Yoğun bir Ankara gününü geride bırakıp İstanbul’a dönüyorum. Bu satırları yolda yazıyorum. Yazıyorum ama gerçekten neyi, ne kadar yazmam gerektiğini, sorularıma milletvekili ve parti yöneticilerinden aldığım cevapları mı, bulunduğum ortamın hakim duygusunu mu yoksa aylardır yapılması için yazılar yazdığım iletişimin gerçekleşmemesinin nedeni mi?
Mutlak butlan kararından sonra düne ilişkin en önemli soru kuşkusuz, görevden uzaklaştırılan Özgür Özel’in Grup Başkanı sıfatı ile Meclis’te grup toplantısı yapıp yapamayacağı noktasındaydı.
İstanbul’dan Ankara’ya yola çıkarken bu “belirsiz”di. Sonuçta Genel Merkez’den Meclis Başkanlığı’na toplantıya izin verilmemesi için başvuru yapılmış ama cevap henüz almamıştır. İlerleyen saatlerde Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, bu konuda Meclis’in taraf olmayacağını, konunun parti içi mesele olduğunu ve toplantının yapılabileceğini açıkladı.
Kurtulmuş’un bu cevabına rağmen, dün sabah toplantıya izin verilmemesi için bir başvuru daha yapıldığı düştü kulislere.
GRUP TOPLANTISINDA KIZGINLIK VE DİRENÇ VARDI
Grup toplantısını izlemek için Çankaya Kapısı’ndan girdiğimde Meclis’in diğer kapısı olan Dikmen Kapısı’nda uzun bir kuyruk ve yoğunluk olduğu haberi geldi. Nitekim salon, toplantıdan 1.5-2 saat önce dolmuştu.
Türkiye’nin farklı illerinden sadece örgüt üyeleri değil partiye üye olmayan insanlar da gelmişti. Salonda kızgınlık kadar direnç de yüksekti.
Herkes mutlak butlan kararından dolayı üzgün ama Kılıçdaroğlu’nun bunu kabul etmesine ve partiye polislerle girilmesine kızgındılar.
Bunun yanında Özgür Özel’in konuşmasına verilen destek, atılan sloganlarda da yüksek bir direnç de vardı.
YENİ PARTİ İLK SEÇENEK DEĞİL
Bu kızgınlık ve direnç, Özel ve ekibi için siyasi sonuç verir mi göreceğiz ama Meclis kulislerinde de, Ankara’nın çeşitli mekanlarında ise; bundan sonra partide yaşanacak olasılıklar konuşuluyordu.
Özel ve ekibi, parti içinde kalarak sonuna kadar direnmeyi önceliklendirilmiş durumda. Ama bunun ne kadar süreceğinin belirsizliğinin de, Genel Merkezin süreci uzatabileceğinin farkındalar.
Bunun yanında az sayıda isim bunun zaman kaybı olduğunu düşünüp, yeni parti kurmanın daha iyi olacağını savunduğunu paylaşayım.
Sonuna kadar parti içinde kalıp direnmeyi önceleyen ve yeni partiyi son seçenek görenler de, bir an önce parti kurulması gerektiğini savunanların özellikle üzerinde durdukları konu olası yeni partinin finansmanı noktasında oldu.
Herkes bu seçeneğin yani yeni parti kurmanın ya da seçime girmeye hakkı olan bir parti yola devam etmenin zorluğunun farkında.
Bu sadece ekonomik zorluk değil, solda yaşanan kopmaların başarısız olması da, insanları düşündürüyor.
AŞILMAZ BİR ÇELİŞKİ Mİ?
Yaklaşık bir yıla yakın bir zamandır Özel ve Kılıçdaroğlu’nun samimi bir helalleşme için bir araya gelmesini savundum, bunun önemi ve gerekliliği için yazılar yazdım, katıldığım programlarda bunu savundum.
