Yargı kararıyla CHP’nin başına geçen Kılıçdaroğlu partisini kuruluş kodlarına geri döndürmeyi vadediyor. Buradaki ima açık. Özel döneminde ana muhalefet partisinin özünden uzaklaştığı, yabancısı olduğu bir eylem ve politika setinin peşinden gittiği ve türlü karanlık ilişkilerin partide bulaşmasına göz yumulduğu iddiası var. Kendi genel başkanlığı döneminde sık sık Y-CHP’yi yaratmakla ve partinin kimliğini dönüştürmekle suçlanmış bir genel başkan için şaşırtıcı bir söylem bu. Belli ki Kılıçdaroğlu, parti içerisinde gerçekleştirmek istediği tasfiyelerin meşruiyeti için, biraz da araçsal olarak böyle bir iddia ortaya atmakta. Elbette bu söylediğine samimiyetle inanıyor ve partisinin iktidara gelmesi için temel ilkelere mutlaka geri dönülmesi gerektiğini düşünüyor da olabilir.
Buna karşın partinin seçilmiş yönetimi, Kılıçdaroğlu ekibini tam da aynı hat üzerinden eleştiriyor. O kanadın en şahin isimlerini dinleyecek olursak, eski genel başkan partiyi iktidara eklemleyerek kimliğinden uzaklaştırmakla görevli bir aparat. Özgür Özel, partilerinin 21 Mayıs itibariyle kapatıldığını, şimdi kurultay yoluyla onu yeniden açmak için çaba harcayacaklarını belirtiyor. Bir diğer deyişle tasfiye edilmeye çalışılan ekip de misyonunu partiyi diriltmek ve eski kimliğini ona kazandırmak olarak belirlemiş durumda. Partiyi terk etmek gibi bir niyetleri ise henüz yok. CHP’yi “baba ocağı” olarak görüyor, onu korumaktan ötesini düşünmeyi şimdilik reddediyorlar.
Birbirine taban tabana zıt bu iki ekibin partiye bakışlarının bu derece ortak olması şaşırtıcı. Her iki kanat da aslında son derece özcü. CHP’nin kendinden menkul bir dizi değeri olduğunda hemfikirler. Hem atanmış hem de seçilmiş genel başkan, tüm sorunların partiyi özüne döndürmekle çözülebileceğini düşünüyor. Dahası her ikisi de rakibinin bu öze ihanet ettiğini, partiyi lekeleyip kendi kimliğinden uzaklaştırmaya çalıştığını düşünüyor. İktidar eliyle tetiklenen güncel krizin söylemsel çekirdeğinde işte bu tartışma var: Hangi ekip CHP’yi daha çok temsil etmekte? Özel mi baba ocağına halel gelmesini engellemeye çalışıyor yoksa Kılıçdaroğlu mu partiyi safralarından arındırarak kendi kodlarına döndürmeye uğraşıyor?
Yaşamakta olduğumuz butlan krizinin hukuki bir yanı olmadığı, meselenin iktidarın muhalefete dönük operasyonundan ibaret olduğu ortada. Ancak gündelik siyasete ilişkin bu apaçık gerçeğin ötesinde, tartışmanın yukarıda anlattığım söylemsel yönü, ana muhalefetin hayal gücünün ve yenilenme kapasitesinin sınırlarını da gösteriyor. Bir diğer deyişle ülkenin sosyal demokratları da özünde muhafazakar bir çerçevede düşünüyorlar. Bu bakımdan onları, 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı entelektüellerine benzetmek yanlış olmaz. Bu isimler Osmanlı’nın bir kriz içerisine girdiğini ve gerilemekte olduğunu pekala seziyor, bir şeyler yapılması gerektiğini hissediyorlardı. Ancak Fatih’ten Kanuni’ye kadar olan dönemin ihtişamını bir türlü akıllarından çıkaramadıkları için, önerebildikleri her çözümün esası Osmanlı altın çağının ilkelerine geri dönmekten ibaretti. Bugün de muhalefet partisinin elitleri, çareyi baba ocağını koruyup kollamakta, partiyi kuruluş kodlarına döndürmekte ya da fiilen kapatılmış olan CHP’yi yeniden kurmakta buluyor. Bu krizi bir fırsat olarak görüp yepyeni bir yol açmayı düşünenler son derece sınırlı.
Oysa ‘CHP’nin kuruluş kodları’ söyleminin pratikteki anlamı son derece sınırlı. Partinin kuruluş ilkelerinden günümüz siyasetinde belirleyici bir rol oynamasını beklemek kolay değil. Zira CHP’nin kuruluş tarihinden ortak birtakım kodlar türetebilmek için, kavramsal ölçeğinizi hayli geniş tutmanız gerekir. Ancak bu şekilde ulusal bağımsızlık, Batılılaşma ve dış politikada denge arayışı gibi son derece genel geçer bir dizi ilkeye ulaşabilirsiniz. Ne var ki ulaştığınız bu ilkeler, günümüzün somut sorunları için pratik birer yol gösterici olamayacak kadar muğlak olacaktır. Neticede bu prensiplerin ötesinde, kendi çizginizi tanımlayacak daha spesifik ve modern bir dizi fikre ihtiyacınız olacağı açık.
