Mutlak butlan kararı sonrası CHP’de yaşananları sadece ekranlardan izlemiyoruz. Sürecin içinde olan aktörlerle konuşuyor ve gelişmeleri yakından izlemeye çabalıyoruz.

Yaşananlar bizi üzse de şunu söylemek çok mu iddialı olur bilmiyorum; Kılıçdaroğlu ekibinin CHP Genel Merkezi’ne girme konusunda bu kadar aceleci ve bunu da polis eşliğinde pervasız biçimde yapması; -olmasını çok arzu etmeme rağmen- Kılıçdaroğlu-Özel arasında bu aşamadan sonra yapıcı bir diyaloğun olma olasılığını ortadan kaldırmıştır

Edindiğim bilgiler Kılıçdaroğlu ve ekibinin, Özel’in parti içindeki siyasi gücünü, etkisini ve hareket alanını minimize etmeye çalışacağı yönünde. Meydanlarda miting yapmasını engellemek, Meclis’te toplantı yaptırmamak, ona yakın isimlerin disipline sevk edilmesi, İmamoğlu’na mesafe alınması bunlardan bazıları.

Bunların bir kısmının bile gerçekleşmesi, Özel’in de ona yakın isimlerin de siyaset yapamaması anlamına taşır. Ki Kılıçdaroğlu’nun hedefinin de bu olduğu açıktır.

Burada sorun Özel, bunların gerçekleşmesini mi bekleyecek yoksa önüne geldiği yol ayrımında gereken cesareti gösterecek mi?

BİRAZ KİŞİSEL TARİH

Bu soruya verilecek cevaptan önce yazının bu aşamasının benim için zor olacağını itiraf etmeliyim. Nedeni de bir gazeteci, köşe yazarından öte bir birey ve seçmen olarak geldiğim kültürel ve siyasal kimliğin tarihsel olarak CHP ile olan siyasal akrabalığıdır.

Bu akrabalık ve yakınlığa rağmen siyasal olarak CHP’ye 2012’ye kadar daima mesafeli oldum. Bunun temel nedeni, CHP’in kendini devletle özleştirmesi, 28 Şubat süreci ve sonraki süreçlerde izlediği laikçi politikalar idi.

Ben -ve tahmin ediyorum benim gibi insanları- CHP ile siyaseten barıştıran Kemal Kılıçdaroğlu ve siyaseti olmuştur.

Kendi kişisel tarihimde CHP ile siyaseten barışmam ise hiç beklemediğim bir anda Kılıçdaroğlu’nun 2012 Haziran ortasında Kürt Sorunu konuşmak ve çözüm üretmek üzere dönemin Başbakanı Erdoğan’ı ziyareti ve sorunu konuşmak üzere iki partiden 3’er kişilik komisyon kurulması olmuştur.

Bu olumlu adım üzerine gazeteci olarak o günlerde Kılıçdaroğlu’nın basın danışmanı rahmeti Baki Özilhan’ı aramış ve söyleşi yapmak talebimi iletmiştim. Talebim bir gün içinde kabul gördü ve 22 ya da 23 Haziran 2012’de Meclis’teki odasında Kılıçdaroğlu ile Kürt sorunu eksenli söyleşiyi yaptım. söyleşi 29 Haziran’da yayınlandı.  

Sonrasında Kılıçdaroğlu ile pek çok söyleşi yaptım, haber kaynağı olarak konuştum, Türkiye içinde ve yurt dışında gezileri katıldım.

Kendisinin 2013 sonrasında CHP’yi siyaset yapma, siyaset okuma ve partiyi farklı toplumsal kesimlere açma, partinin laikçi duruşundan uzaklaştırma çabasını destekledim. Onun bu çabası 14 Mayıs 2023’de kadar sürdü.

Kılıçdaroğlu’nun 2021 Kasım başında yaptığı “helalleşme” çağrısını; 2013 sonrasında izlediği politika ve siyasi açılımlarına bir “ad koyma” olarak okumuş desteklemiştim. Hatta parti içinde ve çevresinde olan siyasetçi ve entelektüellerin, bu kavramın içini yeterince dolduramamasını da eleştirmiştim.

