Simidini bölüp yarısını bana uzattı. Bir de çay söyledi. Beş kuruş param yoktu. Benden olsun, dedi. Bana acıdığından mı yoksa sefil hayat tarzımın sanatımın bedeli oluşuna inanıp beni gözünde büyüttüğünden mi bilemiyorum, beni tanıdığından beridir sürekli bir şeyler ısmarlama peşinde. Cebimden, ellerim soğuktan titreyerek, bir parça kâğıt çıkardım. Buraya onu çağırmamın sebebini hatırlatmak istercesine. Vücudum buz kesmişti adeta. Kanım çekilmişti; göğüs kafesimin, sırtımdaki her bir kasımın gerim gerim gerildiğini hissedebiliyordum. Kâğıdı açmadan masaya bıraktım. Kâğıdı katlanmış yerlerinden açtı; önce üzerindeki harflere, öyle gelişigüzel yazılmış, herhangi bir dile ait olmayan bir sürü kargacık burgacık şekilden ibaret çiziktirmelerin bir araya gelişine baktı, sonra anlamlandırabilmiş olacak ki okudu.
Senin bu yazdıkların var ya, dedi; “Yayımlatmaya çalışsan yasaklanırdı.”
Neye geriliyordum her seferinde bilmiyordum. Sanki bugüne dek okuyup da sevmediği, “Şurası şöyle mi olsaydı?” dahi demediği yazılarımı iltifatlara boğmuyormuș gibi.
Ondan yayınlamıyorum zaten, dedim. “Yasaklanmasın diye. Biliyorsun, ömrümü sırf yazdıklarım yasaklansın diye harcamış olmak istemediğimden.”
“Kafka’nın dostu olmaya mecbur bırakacaksın beni.”
“Ömrüm boyu konuşmazdım seninle.”
Güldü. “Ölmüş olurdun, istesen de konuşamazdın zaten.”
“İnan bana, bulurdum bir yolunu.”
“Olsun, belki hakkımda yazardın.”
“Yazardım.”
Söylesene, dedi; bir sigara yakıp dudaklarıma doğru uzatırken.
Ellerim kavuşmadı. Çayımdan içtim. Evlenmiş,dedi.
“Öyledir.”
“Yazmadın mı?”
“Yazmadım. Yazmam artık.”
Cam fanuslarda yaşıyoruz; camdan, kapalı fanuslarda. Cesaretimiz varsa az biraz, cama yaklaşıp dışarıya bakıyoruz. Kuşlar, çiçekler, böcekler… Bunlar uzaktan güzeller. Kadın, diye başlıyor şimdilerde şairlerin cümleleri. Kadın dediğin… Kadın dediğin… Demeseler diyesin geliyor, diyemiyorsun. Kadının adı oluyor. Kadın bir kelime oluyor. Bir fikre inanmak ve bir fikir olmanın farkı, diyor bir kadın romancı. Neydi, neydi?..
Sonunda, dedim; “Sonunda anladım çocuk istemeyen insanların niye çocuk sahibi olmaya razı olduklarını.”
“Niyeymiş?”
“Karşısındakine duyduğu sevgiden. Öyle aman çok aşığım; ikimize ait olan, bizim olan bir şey olsun diye değil. Öyle körkütük aşıksın ki kendinden vazgeçiyorsun. Nasıl sana ölürüm diyoruz, ondan hiç farklı değil. Senin değerin benim gözümde öyle büyük ki; kendi isteklerim, kendi prensiplerim vazgeçilebilir birer parçam oluyor. Ve vazgeçiyorum tercihlerimden. Çocuk sahibi olmama idealimden de böyle vazgeçiyorum işte. Anladım, onun sayesinde anladım sebebini.”
“Sen vazgeçmedin ama? O kadar da sevmediğinden miydi o zaman?”
“Ben bencillik ve mutsuzluk arasında bir seçim yaptım. Ve alışık olduğum mutsuzluğu seçtim, en çok mutlu olmayı isterken. Bencilliği seçemedim. Ben kendimden vazgeçtim çok sevdiğimden. Ondan vazgeçemedim, inadımdan bile vazgeçtim de ondan geçemedim.”
“Bilse peki bunları…”
Sözünü böldüm.
Biliyor, dedim. “Maalesef beni tanıyabildi. Benden bile iyi biliyor tüm bunları. Hatta belki ben farkına varmadan bile önceden beri.”
