Bu muhteşem şiir ve şarkı için haksızlık etmek istemem bu şarkıyı bizim siyaset ile mukayese ederek ama “serbest çağrışım” diyorlar değil mi bu durumlara?
Yeni Türkü’nün harika söylediği bu şarkının bestesi Yunan Manos Loizos’un, yunanca güfte Manolis Rasoulis’in, sözler Türkçeye büyük şair Murathan Mungan tarafından çevrilmiş, Yunanca bilmiyorum, bu dile hakimiyetim(!!!) yirmi otuz kelimeyi geçmez, orijinaline haksızlık etmeyeyim ama Murathan Mungan’ın çevirisi sanki en azından orijinali kadar güzel, benzer bir hissi Cevat Çapan’ın çevirisiyle okuduğumuz Kavafis’in “Şehir” şiiri için de düşünürüm, Mungan’a da, Çapan’a da çok çok teşekkürler.
Maskeli balo şarkısında şöyle bir ifade vardır:
“Bu maskeli balo
Ve onun sahte yüzleri”
Şiir bir aşk şiiri, bunu kirletmek hiç istemem asla ama yukarıda belirttiğim gibi bu iki mısra sanki, keşke öyle olmasa idi, bizim siyaset hayatımızın en güzel, güzel doğru sıfat olmadı, en yakışan ifadesi.
Bizde çok iddialı sözde muhafazakârlar vardır, sözde milliyetçiler vardır, sözde sosyal demokratlar vardır, üstelik hepsi de fırka fırkadır, yani her türünden birden çok fark vardır sahnede.
Benim artık çok yerleşik kanaatim bizim muhafazakârlar, muhafazakâr, milliyetçiler milliyetçi, sosyal demokratlar da asla sosyal demokrat değillerdir ama suratlarında her birine eğreti bir biçimde iliştirilmiş muhafazakar, milliyetçi ve sosyal demokrat maskeler vardır, maskeleri attıklarında bir zamanlar bizim ekranlarda dönen Osmanlı Bankası reklamına benzerler, “yoktur aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız”.
Tiyatroların Beyoğlu’nda kümelendiği dönemlerde bizim tiyatrocular, kimi iyi adam, iyi kadın, kimi kötü adam, kötü kadın, kimi aldatılan erkek, kadın, kimi aldatan kadın, erkek, gece oyundan çıktıktan sonra hep beraber Atlas sinemasının girişindeki Kulis Bar’da buluşurlar, beraber yemek yerler, içki içerler, kâh gülerler, sevişirler, kâh kavga ederlerdi.
Bizim tiyatrocular lehine açık kalite farkı dışında manzara bizim siyaset dünyamıza ne kadar da çok benziyor değil mi?
Dün (Cumartesi) Ankara’da yaşanan olayda, CHP Merkezi ve Güven Park’da yaşanan olayları da, ilkinde sahnede Kemal Kılıçdaroğlu, ikincisinde Özgür Özel, Maskeli Balo şarkısına, tiyatroya ne kadar da benzetiyorum, haksızlık yapıyorsam Allah affetsin.
Karşılıklı çok şey söylediler, bence ne dedikleri pek önemli değil de ne demedikleri kanımca çok çok önemli.
Yazılarımı sürekli okuyanlar var ise bana “sen de taktın kafaya bu konuyu” diyebilirler, hukukçu değilim, hiç anlamıyorum siyasetin hukukundan, galiba da en karışık dallarından biri hukukun, bildiğim, duyduğum bu konuyu en iyi rahmetli Erdoğan Teziç bilirdi, bilirmiş, bir seçilmiş başkan bir de atanmış başkan var diyorlar ama her ikisi de mesela CHP’nin yönettiği yerel yönetim birimlerine bir parti içi yazışma gönderip ikinci bir ricaya kadar belediye ihalelerinde İhale Kanununun 21-b ve 22. Maddelerini kullanmamalarını istemiyorlar ve istemeyecekler de, tanıdığım çok köklü bir CHP’li meslektaşıma bu konuyu telefonla sorduğumda “Özgür böyle bir yazı gönderemez, buna gücü yetmez” demişti bana.
