Cumhuriyet Halk Partisi bugün yalnızca bir yönetim krizinin değil, aynı zamanda ciddi bir ahlaki ve siyasal güven bunalımının içerisindedir. Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP, tarih boyunca halkın adalet, eşitlik, laiklik ve demokrasi arayışının en önemli siyasal taşıyıcılarından biri olmuştur. Ancak bugün gelinen noktada, partinin siyasal yaşamdaki ahlaki üstünlüğü dahi tartışılır hâle gelmiştir. Bunun temel nedeni yalnızca dış müdahaleler ya da iktidarın baskı siyaseti değildir; aynı zamanda parti içerisinde uzun süredir biriken yapısal sorunların, liyakat krizinin, hizipçi anlayışın ve etik zafiyetlerin görmezden gelinmesidir. 

Parti içerisinde yaşanan tartışmalı kurultay sürecinin ardından ortaya çıkan yeni yönetim anlayışı, toplumsal beklentilerin aksine kapsayıcı bir siyaset üretememiştir. CHP gibi köklü bir partinin; ortak akıl, kurumsal gelenek ve çoğulculuk yerine birkaç tartışmalı aktör üzerinden yeniden dizayn edilmeye çalışılması parti tabanında da kamuoyunda da karşılık bulmamıştır. Çünkü CHP’nin geleceği; dar kadroculukla, siyasi mühendislik girişimleriyle ya da tasfiye mantığıyla kurulamaz. Bu yaklaşım, parti içindeki sorunları çözmek yerine daha da derinleştirmiştir. 

Yerel seçimlerde ortaya çıkan sonuç ise bazı çevreler tarafından mutlak bir siyasal başarı hikâyesi olarak sunulsa da gerçek tablo bundan ibaret değildir. Kuşkusuz elde edilen başarı önemlidir; ancak bu sonuçların oluşmasında yalnızca parti yönetiminin değil, ülkenin içinde bulunduğu ağır ekonomik kriz, iktidarın toplumsal desteğinde yaşanan gerileme ve toplumdaki değişim beklentisinin de belirleyici olduğu açıktır. Buna rağmen seçim sonuçlarının, parti içerisinde yıllardır biriken sorunların tartışılmasının üzerini örtmek için kullanılması son derece yanlış olmuştur. Üstelik yerel seçim sürecinde parti teamüllerinin büyük ölçüde yok sayılması, daha önce verilen sözlerin tutulmaması ve liyakat yerine sadakat merkezli bir siyasal yaklaşımın tercih edilmesi, parti içindeki kırılmaları daha görünür hâle getirmiştir.

Bugün yaşanan tabloyu yalnızca hukuki süreçler üzerinden okumak da eksik olacaktır. Evet, yargı eliyle siyasete müdahale edilmesi, siyasal alanın dizayn edilmeye çalışılması demokratik açıdan son derece sorunludur ve hiç kimseyi mutlu etmemektedir. Ancak diğer taraftan, yaşanan tüm tartışmaların üzerini kapatmak için bir algı yönetimi oluşturulması ve koro hâlinde yürütülen bir siyasal linç dili de kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Özellikle partinin uzun yıllar genel başkanlığını yapmış bir siyasetçiye yönelik bugün kullanılan dilin, siyasi etikle ve vefa duygusuyla bağdaşmadığı açıktır. Daha da önemlisi, bugün o kişiyi hedef alanların önemli bir kısmının, geçmişte ön seçimsiz biçimde bizzat onun iradesiyle siyasetin en üst noktalarına taşınmış olmasıdır. Dün meşruiyet sorunu görmeyenlerin bugün mutlak bir reddiyecilik üzerinden siyaset üretmesi iyi niyetle açıklanabilecek bir tutum değildir.

CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey yeni kamplaşmalar değil; samimi bir yüzleşme, güçlü bir siyasal muhasebe ve yeniden kurucu değerlere dönüş iradesidir. Çünkü bu parti, sadece belli çevrelerin kariyer alanı değil; milyonlarca yurttaşın adalet, demokrasi ve eşit yurttaşlık umududur. CHP’nin yeniden topluma güven veren bir merkez hâline gelebilmesi için önce kendi içinde ahlaki tutarlılığı tesis etmesi gerekir. Halktan fedakârlık isteyen bir siyaset kurumu, önce kendi içerisinde liyakati, adaleti ve siyasi etiği hâkim kılmak zorundadır.

Artık “şucu”, “bucu” ayrımlarıyla birbirini tasfiye etmeye çalışan değil; farklılıklarına rağmen ortak değerlerde buluşabilen bir siyasal akla ihtiyaç vardır. Kırmızı çizgimiz kişiler değil, ilkeler olmalıdır. Sadakat ilişkileri değil, emek, liyakat ve toplumsal sorumluluk belirleyici olmalıdır. CHP’nin yeniden Türkiye’nin öncü değişim gücü hâline gelmesi; hizip savaşlarını derinleştirmekle değil, topluma yeniden güven verecek bir siyasal ahlakı inşa etmekle mümkündür.

Yeter artık! Bu parti hiç kimsenin kişisel ikbal alanı değildir. CHP, halkın partisidir. Ve halkın umudunu yeniden büyütmenin yolu; önce kendi içimizde hakikate, adalete ve siyasi ahlaka dönmekten geçmektedir.