İlim öğretmesi ve geliştirmesi kuruluş amacının esası alan üniversitelerde akademik üretim ve faaliyetleri gerçekleştirme mecburiyeti de üniversitelerin varlığının şartıdır. Üniversitelerin akademik üretimlerini ortaya koyma, vardıkları neticeleri ilim âlemiyle paylaşma, hatalı veya farklı bir yönden bakışları ifade etme, bir konu veya eser hakkında tenkit yapma ve fikri bir konuda serbestçe görüşlerini beyan etmek için üniversite dergilerinin hayati işlevi vardır. Üniversite ruhuna göre faaliyet göstermesi gereken üniversite dergilerinin genel itibariyle günümüzdeki kısırlaştırmış olduklarını söylemek hatalı olmasa gerektir.
Türkiye’de yükseköğretim kurumlarında öğretim üyesi olmak ve terfi edebilmek için öncelik hakemli ve bilhassa puanı yüksek dergilerde makale yayınlatma nerdeyse tek şart haline getirilmiştir. Makalelerin içeriğinden ziyade yayınlanan dergi ön plana geçmiştir. Dergilerde yayınlanan makalelerin muhtevasını bir tarafa bırakarak günümüzde üniversite dergilerinde yaşanan problemleri ele almaya çalışalım. Teknolojik gelişmelerin yardımı ile makale yayınlatmak isteyenler, eski dönemin zorluklarından kurtularak, dergilere otomatik olarak yükleme yapabilme kolaylığına kavuşmuşlardır. Dergiler; bilimsel yayınların tarafsız, nesnel ve nitelikli bir şekilde denetlenmesini sağlamak için kör hakemlik uygulandıklarını ilan etmelerine rağmen bu usulün tam manasıyla doğru işlediğini söylemek mümkün değildir.
Akademik üretim için üniversitelerde yayınlanan hakemli dergilerin birçoğunda doğal bir şekilde makale yayınlatmak ciddi problem haline gelmiştir. Kariyer için mecburi olarak hazırlanan makaleler ne kadar iyi olursa olsun yayınlatmak için bir aracı aranmasına defalarca şahit olmaktayız. Yani makalenden önce puanı iyi olan dergiden bir yetkili-etkili aranmaya başlanmaktadır. Derginin yetkililerine göre kaynak kullanmak veya yetkili-etkililerin çalışmalarını atıf yapmak mecburiyeti de hasıl olmaktadır. Bu konuyu anlamak için bazı dergilerin yetkili-etkililerinin Google Akademik’teki atıflarının yıllara göre yükseliş ve düşüşlerine bakıldığında, mecburi atıfların varlığı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Dergilerde etkili-yetkili olanların görev dönemindeki atıfları 2-3 kat artmakta görevleri bittiklerinde de düşmektedir. Bu da akademik üretimin kalitesini düşürmektedir.
Gerçeği ortaya çıkarma ve yaymada tam özgür olması gerek üniversitelerin dergilerinin de aynı istikamette yayın yapmamasını düşünmek bile vahim hata olması gerekir. Ancak uzun süre yayınlansa bile bazı üniversite dergilerinin üniversite ruhuna uygun akademik yayından fersah fersah uzak olduklarını maalesef gözlemlemekteyiz. Genel olarak dergiler; kendileri için ilmi, bilimsel, özgün, menfi-müsbet eleştiriler, ulusal ve uluslararası çalışmalara açık olduklarını ilan etseler de, bu ifadelere uygunluklarını tespit etmek için tek tek inceleme zarureti ortaya çıkmaktadır. Söylemlerine rağmen akademik anlayışa uygun olmayan birçok derginin esas problemi kapalı devre çalışmalarıdır. Fakülte içerisinde veya dışında terfi etmesini istedikleri kendi takımlarındaki şahısların makalelerine yer vererek ilan ettikleri ilkeleri kendileri çiğnemektedirler. Yayın kabul ve yayınlama sürecinin hızı ayarlanarak, aynı kurumda atanmak isteyen/istenen şahısların önü açılarak terfi ettirilme kurum dergilerinin etkili-yetkilileri tarafından uygulanmaktadır. Esasında kendi çalıştığı kurum dergilerinde yapılan yayınları dayanılarak atama yapılması bilimsel etik ve ahlaki değerlere uygun olmasa da bu maalesef uygulanmaktadır. Oysa dünyadaki etkin üniversitelerde buna izin verilmemekte hatta ahlaksızlık olarak değerlendirilmektedir. Zira kapalı devre ve kendi takımı içinde yapılan yayınlar iyi indeksler tarafından taransalar bile ilmilikleri şekli olmakta ve etkileri sınırlı kalmaktadır. Kapalı devre ve takım menfaati ruhuyla çalışan dergilerin kendi dışındaki akademik yayınları dikkate almaları da pek mümkün olmamaktadır.