Her iki başkan da mesela yine ilk genel seçimlerde CHP’nin başında olurlarsa yüzde onluk bir normal elitizm kontenjanı dışında, yüzde onu aşmamalı bu kontenjan, milletvekili aday listeleri oluştururken mutlaka ön seçim yapacağız diye söz verebilirler mi sizce?
Aynı başkanlar Kenan Evren hediyesi Siyasi Partiler Kanununu hakkında nedense hiç ağızlarını açmıyorlar, ilk siyasi vaatleri olarak nedense yeni, yepyeni, genel başkan sultasını sıfırlayacak, en azından minimize edecek bir Siyasi Partiler Kanunu yapacağız, dar bölge sistemi ile milletvekilini başkana değil onu seçen seçmene mecburcu kılacak bir yasayı Meclise getireceğiz diyebiliyorlar mı?
Meclis koridorlarında beraber yol yürüdüklerini söyledikleri yoldaşlarının bir adım önünde mafya babaları gibi yürümelerinin çok ayıp, çok çirkin bir görüntü olduğunu öğrenecekler mi acaba? Bir grup toplantısı bitiyor, izliyorum, Özgür Özel çok hızlı adımlarla salondan çıkıyor, bunu anlıyorum, bir işi, bir acelesi olabilir, koruması, özel kalem müdürü peşinden de gitmelidirler ama bakıyorum onlarca partili, milletvekili ya da değil, başkanın peşinden aynı hızlı adımlarla gidiyorlar, bu ne berbat bir siyasi kültürdür, bu mafyatik yürüyüşler bir siyasi parti başkanına yakışır mı?
Bakmayın Özgür Özel’in adını verdiğime, son zamanlarda en çok onun grup toplantılarına bakıyordum salıları da ondan ama aynı tuhaf durumlar tüm partiler için ve her dönemde geçerli idi.
Peki, bu Cumartesi başkanlar, atanmış ve seçilmiş diyorlar, neler dediler?
Birbirlerini hırsızlıkla, rüşvetle, bir devlet büyüğümüzün(!) payandası olmakla suçladılar, tabii ki Atatürk’ü dillerinden düşürmediler, hamaset hep öne çıktı, birisi diğerini mandacılıkla bile suçladı.
Dıjjjjjjj güçler bile dedi Kılıçdaroğlu, tabii fetö sosunu da ihmal etmedi aynı Kılıçdaroğlu ama öbürü ve arkadaşları da senelerdir yaklaşık her cümleye “fetö taktiği” ile başlamayı ihmal etmediler.
Kılıçdaroğlu bir anlamsızlık barajını da aşıp “yurtdışı ilişkileri olmayan bir adamım” bile dedi, sanki CHP gibi bir partinin dış ilişkilerinin olması kötü bir şeymiş gibi hatta olmaz ise olmazı değilmiş gibi.
AKP ve MHP’de de, başka küçük partilerde de durum adeta tıpa tıp aynı.
Murathan Mungan ne güzel çevirmiş güzel şiiri:
“Bu maskeli balo
Ve onun sahte yüzleri”
Öte yanda ise Türkiye Transparency International’ın 2025 araştırmasında 182 ülke içinde en yozlaşmış 128. ülke olarak gözüküyor endekste, dikkatinizi çekerim, El Salvador, Belarus,. Moğolistan, Panama gibi ülkelerin yeri bizim önümüzde yani bizden daha iyi skorları.
Acaba bizim maskeli baloda milliyetçiler(!), muhafazakârlar(!), sosyal demokratlar(!) bu utanç verici durumdan bir parçacık utanç duyuyorlar mı?
Mesela bizim için utanç verici bu berbat endekste neden “Dört yıllık bir iktidar sonrası Türkiye’yi en temiz ilk yirmiye, ilk otuza taşıyacağız” diyemiyorlar.
Kendim sorayım, kendim yanıtlayayım, çünkü bunun için “Merkezi devlet iktidarında ve yerel devlet iktidarlarında ihale kanununun 21-b ve 22. maddelerini kullanmayacağız, kullanmak zorunda kalırsak da mutlaka en şeffaf bir biçimde ve mutlaka naklen yayınlayarak yapacağız” diyemiyorlar.
Durmak yok, yola devam.
