21 Mayıs akşamı itibariyle en makul senaryo Kılıçdaroğlu ve Özel liderlikleri arasındaki uzlaşmaz çelişkinin devam edeceği, ancak çatışmanın kontrollü çatışma düzeyini aşmayacağı şeklindeydi. Çünkü CHP Genel Merkezinde bir Saraçhane havası yoktu. İmamoğlu ve Özel butlana sert bir şekilde karşı çıkmış, ama Kılıçdaroğlu’nu yine açıkça hedef almamışlardı. Kemal bey ise zamana yayılmış ve parti bütünlüğünü koruyacak şekilde yumuşak bir geçişi hedefleyen cümleler kuruyordu. Bu manzara kısa sürede dağıldı. Butlan kararından 3 gün sonra polis Genel Merkezin kapısına dayanmıştı. Kısmi de olsa neden bir uzlaşı olmadı sorusunun muhtemel yanıtları üzerinde durarak tartışmayı derinleştirelim.

Öncelikle butlanla hukuk yoluyla mücadele etme planı bir anda çöktü. YSK bir kez daha kendi görev alanını seçim uyuşmazlıklarıyla sınırlayan, siyasi parti uyuşmazlıkları kongre, kurultay gibi olaylarda düğümlense dahi çatışmada rol almayan dar bir hukuki yorumda ısrar etti. Ayrıca Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılması süreci de akamete uğradı. Davayı kaybeden ve temyize gitme hakkına sahip CHP Genel Merkezi başvuruyu geri çekti. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu da davacı Lütfi Savaş gibi düşünüyor. Özgür Özel karardan zarar gördüğü gerekçesiyle bireysel bir başvuru yaptı. Ancak Özel en baştan itibaren resmen davaya müdahil olmadığı için Bölge İdare Mahkemesinin bu başvuruyu kabul etmesi düşük ihtimal. Gelinen durum itibariyle kararın kesinleşmesi en yüksek ihtimal olarak önümüzde durmakta.

Hukuk bir kez daha çökerken siyasi adımlar sertleşti. Özel’in iki hamlesinin Kılıçdaroğlu cephesindeki yumuşak geçiş senaryosunu devre dışı bıraktığı açık. Özgür bey kendisini grup başkanı seçtirdi. Ayrıca bayram sonrasında olağanüstü kurultay için imza toplamaya başlayacağını söyledi. CHP Genel Merkezi ve CHP grubunun aynı anda Özel’in kontrolünde olması Kılıçdaroğlu’nu Gürsel Tekin pozisyonuna sürükleyecekti. Yani kağıt üstünde yetkileri olan, ama fiilen onları kullanamayan bir aktör. Ayrıca kurultayın zamanı çok önemli. Kılıçdaroğlu ekibinin kendilerini tasfiye eden Özel-İmamoğlu ittifakını tasfiye etmesi için zamana ihtiyacı var. Kısa sürede gidilecek bir kurultay Kılıçdaroğlu’nu tekrar emeklilik günlerine geri götürecektir. Özel ise kurultay tarihi gecikirse parti içindeki gücünün aşınacağını biliyor. Polis zoruyla Genel Merkezin boşaltılması ve taraflar arasında bu noktada bile uzlaşının, hatta bir görüşmenin olmaması işin siyasi anlamda bir mevzi savaşına döndüğünü gösteriyor.

Genel başkana rağmen partiyi olağanüstü kurultaya götürmek imkansız olmasa bile çok zor. Bu nedenle yakın bir tarihte kurultay süreci kapandı. Yine de bu kurultay meselesi Özel-İmamoğlu ikilisi, yani parti içi muhalefetin siyasal psikolojik silahı olmaya devam edecek. Partinin kolluk eşliğinde boşaltılmasının verdiği yüksek enerji, örgüt, vekil, belediye başkanları ile medya/sosyal medya desteği Özgür beyin en büyük avantajları. CHP seçmenlerinin büyük bir kısmı Kemal beyi haksız, Özgür Özel yönetimini başarılı buluyor.

Kılıçdaroğlu ise aynı anda iki pozisyonu birlikte yürütmek zorunda. En son videolu mesajında arınma siyaseti vaat etti. Bu arınma siyaseti argümanı aynı zamanda parti içi muhalefeti tasfiye etmenin gerekçesine karşılık gelmekte. Çok sayıda belediye başkanı ve vekilin disipline verilmesi, ihracı ve (veya) üyeliklerinin askıya alınması ihtimal dahilinde. Ancak siyaseti sadece zorla, baskıyla ve şiddetle yürütmek imkansız. Kemal beyin ikna araçlarına ve normalleşmeye de ihtiyacı var. Muhaliflerin ihraç edilmesi Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki gücünü arttırır. Ama bu durum partiyi sürekli bir şekilde yüksek türbülans halinde tutmaya devam edecektir. Kemal beyin rıza üretmesi gerek. Bu koşullarda işi Özgür Özel’e göre çok zor. Olağan kurultay sürecinin açıklanması, üstüne atılı “sarayın adamı” etiketinden kurtulmak için AKP iktidarına sert muhalefet, parti içinde ortada duran aktörleri safına çekmeye yönelik yoğun kulis ve tabii ki Mansur Yavaş gibi aktörleri partide tutacak nüanslı bir siyaset Kemal beyin olası yol haritası. Ne ölçüde başarılı olacağını hep birlikte göreceğiz.  

Tüm bu plan ve olasılıklar bakımından temel sorun ise rasyonelliğin yitimi. Herkes çok duygusal, yoğun, kızgın ve mesele çoktan kişiselleşmiş. Duygusallığın arttığı yerde akılcı çözüm ve makulün sesi ikinci plana itiliyor. Her iki taraf için de temel sorun şu: Siyaset sadece ileriye doğru yapılmaz. Bazen ilerlemek için geri adım atmak gerekir. Uzlaşı, taviz ve kriz yönetimi de en az karşı çıkmak ve mücadele kadar politikanın parçası olan şeylerdir. Ötekini yok sayar ve her yeri direniş alanına çevirirseniz mevzi savaşı tüm kamusal alanı kaplar. Bu noktada sözü eylemle dengelemek ve haklı olmanın haklı kalmaya yetmeyeceği gerçeğini bilerek hareket etmek gerekli.