Yine 2023 seçimleri öncesi siyasi mimarı olduğu altılı masayı, Türkiye’de siyasetin topluma taşınması ve siyasetin kurumsallaşması açısından önemli bulmuş desteklemiştim.  

Geriye dönüp baktığımda 2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun şansının, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’tan daha az olduğu ortadaydı. Ama şu gerçek de karşımızdaydı; ne yazık ki, iki belediye başkanı Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu talep ve cesareti göstermediler.

Kanabilecekleri seçimde aday olmaktan çekindiler.

Bu noktada şu tespiti yapmam da gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı sadece onun değil parti içinde ona yakın isimlerin kurduğu bir grup tarafından adım adım planlanmıştı.

ERDOĞAN CHP’Yİ KİMLİK SİYASETİ İLE HEP VURDU

Sonuçta Kılıçdaroğlu aday oldu ama kazanamadı.

Bunun biri içsel, diğeri dışsal olmak üzere iki nedeni vardı.

İçsel olan dönemin İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 3 Mart 2023’te masadan kalkması ve 6 Mart’ta İmamoğlu ve Yavaş'ın Cumhurbaşkanı Yardımcılığı formülüyle masaya yeniden oturmasıdır.

Dışsal neden ise Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı olarak Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi çıkarmak istediği kimlik siyasetine hapsetme siyaseti ve CHP’yi “CeHaPe Zihniyeti” söylemi üzerinden mahkum etmesidir. Bu söyleme gerçek olmayan videoları, trol saldırılarını ve kara propaganda söylemlerini de ekleyebiliriz.

Ve sahip oldukları güçlü kapalı devre medya sistemi ile bu propagandada başarılı oldu.

Nitekim Kılıçdaroğlu, 14/28 Mayıs 2023 seçimi sonrasında katıldığı bir TV programında “TRT’ye yenildiklerini” söylemi bunu itirafıdır. Burada “TRT” esas olarak, iktidarın kuruduğu kapalı devre medya sisteminin kendisi idi.

Ancak Kılıçdaroğlu için asıl yenilgi, 14 Mayıs 2023 sonrası Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ ile görüşmesi ve kurduğu ittifaktır.

10-11 günlük bu ittifak, Kılıçdaroğlu’nun 2013’ten sonra CHP’de izlediği tüm kişisel ve kurumsal politikanın sonu oldu. Ve bu ittifak Kılıçdaroğlu’na kazandırmadı ve Güneydoğu Bölgesi başta olmak üzere tüm bölgelerde ters tepti.

Seçim yenilgileri, Türkiye’de ders çıkarmak, başarısızlığı kabul ederek istifa etme geleneği yok. Ama Kılıçdaroğlu fark yaratıp bunu başarabilirdi. Ama yapmadı.

“Gemiyi güvenli limana götürme” söylemi ile olağan kurultay süreci başlattı ve 4-5 Kasım 2023’te gerçekleşen 38. Olağan Kurultay’da kaybetti. 4 Kasım gecesi 2. tur seçimine katılmama kararı ile ayrıldığı evinden; kurultay salonundaki odasında gelen baskılarla 2. tura katıldı ve ilk turdaki 18 oyluk fark daha da açıldı.

Bugün mutlak butlan olarak karşımıza çıkan derin ayrışmanın temeli o gece atılmış oldu.

Özel ve yönetimi kurultay sonrası süreci daha kucaklayıcı siyasal tercihlerde bulunsa, Kılıçdaroğlu ile ilişkilerini bu vesileyle iyileştirebilmiş olsaydı bugünlerde yaşadıklarımız, bu kadar partiyi yıpratmazdı.

Kılıçdaroğlu o tarihten sonra hiçbir zaman kurultayda şaibe olduğunu kamusal alanda ifade etmedi ama hep buna inandı ve bugünlerin gelmesini bekledi.

Beklediği fırsat gelincede, onu sonuna kadar kullanmaya karar verdi.

İMAMOĞLU’NUN KAÇIRDIĞI İKİNCİ FIRSAT

Tam bu noktada yeniden siyasi cesaret konusunda değinmek isterim.