Üniversitelerde yayınlanan dergilerin bazı etkili-yetkilileri sadece kendilerine atıf yapılmasını sağlamakla kalmamakta, yazılan makale için zaruri olan kitap ve makaleleri kullanma, doğal olarak ta atıf yapılmasını engellemektedirler. Bunu, müellifi tarafından bizzat bana anlatılan, bir örnekle açıklanmak daha iyi olacaktır. 2021 yılında Doçent A, Cumhuriyet döneminin başlarında üniversite ve ideoloji bağlamında bir makale kaleme alarak İstanbul’un önde gelen devlet üniversitelerinden birinin dergisine müracaatta bulunmuştu. Doçent A da, doğal olarak bu sahada benim yazdığım Darülfünun'dan Üniversite'ye (Kitabevi1995), Kasır Döngüsü: Türkiye’de Üniversite ve Siyaset (1869-2004), (Truva Yayınları 2004) gibi yayınlarımı kullanmıştı. Ancak Doçent A’ya benim eserlerime yaptığı atıfları çıkarması söylenmiş ve onu bana yatığı atıfları çıkarmaya mecbur etmişlerdi. Ancak istekleri yerine getirilmesine rağmen Doçent A’nın makalesi yine de yayınlanmamıştı. Bu olaya çok üzülen Doçent A, yılmamış ve Batı Anadolu’daki bir devlet üniversitenin dergisine makalesini yayınlatmak üzere başvurmuştu. Hakemlerden birisi yazıyı beğenerek olumlu rapor verirken, ikinci hakem yazıya olumlu yaklaşmış ancak bu makalenin, darülfünun/üniversite konusunda uzman bir akademisyen tarafından okumasından sonra yayınlanması tavsiyesinde bulunmuştu. Bunun üzerine, o vakte kadar tanışmadığımız Doçent A, bir öğretim üyesi vasıtasıyla bana ulaşmış ve makalesinin başına gelenleri anlatarak benden tenkidi bir tarzda makalesini okuyarak yardımcı olmamı istemişti. Doçent A’nın samimi gayretini, tenkitlere açık olduğunu fark etmiş ve yükseköğretim üzerine eserleri olanların sayısı oldukça az olduğunu da dikkate alarak makalesinin daha iyi olması için elimden gelen desteği vermiştim. Tenkit ve tavsiyeleri dikkate alan Doçent A da, makalesi daha mükemmel hale getirerek dergiye göndermiş ve bu makale de yayınlanmıştı. Bu, iyi bir üniversite olsa bile etkili-yetkili şahısların menfaat takımı ruhuyla hareket etmelerinden dolayı bir derginin nasıl kısırlaştırdığına ve akademik anlayıştan uzaklaştırıldığının iyi bir örneği olsa gerektir. Bu örneği vermemin sebebi kendime yapılana kızgınlığımdan olmadığını özellikle belirtmem gerekir. Zira Cumhuriyet dönemi başlarında darülfünun/üniversite konusunda makale yazan ciddi bir akademisyenin başvuracağı kaynak sayısı fazla olmadığından, bilhassa Darülfünun’dan Üniversite’ye geçiş konusunda, mecburen benim eserlerine de bir şekilde müracaat etmek zorunda kalmaktadır.
