Yıllarca Türkiye’deki demokratik gerileme tartışmaları büyük ölçüde insan hakları, anayasal hukuk ve iç siyaset diliyle sınırlı kaldı. Uluslararası gözlemciler, demokratik kurumların aşınmasını endişe verici ancak öncelikle iç mesele olarak gördü; bu onlara Türk vatandaşlarının kendi siyasi sistemi içinde çözmesi gereken bir sorundu.
O dönem artık bitti ve daha karanlık bir bölüm başladı. Türkiye’nin demokrasi krizi çok daha büyük bir şeye dönüştü. Kriz, artık sınırlarımızın ötesinde de yankıları olan bir güvenlik krizine dönüşüyor.
Türkiye’de bugün yaşananlar, yalnızca demokrasiye önem verenleri değil; Avrupa’nın, NATO’nun, Karadeniz bölgesinin, Doğu Akdeniz’in ve Orta Doğu’nun uzun vadeli istikrarını önemseyen herkesi endişelendirmeli.
Neden çok basit: Türkiye stratejik olarak o kadar önemli ki, siyasi istikrarsızlığa sürüklenmesi kabul edilemez. Türkiye şimdi derin bir siyasi ve ekonomik çözülme yaşıyor: Devlet mekanizmasının büyük bölümünü ele geçiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, son anlamlı demokratik alternatifi ortadan kaldırmaya çalışırken toplum ekonomik zorluk, sosyal öfke, kamu kurumlarına güvensizlik ve geleceğe dair umutsuzluk batağına daha da gömülüyor.
Geçtiğimiz yıl boyunca Erdoğan hükümeti, demokratik muhalefete karşı eşi benzeri görülmemiş bir kampanyayı yoğunlaştırdı. Bu saldırı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2024’te tarihi bir belediye zaferi kazanarak on yıllardır ilk kez Türkiye’nin en büyük siyasi gücü haline gelmesinden sonra hız kazandı.
Bunun üzerine hükümet, siyasi rekabet yerine giderek daha fazla yargısal müdahaleye yöneldi. En görünür hedef, cumhurbaşkanı adayımız ve Erdoğan’ın en güçlü rakibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. Mart 2025’te absürt, siyasi motivasyonlu suçlamalarla tutuklandı ve şimdi yıllarla değil, bin yıllarla ölçülen bir ceza ile karşı karşıya.2025’ten beri yaklaşık 20 CHP belediye başkanı ve yüzlerce belediye yöneticisi, kesinleşmiş mahkumiyet olmadan tutuklu bulunuyor ve hepsi tutuklu yargılanıyor.
Bu saldırıya, ülke genelinde milyonları aşan büyük mitinglerle, partimizin çizgilerinin de çok ötesinde duran vatandaşları seferber ederek cevap verdik.
En son olarak bir mahkeme, “mutlak butlan” gibi olağanüstü bir doktrini devreye sokarak CHP’nin 2023 Kongresi’ni iptal etti, beni partinin seçilmiş genel başkanı sıfatımla görevden aldı ve kongreyi kaybeden, 13 seçim üst üste yenilgi almış, itibarını yitirmiş önceki yönetimi yeniden göreve getirdi.
Temelde bu; Erdoğan’ın Türkiye’ye biçtiği siyasi düzeni tamamlamaya gönüllü bazı figürlerin iş birliğiyle Türkiye’nin en büyük muhalefet partisini yargı vesayeti altına alma operasyonu. Bu sisteme ister tek parti rejimi ister tek adam yönetimi adı verin mantığı aynı. Bu mantık herhangi bir anlamlı rakibi ortadan kaldırmak ve gerçek muhalefetin yerine yönetilebilir, uyumlu bir muhalefet koymak.
Demokrasi, vatandaşların hükümetlerini barışçıl yollarla değiştirebilecekleri güvenilir kanalların korunmasıdır. Bu kanallar ortadan kalktığında siyasi öfke de ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda patlar.
Eğer Erdoğan gerçek muhalefeti yok etmeyi başarırsa, modern tarihte ilk kez Türkiye derin bir halk hoşnutsuzluğu, ağır bir meşruiyet krizi ve vatandaşların barışçıl siyasi değişim talep edebileceği anlamlı kurumsal mekanizmadan yoksun kalacaktır.
Bu yalnızca otoriter bir konsolidasyon senaryosu değildir. Bu, derin istikrarsızlık senaryosudur. Tarih tek bir dersi tekrar tekrar öğretir: Alternatiflerin ortadan kalktığı siyasi sistemler istikrar kazanmaz; vatandaşlar barışçıl değişimin hâlâ mümkün olduğuna inandığı zaman istikrar kazanır. Sovyetler Birliği, Şah’ın İran’ı, Doğu Bloku ve Arap dünyasının büyük bölümü Soğuk Savaş boyunca “istikrarlı” görünüyordu ta ki birdenbire çökene kadar.
Sistemler genellikle en sarsılmaz göründükleri anda en kırılgan olurlar. Türkiye’nin stratejik önemi bu tehlikeyi özellikle keskinleştiriyor: Karadeniz’in kapı bekçisi, NATO’nun ikinci büyük ordusu, Avrupa, Avrasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in kavşağı olan Türkiye’nin göç, enerji ve bölgesel güvenlikteki rolü nedeniyle demokratik çöküşü sınırları içinde kalmayacaktır.
Tarih ayrıca iç istikrarsızlık ve azalan meşruiyetle yüzleşen hükümet krizlerini sıklıkla dışsallaştığını gösterir.
Dış politika gerginliği, militarist söylem ve jeopolitik maceralar, artık sağlayamadıkları demokratik rıza ve ekonomik başarının yerine geçer. Böyle koşullarda dış politika krizleri “ulusal beka” meselesi haline getirilir.
Türkiye’nin ana muhalefet partisinin lideri olarak, ülkemizin Avrupa’nın en değerli ortaklarından biri olabileceğine ve Avrupa yeni bir güvenlik mimarisi inşa ederken tam üye olabileceğine inanıyorum. Ama sürdürülebilir ortaklıklar demokratik meşruiyet gerektirir. Bir ülke, iç istikrarını sağlayan demokratik temelleri aynı anda yok ederken bölgesel istikrarın direği olamaz.
Mevcut trendler devam ederse Türkiye, NATO tarihinde eşi benzeri olmayan bir riskle karşı karşıya kalacak: Stratejik olarak vazgeçilmez ama artık demokrasi olarak işlev göstermeyen, milyonlarca vatandaşının ise barışçıl ve demokratik yollarla değiştirebileceği hiçbir aracı olmayan siyasi ve ekonomik düzene giderek daha fazla karşı çıktığı bir üye.
Bu yalnızca bir iç kriz olmayacak. Bu, derin bir güvenlik sorunu olacaktır.
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.newsweek.com/turkeys-democratic-crisis-is-becoming-a-security-crisis-opinion-12015939