Acır gibi baktı bana. Mutluluğa dair en ufak ihtimali ellerimle paramparça edip sonra da tersiyle itmişim gibi. Ben, alışık olduğum mutsuzlukları, korkarak yaşanan bir mutluluk yalanına bin defa daha olsa bin defa daha tercih ederdim.
Bir sigara yaktım. Gök mavi. Mavi mavi, masmavi. Evlilik fikri hep midemi bulandırır. Mavi gök, aklımdaki her şeyi alıp atıyor. Bomboş kafamın içi şimdi. Midemde bir bulantı. Çirkin, kara bir karga uçup uçup kaldırımın kenarına konuyor. Sigara söndü sönecek ağzımda. Allah kahretsin, unutmuşum. Bir daha yaksam yakamam. Ellerim kavuşmuyor. Altın sevmez; gümüş alyans almak lazım olmuştur. Benim endişelerim değil bunlar artık. Benim endişelerim ne zamandan beri böyle sorumluluklar etrafında oldu ki zaten? Ben, sırtımdaki, her yanı ağrıyan aptal sırtımdaki yırtık koyu yeşil kadife ceketimden başka bir şeye sahip değilim. Tek endişem, yağmur yağsa ceketi kafama kadar çekmeyi nasıl becereceğim. Karga, içtiği sigaranın izmaritini kuma gömdü. Ben bir sünger parçasını, sararmış solmuş bir sünger parçasını kuma gömdüm. Bir lolipop çubuğunu ağzımla eşeleyip kuma gömdüm.
Bir şarkı mırıldanmaya başladım, karşımda o da eşlik ediyor bana. Acımayı silsin diye gözlerinden uğraşıyorum. Midemi daha da bulandırıyor bu iğrenç his. Çayımdan bir yudum daha aldım.
“Haberlerin süper. Bir dahaki görüşmemizde de boşanmışlar dersin belki ha? Ne dersin?”
“Boşanmışlar derim abi. Onlar boşanmadan da gelmem.”
“Onu mu dedim ben oğlum? Saçmalama. Ama ağzından bir iyi haber çıkmıyor, orası ayrı.”
“İnsanoğluna dair her şey bombok. Ondan. Sanki benim mi suçum?”
“Değil, değil. Bizim suçumuz.”
“Sigara?”
“Kalsın.”
…
“Her içtiğimde gözlerinde tiksintiyle karışık bir acı oluyor. Niye?”
“Sevmiyorum. Sigarayı sevmiyorum.”
“Biri mi öldü?”
“İlla ölmesi mi lazım?”
“Ne bileyim, bu kadar nefret edenine denk gelmedim daha önce. Belki birini kanserden falan kaybetmişsindir dedim.”
“Bu gidişle seni kaybedeceğim sigaradan. Bir dahakine sorulduğunda bir cevabım olacak. Sen de muradına erersin.”
Güldüm.
“Ölmüş olurum, nasıl muradıma ereyim?”
“Sen bir yolunu bulursun. Ben inanıyorum sana.”
…
Ben kaçayım, dedim. “Bir yere uğramam lazım.”
“Eyvallah, bırakayım seni?”
“Yok, yakın zaten. Hava da güzel, yürürüm.”
“Nasıl istersen. Görüşürüz yine nasılsa.”
“Görüşürüz.”
Yalandan sarıldık birbirimize. Bana acı evlilik haberini verdi, bir dahaki korkunç olaya kadar kapımın önünden yanlışlıkla dahi geçmez. Sanki tanımıyorum o kadar senelik eski dostumu. Lüzumsuz haberler… Sanki evlenmesini bekâr kalmasından bir farkı var da gözümde… Neyse, o da iyilik yaptığına inanıyor kendince.
Biraz yürüdüm deniz kenarındaki koca çınarı bulana kadar. Etrafında döndüm, üzerine kazılı isimlerimizi aradım. Filmlerdeki gibi bir aşk diye diye başımın etini yedin derdim ona. “Filmlerde de ağaca isim kazıyorlar böyle, biz de kazıyalım.” Oldu işte. Bizim aşkımız da filmlerdeki gibi oldu tıpkı. Ama o mutlu sonlu olanlardan değil. Sevip de kavuşamayan iki aşığın filmi oldu bizimkisi.
Bana bir seçme şansı verseler bizim hikâyemizin hiçbir yanını değiştirmezdim. Sonumuzu sevdim ben. Sonumuza rağmen bizi sevdim.