Bu olası görüşme, iktidar/devlet blokunun mutlak butlan konusuna bakışını değiştirmeyecekti belki ama çıkacak mutlak kararına karşı ön almış, parti içi cepheyi güçlendirmiş; bugünkü gibi ikiye bölünmüş bir CHP tablosunun ortaya çıkmasını önleyebilirdi. Olmadı.
Mutlak butlan kararına kadar bu konuda sorumluluk Özel’de idi. Ama karardan sonra sorumluluk, artık Kılıçdaroğlu’nda.
Ne yazık ki, bugüne kadar ortaya çıkan tablo; iki tarafın birbiri ile uzlaşarak aşamayacakları durumla karşı karşı olduğumuzu söylüyor.
Özel ve ekibi, siyasi önceliklerini iktidar olmaya, iktidar blokuna karşı demokrasi, özgürlük ve adalet söylemi üzerinden yeni bir Türkiye tahayyülü ortaya koymayı öncelerken; Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamalar ve konuşmayla siyasi önceliğinin partiyi ahlaki yozlaşmadan ve bu zaaflardan arındırmak olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu’nun bu söylemi “büyük iktidar” hedefi olmayan, parti içi “küçük iktidar”ı konsolide etmeye çalışan siyasallaşmayı ima ediyor. Bu aynı zamanda bir siyasetsizliktir de. Sonuçta siyaset büyük iktidarı hedefler, parti içi iktidarı değil.
Bu noktada Kılıçdaroğlu şu sorular üzerine düşünmelidir -ki düşünmüştür de-;
- Parti içi küçük iktidarı nasıl, hangi zaman diliminde konsolide edecek?
- Büyük iktidar hedefini bundan sonra mı ortaya koyacak?
- Bunu ortaya koyduğunda iktidar/devlet bloku kendisine ve partisine ne kadar izin verecek?
Eğer Özel liderliğindeki CHP bugün mutlak butlanla karşı karşıya kalmışsa, Genel Merkezi polis zoru ile girilmişse, yerelde ve merkezinde siyaseten felç edilmeyle karşı karşıyaysa; büyük iktidarı hedeflediği ve o yolda emin adımlarla ilerlediği içindir.
Ve tam da bu nedenlerle İmamoğlu ve arkadaşları da Silivri zindanlarındadır.
KILIÇDAROĞLU’NUN İKİ MOTİVASYONU
Ve Kılıçdaroğlu, bütün bu şartlara rağmen mutlak butlan sonrası görevi kabul etmesi, partiye kayyum atanmasına razı olmamasından değil, i) 38. Olağan Kurultay’da -bütün bu süreçte kamusal alanda hiç ifade etmese de- uğradığını düşündüğü haksızlık ve bunun öznesi olan siyasi aktörlerden bir tür intikam alma duygusu, ii) devlet adına birilerinin kendisini devletin “ali menfatleri”ne yapacağı katkılar üzerinden ikna etmiş olma olasılığıdır. Kılıçdaroğlu’nun devletçi geleneği, toplumdan yana siyaset yapmanın önüne geçmiştir.
Bu bağlamda arınma söylemi kamusal meşruiyet sağlamanın parçası olmuştur.
Özetle ortada aşılması güç bir siyasal çelişki vardır Kılıçdaroğlu ve Özel arasında.
Ortada iki farklı söylem, iki farklı gelecek tahayyülü ve iki farklı siyasallaşma vardır.
Bu ikisinin bir arada olması siyaseten mümkün değil.
O yüzden Özel ve onu destekleyen delegeler ve milletvekilleri olağanüstü kurultay için hamle yaptı.
Bundan sonrası taraflar arasında bir hukuk mücadelesine sahne olacak ama bu eşit şartlarda bir mücadele olmayacak.
Bahçeli’nin dün yaptığı yargıtayın mutlak butlan ile ilgili hızla karar verilsin talep, CHP’de var olan bu aşılmaz çelişkiyi kısa sürede çözecek mi göreceğiz.
Ama şu da bir gerçek ki, siyaset her platformda mücadele etmek kadar aynı anda risk alma ve o risk için adım atmayı da içeriyor.