Türkiye’deki üniversitelerdeki diğer problem de, özellikle sosyal ve beşeri bilimler dergilerinin, çeşitli “ekol” adları altında daraltıcı bir grup zihniyetiyle, ayrışmalarıdır. Malum olduğu üzere, entelektüel anlayışta ve bilhassa üniversite düzeyinde her türlü belge, bilgi, fikir ve yayının ayırt edilmeden dikkate alınması, gerekirse tenkit edilmesi elzemdir. Ancak bazı üniversite dergileri “ekol”lerinin tesiriyle kendilerine göre “öteki” yayınları görmemeyi bir marifet ve hatta üstünlük saymaktadırlar. Her “ekol” ötekinin yayanlarını dikkate alıp tenkide tabi tutmadığı için gerçeğin ortaya çıkması zorlaşmaktadır. Bundan dolayı da akademisyenlerin yayınları ilmilik vasfından uzaklaşmaktadır. Her “ekol”ün dergisi hem makale kabulünde kendisinden olana öncelik vermede veya hakem tespitinde kendi “ekol”ünden öğretim üyeleriyle çalışma yoluna giderek, ilmi dergileri için zaruri olan tenkitten mahrum kalınmasına sebep olmakta ve bu da üniversite anlayışına aykırı bir durum ortaya çıkmaktadır.
Üniversite dergilerinde bilinen ancak pek ifade edilmeye bir problem de çoklu makalelerden kaynaklanmaktadır. Şunu peşinen söylemek gerekir ki, çoklu yazarlı makalelerin büyük bir kısmı genellikle bir-iki kişi tarafından kaleme alınmakta diğerlerinin de adı konulmaktadır. Bu işlemler münavebeli bir şekilde yani “sen benim adımı koy ben de senin adını koyarım” taahhüdü ile gerçekleşmektedir. Hatta makaleyi esas yanın adı bazen orta ve hatta sonlara doğru kaydedilmektedir. Bunun bir sebebi makalenin yayınlanmasını sağlamak için etkili-yetkili olanların adlarının başlara yazılmasıdır. Bu haksızlıklara sebep olduğu gibi, bu usul akademisyenlerin makale sayısını arttırsa da, gerçek kapasitelerinin atıl kalmasına sebep olmaktadır. Çoğu zaman kısa ve zayıf bir makale ile adları konanlar kıyaslandığında korkunç bir zıddiyet gözlenmektedir. Tabi birbirini tamamlayan akademisyenler tarafından yapılan çoklu makaleleri takdir etmek ve bunları teşvik etmenin şart olduğunu da belirtmek gerekir. Mesela bir tarihçi ile ulusları ilişkiler uzamanın, bir kimyacı ile fizikçinin ortak makale yazması ilime ve hayata daha fazla katkı sunacağı örnekler de ortadadır. Yani ilintili, ilişkili ve faklı yönlerden yaklaşım ortaya koyunların ortak makaleler yazmasını teşvik etmek gerekir. Tabi aynı alanda uzman akademisyenlerin derinlemesine, kapsamlı ve uzun vadeli her bir yazarın gerçekten katkı sağladığı çalışmalara da saygı duymak şarttır.
Sonuç
Üniversitelerdeki dergiler; inhisarcı, kapalı devre yayıncılık tarzından çıkarılarak, üniversite anlayışına uygun bir işleyişe kavuşturulmalıdır. Etkili-yetkililerin menfaat takımı ruhuyla dergicilik yapılmasına izin verilmemelidir. “Ekol” adı altında gruplaşarak körleşmeye neden olan dergiciliğe son verilmelidir. Çok yazarlı makalelerin ortak emek mahsulü ve her yazarın birbirini tamamlayıcı olması şartıyla dergilerde yayınlanması sağlanmalıdır. Mensup olduğu kurumun çıkardığı dergilerde veya hep aynı yerde yapılan yayınlardan dolayı unvan, terfi ve menfaat temin edilmemesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Kısacası üniversite dergileri üniversite anlayışına uygun akademik üretim yapmalıdır.