Yukarıda ifade ettim, 2023 seçimlerinde gerek İmamoğlu’nun gerekse Yavaş’ın kazanma olasılıkları Kılıçdaroğlu’na göre çok daha fazla olmasına rağmen Kılıçdaroğlu gibi siyasi cesaret göstermediler.

Bu İmamoğlu’nun kaçırdığı ilk fırsat oldu.

İmamoğlu 29 Mayıs 2023 sabahı “değişim” talebini dile getiren bir video yayınladı ve yeni bir yola çıktı.

Toplantılar yapıldı, web sitesi kuruldu, topluma çağrı yapıldı, talepler alındı ve sonuçta değişim çağrısı kendisinin yeninden İBB Başkan adaylığı, Özel’in ise Genel Başkan adaylığı olarak hayata geçti.

O günlerde İmamoğlu’na çok yakın isimlerle yaptığım görüşmeleri hatırlıyorum. Onlara sorduğum soru çok açıktı; İmamoğlu’nun yaptığı değişim çağrısı, neden yeni bir parti kurmaya yönelik değil de CHP içine dönük oldu?

Ben yeni partinin pekala mümkün olduğunu savundum.

Bu soruma ve görüşüme; konuştuğum insanların cevabı ise CHP’nin var olan oyunun vazgeçilmezliği oldu. Bu oy kimileri için yüzde 15, kimileri için yüzde 20 idi. Ve yüzde 0 ile başlamayı yüzde 15-20’ye tercih ettiler. Bu oy oranını arttırmanın daha kolay olduğunu savundular ve haklı da çıktılar.

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yüzde 37 oy alarak birinci parti oldular.

Bu başarıya rağmen ben o dönem İmamoğlu’nun yeni parti kurmayarak bir fırsat daha kaçırdığını düşünüyorum.

Nedeni de, İmamoğlu’nun klasik CHP seçmenini aşan daha geniş bir toplumsal kesimle konuşabilme ve onları rahatlıkla kucaklayabilmesi idi. Dahası onun siyasi aurası parti adı fark etmeksizin fark yarattığıydı. Bunu sokakta görmek her zaman mümkündü.

CHP’DE ÖZEL’SİZ DÖNEM BAŞLADI

Bunları yeniden tartışmanın anlamı var mı bilmiyorum. Sonuçta bugün CHP, istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararıyla 3 Kasım 2023’e döndü. Ve Kılıçdaroğlu yine Genel Başkan. Özel’in siyasi geleceği de Kılıçdaroğlu’nun elinde.

Özel “en kısa zaman”da olağanüstü kurultay çağrısı yapıyor ama Kılıçdaroğlu, “uygun zaman” diyor. Bu uygun zamanın ise seçim sonrası olma olasılığı çok yüksektir.

Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasını takip eden günlerde 15 Şubat 2026’da “Peki CHP, Akın Gürlek’e hazır mı?” başlıklı yazı yazmış ve yazıyı şöyle bitimiştim; Gürlek ile başlayan bu yeni döneme, en çok hazırlıklı olması gereken parti kuşkusuz CHP’dir. En kötü olasılığı düşünmek de bu hazırlığa dâhildir. CHP, 102 yıllık bir kitle partisi ve Cumhuriyet’i kuran iradedir; ancak bu durum, mevcut siyasi konjonktürde partiye bir "dokunulmazlık" sağlamaya yetmeyebilir.

Sonuçta kulislerde ne konuşulursa konuşulsun; asıl belirleyici olan CHP, Özel ve İmamoğlu’nun siyasette atacağı adımlar ve alacağı net pozisyonlar olacaktır. En kötü senaryoda CHP’ye kayyum atanması ihtimali bile –bunun hukuki değil siyasi bir karar olduğu gerçeği saklı tutularak– masada olmalı, alternatif stratejiler şimdiden üretilmelidir.

Buna yeni bir parti ile yola devam etmek de dahil olmalıdır.”

O günlerde Özel, T24’de verdiği söyleşide; tüm olasılıklara hazır olduklarını, buna yedek partinin de dahil olduğunu mealen ifade etmişti.

