hak ihlali doğurabilir. Bu süreçte, dijital yayıncılık yapan kurumların veri politikalarını daha sıkı denetlemeli, “algoritmik şeffaflık5 talep etmeli ve tamamen dijitalleşen dünyada mahremiyetimizi korumak adına veri minimizasyonu sağlayan araçlara yönelmeliyiz. Analog altyapıların kaybı, dijital haklarımızı savunma sorumluluğumuzu bir kat daha artırmaktadır.

Analog sistemleri ve altyapılarını korumalıyız

Dijital sistemler birbirine entegredir. Bir fiber optik kablonun kopması, siber saldırı veya büyük bir güneş fırtınası (EMP dalgası); bankacılığı, lojistiği ve iletişimi aynı anda çökertebilir. Analog sistemler ise genellikle yerel ve bağımsız çalıştığı için “bulaşma riski” taşımaz. Başka bir konu daha var. Dijital altyapılar, kesintisiz bir enerji akışına muhtaçtır. Elektrik şebekesinin çöktüğü büyük bir afet anında, baz istasyonlarının bataryaları birkaç saat içinde tükenir. Oysa pasif veya düşük enerjili analog sistemler (örneğin karasal bakır hatlar) kendi enerjisini doğrudan santralden alabilir. Meselenin tekelleşme açısından sorunları da var. Kurumlar eski dayanıklı sistemleri çöpe atıp tamamen yazılım tabanlı bulut sistemlerine geçtiğinde, küresel teknoloji devlerine (AWS, Microsoft, Google vb.) göbekten bağımlı hale gelirler. Kamu yararı, yerel ve ulusal egemenliği, dolayısıyla alternatif altyapıyı korumayı gerektirir.

İlerleme, eskiyi yok etmek değil; yeniyi inşa ederken temeli korumaktır. Dijitalleşme bir konfordur, ancak analog altyapı bir güvenlik sigortasıdır. Bir kurum sigorta primini “maliyetli” bulduğu için iptal ediyorsa, orada sorumlu bir yönetimden söz edilemez.

Peki neden analog sistemleri korumalıyız? Bir dahaki yazıda bu konuyu ele alacağım.

Bu yazı ilk olarak Medya ve Teknoloji adlı e-bültenimde yayımlandı. Medya ve teknoloji gündeminde olan gelişmeler için e-bültenime abone olmak ve yazdığım analizlerimi okumak için buraya, güncel gelişmeler hakkındaki içerikler için buraya tıklayabilirsiniz.


1
Uzun Dalga (LW - Longwave), telekomünikasyon ve radyolarda kullanılan 153 kHz - 279 kHz arasındaki radyo frekansı bandıdır. Dalga boyları 1000 metrenin üzerinde olup, yer küreyi takip ederek çok geniş alanlara (kıtalara) yayın yapabilme özelliğine sahiptir.
2
DAB (Digital Audio Broadcasting), analog FM radyoların aksine sesleri dijital olarak ileten bir karasal radyo yayın teknolojisidir. Cızırtı veya parazit olmadan kristal netliğinde ses sunar. Dinlemek istediğiniz kanalı frekansıyla aramak yerine isim listesinden seçmenize imkân tanır. Dünyada yaygın olarak geliştirilmiş DAB+ versiyonu kullanılmaktadır. Türkiye’de de İstanbul Çamlıca Kulesi üzerinden test ve yaygınlaştırma çalışmaları yapılmış olup, dijital ses yayıncılığına geçiş süreci devam etmektedir. Kapsamlı bilgi ve güncel teknoloji detayları için resmî kaynak niteliğindeki RTÜK Sayısal Radyo Yayıncılığı sayfasını inceleyebilirsiniz.
3
Veri minimizasyonu, belirli bir amaç için gerekli olan kişisel bilgilerin yalnızca ihtiyaç duyulan miktarda toplanması, işlenmesi ve saklanması ilkesidir. Bu yaklaşım, sistemlerde gereksiz veya aşırı veri tutulmasını önleyerek hem veri güvenliği risklerini azaltır hem de KVKK ve GDPR gibi yasal uyumlulukları sağlar.
4
Dijital ayak izi, internette gezinirken, alışveriş yaparken veya sosyal medyayı kullanırken geride bıraktığınız tüm veri ve izlerin toplamıdır. Farkında olmadan veya doğrudan bir veri girişi yapmadan bıraktığınız izlerdir. Ziyaret edilen web siteleri, tıklanan reklamlar, sunucular tarafından kaydedilen IP adresleri ve arama motoru geçmişi buna örnektir.
5
Algoritmik şeffaflık, yazılımların, platformların, yapay zekâ ve makine öğrenimi sistemlerinin hangi verileri kullandığını, kararlarını hangi kriterlere dayandırdığını ve sonuçları nasıl ürettiğini anlaşılır bir biçimde açıklama ilkesidir. Sistemin işleyişini dış aktörler için görünür kılarak “kara kutu” mantığından uzaklaşmayı amaçlar