Öte yandan ilk yıllarını dikkatle okuyup çok daha spesifik bir kurucu miras tanımlamak isterseniz, bu defa bir duvara çarpmanız kaçınılmaz. Çünkü CHP tarihinde daha spesifik prensipler ve politik tercihler aradığınızda karşınıza birbiriyle zıt yaklaşımların ve bunların temsilcilerinin çıkması kaçınılmaz. Örneğin parti geçmişinde İsmet İnönü’den Celal Bayar’a, Recep Peker’den Hasan Âli Yücel’e değin pek çok farklı isim var. Bu isimlerin her birisi bambaşka bir siyasi seti temsil etmekte. Dolayısıyla bunların hangisine neden dönüleceği, diğer isimlerin CHP’sinin ise neden yeniden kurulmaması gerektiği sorusunun yanıtını CHP’nin “özünde” bulmak mümkün değil.
Kaldı ki CHP’nin kuruluş kodlarına dönmesinin bir sandık başarısı getireceği de açık değil. Belki parti içi mücadele sırasında böyle bir söylemin alıcısı olabilir. Ancak unutmayın ki kuruluş dönemi CHP’si, seçim kazanan değil devrim yapan bir partiydi. Muasır medeniyet ülküsü çerçevesinde devletin varlığını güvence altına alıp toplumu ilerletmeye çabalıyordu. Bugün siyasi vizyonunuzu belirlemek için bu mirastan medet ummak sizi fazla ileri götürmeyecektir. 21. yüzyılın kendi muasır medeniyet düzeyi ne ise onu hedefleyen, ilerici bir CHP vizyonu bu geçmişten türetilebilir elbette. Ancak bu vizyon ülkenin kurucu partisinin tarihinin tek yorumu olmadığı gibi, fazlasıyla da muğlak kalacaktır.
Buna karşın her iki ekibin de partinin özüne dönük bağlılık beyanları ve karşılarındaki ekibi bu kimliğe ihanetle suçlamaları, son derece muhafazakâr bir tavır. Kılıçdaroğlu ekibinin neden böyle bir yolu tercih ettiğini anlamak zor değil. Yaptıklarını meşrulaştırabilecek pek fazla argüman yok ellerinde. Herhangi bir yeni siyasi vizyona sahip olmadıkları, yargı ve iktidar eliyle desteklendikleri için, en hakiki CHP’lilerin kendileri olduğunu söylemekten başka yapabilecekleri bir şey yok.
Özel ve İmamoğlu için ise aynı şeyi söylemek zor. Her iki ismin de önünde, Kemal beyin hayal ettiğinden çok daha büyük bir siyasal potansiyel var. Buna karşın onlar da ‘baba ocağı’ gibi geleneksel söylemlerle partiye özcü bir bağlılık göstermeyi tercih ediyorlar. Bunun bir nedeni, ana muhalefet partisinin elindeki mali ve örgütsel imkanlardan vazgeçmek istememeleri. Partinin imkanları olmadan kitlesel bir hareketi sürdürmek kolay değil. Ayrıca CHP amblemi altında olmanın getirdiği bir çekirdek oy desteği olduğu da ortada. Ayrıca bu süreçte yeni bir yapılanmaya gitmeleri durumunda, iktidarın hem dokunulmazlıklarının kaldırılması hem de erken seçim düğmelerine basarak onları hazırlıksız yakalayacağından endişeliler. Bu anlamda partiyi terk etmeyi, ‘CHP muhafazakarlığı’ konusunda Kılıçdaroğlu ile yarışa girişmekten daha riskli görüyor olmalılar.
Ancak önünüzdeki yollar tıkandığında risk alıp yeni bir yol açmak da politikaya dahildir. Tarihte pek çok lider, başarısını büyük kriz anlarında aldığı risklere borçludur. Machiavelli’nin yüzyıllar önce dediği gibi, gerçekten de kader tanrıçası fortuna cesarete aşıktır. Bir zamanlar Erdoğan, partisinden istifa edip yepyeni bir siyasi oluşum kurarak iktidara yürümüştü. Öyleyse neden CHP’nin seçilmişleri, arkalarında topladıkları büyük toplumsal enerjiyi yeni bir oluşumla birlikte yükseltmeyi tercih etmiyorlar?
21 Mayıs’ta gelen butlan kararı alternatif bir muhalefet hareketi kurmak, CHP içerisindeki kısır tartışmalardan sıyrılmak, yeni bir dil üzerinden toplumla iletişime geçmek için kaçırılmaması gereken bir fırsat. Elbette bu adımın organizasyonel ve mali zorlukları küçümsenmez. Üstelik iktidar, Özel ve arkadaşlarının bir sonraki seçimlerde aday olamaması için tam da böylesi bir hamleye karşı bir baskın seçim planlıyor da olabilir. Ancak Erdoğan’ın getirdiği siyasal sistem bu konuda muhalefetin elindeki en büyük koz. Zira mevcut yapı içerisinde en anlamlı seçimin cumhurbaşkanlığı makamı seçimi olduğunu biliyoruz.
Bu durumda yeni partinin seçimlere girmesi engellense bile, Özel ve arkadaşlarının imza toplayarak bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmasının önüne geçilemez. Bu da muhalefetin, iktidar ne yaparsa yapsın doğrudan Erdoğan’la yarışabileceği anlamına geliyor. Milletvekili seçimleri için ise, hiç birisi ideal olmayan bir dizi alternatif yol pekâlâ düşünülebilir. Ancak burada asıl olan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak Türkiye’yi yeniden demokrasi yoluna geri döndürmektir. Özgür Özel bunu başarabilir. Yeter ki CHP içi mücadelenin toplumsal muhalefet enerjisini zamana yayarak sönümlemesine izin vermesin.