Özel dün, CHP’de zorla çıkarılırken yaptığı konuşmada; “Herkes kendine yakışanı yapıyor. Biz CHP’ye yakışanı yapıyoruz. Çok üzgünüm ancak bir baba ocağını geri almak üzere çıkıyoruz” dedi.

Peki bu nasıl mümkün olacak?

Yukarıda ifade ettim, son üç günden yaşadıklarımız; Özel ve ekibinin kısa vadede CHP içinde siyaset yapma imkanın sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü Kılıçdaroğlu, Özel’in siyasi gücünü etkisiz kılmakta kararlı. Ve bugün karşımızdaki Kılıçdaroğlu, hapiste olduğumuzda bizi savunan, aday olduğunda bizim destek verdiğimiz aynı siyasetçi değil. Bugün siyaseten farklı bir yerde duruyor. Buna üzülsek de gerçek bu. Ondan küçüklerin ona göstermediği siyasi saygıyı, o da bugün kendinden küçüklere göstermiyor. 

Belki de bu gerçeği veri alıp, baba ocağını geri almanın yolunun evden ayrılma cesareti göstermekten geçtiği düşünülmelidir.

Bu tercih, zor ama imkansız olamayabilir yeter ki haklı bir davanız ve bu dava için mücadele edecek cesaretiniz olsun.

Özel, bugün itibariyle “haklı bir davayı” sahiptir. Bugün ihtiyaçları olan tek şey cesarettir.

BİR ÖRNEK OLARAK AK PARTİ’NİN KURULUŞU

Bu konuda elbette tarihte başarısız örnekler mevcut. Ama bir başarılı örnek var ki, o da 25 yıldır iktidar: AK Parti.

28 Şubat sonrasında Refah Partisi (RP), AYM tarafından kapatıldı. Yerine Fazilet Partisi (FP) kuruldu. Bu süreçte parti içinde, siyaset yapma, Türkiye okuması ve siyasal söylem açısından farklılaşma yaşandı ve parti içinde başını Erdoğan ve Abdullah Gül'ün çektiği Yenilikçi Hareket ortaya çıktı. Gül, FP’de yapılan kongrede aday oldu ve kaybetti. Ama onların siyasi söylemi yenileştirme, siyaseti toplumsallaştırma talepleri bitmedi.

FP, RP devamı olduğu gerekçesi ile AYM tarafından kapatılınca, Yenilikçi Hareket 14 Ağustos 2001’de AK Parti’yi kurdu. AK Parti’nin kuruluşu 1970’de Milli Nizam Partisi’nun kuruluşu ile başlayan Milli Görüş geleneğinden kopuştu. Erdoğan ve arkadaşları bu cesareti gösterdi ve kazandılar.  

Onları 14 ay sonra yapılan 3 Kasım 2002 seçiminde iktidara taşıyan ise; Türkiye’nin demokratikleşmesi, AB üyelik hedefi, temel hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesi, toplumsal sorunların siyaset aracılığıyla çözülmesi talepleri ile bu talepleri dile getiren farklı toplumsal kesimlerle kurdukları “taşıyıcı koalisyonlar” oldu. Buna kuşkusuz parti içi ve çeperinde ortaya çıkan entelektüel sermayeyi de eklemek gerek.

Özel’in bu aşamada bu cesareti gösterip göstermeyeceğini bilmiyoruz. Ama yapılan açıklamalar bunun zayıf olduğunu gösteriyor. Burada elbette İmamoğlu'nun teşviki de önemli rol oynayacaktır. 

Ama bu cesareti göstermeye karar verdiğinde başarı ancak iki şartta mümkün.

İlki AK Parti’nin kuruluş sürecinde gerçekleştirdiği aynı siyasal hedefleri dile getiren farklı toplumsal kesim ve siyasi partilerle taşıyıcı koalisyonlar kurmak. İkincisi de bu süreçte yıpranan isimleri yedeğe çekmek. 

Tekrar ifade edelim bu tercih zor ama hedefe ulaşılması imkansız olmayan bir yoldur. Eğer haklı bir davanız var ve dava için mücadele edecek cesaretiniz varsa, hiçbir şey zor olmaz. 

Odak Noktası 109 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar