Bu satırlar, bir akademisyenin görevi olan hakikate ve halka hizmet (Yükseköğretimin iki gayesi) duygusuyla kaleme alınmıştır. En zor dönemler en güzel dönemlere açılan kapılardır ve müjdeli bir geleceğin habercisidir. Allah’tan ümidini kesenler ancak ve ancak kafirlerdir. Hatırlayalım ki; ABD Anayasası, kaos, kargaşa ve ekonomik krizin en zirvede olduğu bir dönemde hazırlanmıştır ve hala yürürlüktedir (1788’den beri ve sadece 27 değişiklik yapılmıştır).

Fransız anayasacılık hareketleri de en zor dönemlerde ortaya çıkmış ve jakoben bir modelleme ile yoluna devam etmektedir. ABD anayasacılığının merkezinde Meclis’in aristokrat kanadını oluşturan Senato (eyalet yani her bir federe devleti temsil eden iki senatör) ve halkı temsil eden Temsilciler Meclisi, devletin zorbalığına karşı halkı yani hür fertleri koru(ma)yacak olan Yüksek Mahkeme ise günümüzde aristokrasiye evrilmiş durumdadır ve artık halkın değil, seçkin elitlerin temsilcisi olmuş durumdadır. Yürütmenin başı olan ve halkın seçtiği Başkan ve Başkan Yardımcısı ise halk ve elitisler arasında gelip giden bir duvar saati sarkacı durumuna gelmiştir.

Mutlak butlan (absolute nullity) konusunda mevzuat ile ilgili bilinmesi gerekenler: Mevzuatta 4 yargı kolu vardır; Anayasa yargısı, seçim yargısı, adli ve idari yargıdır. Siyasi partilerin oluşumu (merkez ve taşra organları dahil) konusunda 22 Nisan 1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu vardır (özel kanun varken genel kanun hükümleri uygulanamaz fehvasınca). Bu kanunun 21. Maddesine göre siyasi partilerin organlarının seçimi gerçekleştirilir. 21. Maddenin 10-13. Fıkraları arasında ilgili seçimler konusunda yapılacak itirazlar; tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde ve hakim (seçim yargısı hakimi) tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.

Özetle, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ve İstanbul İl Kongresi konusunda yapılacak itirazlar ilgili ilçe seçim kuruluna yapılmalıydı ve hakimin de aynı gün kararını vermesi gerekliydi. Bu itirazlar zaten yapılmış ve seçim kurulu başkanı tarafından da reddedilmiştir. Siyasi Partiler Kanunu (SPK) 121. Maddesine göre ise, eğer SPK’da bir hüküm yoksa Medeni Kanun ve Dernekler Kanununun SPK’ya aykırı olmayan hükümleri (boşluk doldurma) siyasi partiler hakkında da uygulanır denilmektedir. Özetle; asliye hukuk mahkemeleri Kurultay ve Kongre konularında yetkili değildir. 1950 yılından beri (16 Şubat 1950 tarihli ve 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu) Türkiye’de Yüksek Seçim Kurulu seçimlerin yönetilmesi ve yürütülmesi konusunda ilk ve son yetkili kurumdur. 1982 Anayasası, 79. Maddesi ile bu durum açık ve net olarak teyit edilmiş durumdadır:

“Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz...”

İl ve ilçe seçim kurulları da Yüksek Seçim Kurulu’nun bir parçası olduğuna göre, asliye hukuk mahkemeleri (Bölge Adliye Mahkemesi de dahil) apaçık şekilde yetki gaspıyla yargısal aktivizmde bulunmuş ve jüristokrasinin (yargıçlar hükümetinin) kapılarını ( İngilizce tabiriyle opening the gates of Hell=the gates of Hades) açmıştır. Eğer ki seçimlere hile karıştıranlar varsa, bunlar ceza hukukunun alanına girer ve ilgili kişiler ceza mahkemelerinde yargılanarak mahkum edilebilirler.

