"Nimete hor bakan, rızkını zor bulur."
Anadolu’nun bu kadim sözü, sadece mutfaktaki ekmeğin kutsallığını, kırıntının bile baş üstüne konması gerektiğini anlatmaz. Emeğe, sadakate, size inanıp sofrasını açanların iradesine hürmet etmeyi öğütler.
Peki, bu düstur siyaset masasında nasıl işliyor? Orada işler biraz daha "ironik" ilerliyor. Zira bugün Türkiye’de siyaset, milletin önüne koyduğu o en büyük nimeti, yani seçmen iradesini, hoyratça harcayan, adeta bir açık büfe rahatlığıyla tabak değiştiren siyasi figürleri izliyor.
Bunun son ve en karikatürize örneği, milletvekili Nimet Özdemir’in baş döndüren siyasi seyahati oldu. Seçmen karşısına muhalif bir iddiayla çıkıp vekillik "nimetine" kavuşan Özdemir; önce ikinci, şimdi de üçüncü durağı olan AK Parti’ye geçerek bir kez daha saf değiştirdi. İsminin "Nimet" olması, kaderin siyasete bir cilvesi mi yoksa trajikomik bir şaka mı, orası meçhul. Ancak sergilenen bu iştahlı tavır, "nimet" kavramının içini öyle bir boşaltıyor ki, insan sormadan edemiyor: Sahi, hangi nimete hürmet ediyorsunuz? Milletin sandıktaki oyuna mı, yoksa iktidarın sunduğu konforlu imkanlara mı? Siyasette isminiz Nimet olabilir ama milletin iradesini böyle çerez gibi harcarsanız, ortaya çıkan manzara ancak absürt bir komedi olur.
Ankara’nın kapalı kapıları ardında, iktidar bloğunun bu transferlerle ne tür mühendislikler yaptığı sır değil. "Bir vekil bir vekildir" mantığıyla, Meclis’teki sandalye sayısını tahkim etmeye, yarın bir gün önümüze getirmeyi planladıkları anayasa değişikliği için aritmetik bir kale kurmaya çalışıyorlar. Meclis koridorlarında ellerinde abaküsle dolaşıp, boncukları sağa sola çekerek vekil sayanların kaçırdığı çok net bir realite var: O ilkel matematik, grup başkanvekilliklerinin odalarında işe yarayabilir ama sokaktaki vicdan muhasebesinde çöker. Siyasi meşruiyeti, sadece boncuk dizip parmak sayısını artırarak koruyamazsınız. Aksine, milletin sandıkta teslim ettiği iradeyi transfer borsasına dökerek yapılan her hesap, iktidarın hanesine kocaman bir eksi olarak yazılıyor. Toplum bu hamleleri izlerken güç değil, aksine bir tükenmişlik ve panik hali okuyor.
Bugün ekranlara, manşetlere ya da günlük siyasetin hararetli tartışmalarına baktığınızda bu geçişler adeta büyük bir siyasi deha veya deprem etkisi yaratmış gibi sunuluyor. Analizler kasılıyor, stratejiler üretiliyor.
Açıkçası tüm bu tantana, üzerinde uzun uzadıya konuşmaya, kelime harcamaya bile değmeyecek kadar sığ işler. Bir vekil gitti, biri geldi; günümüz dünyasında bu vitrin süslemelerinin sokağın gerçek gündeminde hiçbir karşılığı yok.
Çünkü yaşanan bu absürtlük, aslında arka planda çok sağlıklı bir mekanizmayı, büyük bir temizlik sürecini çalıştırıyor. Siyaset, seçime doğru yaklaşırken kendi doğası gereği tortularından arınıyor. Safların netleşmesi, herkesin kendi gerçek rengini ve kumaşını açıkça ortaya koyması her zaman iyidir. Seçmen, kimin zor zamanlarda ilkede direndiğini, kimin ise rüzgâra göre en konforlu tabağa yöneldiğini net bir şekilde görüyor. Bu transferler muhalefet için bir kayıp değil; aksine, yüklerden kurtulma ve safı berraklaştırma fırsatıdır.
Seçim öncesi kimin nerede durduğu, kimin hangi sofraya oturduğu belli olsun ki, sandık günü geldiğinde millet de faturayı ona göre kessin. Milletin iradesini, kendisine emanet edilmiş en büyük değer değil de bir takas unsuru olarak görenler, günün sonunda o kadim sözün ağırlığıyla baş başa kalacaklar.
Çünkü seçmenin güvenine, umuduna ve oyuna böyle tepeden bakanlar, yarın o seçmenden yeniden siyasi rızık istemeye yüz bulamayacak; bulsalar da o rızkı artık çok ama çok zor bulacaklar.