Doktora tezimiz olan anayasal yargı denetiminin meşruiyetinde (Karşılaştırmalı Anayasa Yargısında Politik Sorun ve Yargısal Aktivizm Doktrini: Anayasal Yargı Denetimi Gerekli mi?, Filiz Kitabevi, 4. Baskı, İstanbul, 2021) karşılaştırmalı anayasa hukuku dava örneklerinden vardığımız netice; bu vb. konular siyasetin alanıdır, yargı bu alanlara girmemelidir. Siyaset, yargı eliyle şekillendirilemez.

Son 10 yıldır defatle yazılarımızda belirttiğimiz üzere; asli kurucu iktidar halktır. Anayasal bir cumhuriyetin inşası kaçınılmaz olmuştur. Bu meselenin iktidar ve muhalefetle değil doğrudan halkın yönetimine ve denetimine bağlı meşru bir anayasal cumhuriyetin inşasıyla alakalı olduğu bariz bir şekilde ortadadır. Anayasal cumhuriyetin inşasının: Dar Bölge Seçim sistemi, Temsilcilerin Azli (geri çağırma) ve Halk Girişimi kurumlarının anayasaya dercedilmesiyle gerçekleşeceği kanaatindeyiz.

Bu nedenle parti liderlerinin ABD seçim sisteminde olduğu gibi; genel seçimlerden bir yıl önce iller bazında yapılacak oylamayla (ilgili partinin üyesi olup olmadığına bakılmaksızın) 41 ilde çoğunluğu sağlayanın seçilmesi yoluyla gerçekleştirilmesidir. Seçilmiş olan milletvekilleri veya belediye başkanlarının geri çağırma yoluyla yani temsilcilerin azli kurumuyla görevden el çektirilebilmesi mümkün hale getirilmelidir. Siyasi parti liderlerini delegeler değil, halk seçmelidir. Milletvekili genel seçimleri 4 yılda bir yapılabilir. Bir kimse en fazla iki dönem milletvekilliği yapabilir hükmü anayasaya konulabilir. Ayrıca Meclis’teki milletvekillerinin 1/3’ünün iki yılda bir yapılan (Türkiye bazında dağıtılmış yerlerle) seçimlerle sürekli bir şekilde yasama ve yürütme arasında kontrol-denge sağlanabilir.

Nerdeyse 350 milyon olan ABD’de Temsilciler Meclisi üyelerinin iki yılda bir seçildiği gözden uzak tutulmamalıdır. Milletvekilliği seçimleriyle, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ayrı zamanlarda yapılması da kontrol-dengenin sağlanabilmesi adına mutlak bir gereklilik olsa gerek. Halkın istemediği kanunları yürürlükten kaldırmayı veya anayasa değişikliklerini de halk girişimi kurumuyla sağlayabiliriz. Milletin içinde olmadığı hiçbir anayasa değişikliği yapılmamalı şeklinde anayasaya değiştirilemez hüküm de (illa da anayasa da değiştirilemez hüküm isteniyorsa) konulabilir. Anayasaları halkın koruyacağı şuuruyla çerçeve anayasanın maddeleri yazılmalıdır.

Özetle; halkına hesap verebilen bir yönetim anlayışının inşası (657 sayılı Kanunun acilen kaldırılması), hakikate ve halka hizmet eden eleştirel düşünceye dayalı bir yükseköğretim anlayışının kurulması (2547 sayılı Kanunun acilen kaldırılması) ve halka hizmet eden bir siyasi modellemenin yapılması (2820 sayılı Kanununun acilen kaldırılması) için anayasal cumhuriyetin inşası bu kolonlarla gerçekleştirilebilir gözükmektedir. Halka dayanan (1200-1400 delegeye değil) ve meşruiyetini elitislerden değil halktan alan bir adil düzenin inşası için huzur içerisinde herkese bayram tadında aydınlık bir Türkiye’yi Rabbimden niyaz ediyorum.